“ET YEMEK”: KAYIP GÖNDERGE

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisi Aysu Atasoy 118. sayımızda Gen Z köşemizin konuğu oldu.

Aysu Atasoy 118. sayımızda Carol J Adams’ın “Kayıp Gönderge” kavramından bahsetti.

Son dönemlerde, veganizm ve bitkisel beslenme belki de hiç olmadığı kadar gündemde. Sosyal medyanın ve ‘The Game Changers’, ‘What the Health’, ve ‘Cows Spiracy’ gibi belgesellerin de etkisiyle birçok insan bitkisel beslenmeyi duymuş oldu. Bununla birlikte yeni vegan restoranların açılmasının yanında diğer restoranlar da menülerine vegan ve vejetaryen seçenekler eklemeye başladılar. Böylece uzun zamandır toplum olarak pek düşünmediğimiz veya düşünmemeye çalıştığımız şeyi, etin nereden geldiğini ve etsiz bir yaşamın mümkün olup olamayacağını sorgulamaya başladık.

Hepimiz aslında “et” yerken onun nereden geldiğini biliyoruz. Ancak Carol J Adams’a (1990) göre bu farkındalık oldukça sınırlı. “Kayıp Gönderge” Adams’ın ölü hayvan parçasının “et” kelimesi altında, gerçekte kim olduğu ve nasıl tabağımıza geldiği hikayesinin kayboluşunu anlatmak için kullandığı bir kavram. Tabağımızdaki hayvanın gerçek yolculuğunu hatırlamamak için ona öldürülmüş inek veya tavuk cesedi demek yerine basitçe “et” diyoruz. Böylece, marketteki raflarda ve önümüzdeki tabakta gördüğümüz şeyin bir hayvan ölüsünün parçası olduğunu fark etmiyoruz. Sonuçta, kasapta, kebapçıda, markette gördüğümüz etler bizim için diğer yenilebilir nesnelerden farklı olmuyor. Aslında gözümüzün önünde bir hayvanın öldürülmesine bu kadar duyarsız değiliz. Çoğumuz karnı acıkınca mecbur kalmadığı sürece yakınındaki bir koyunu veya keçiyi öldürüp yemeyi düşünmez. Fakat kayıp göndergenin tabaktaki ürünle onun oraya nasıl geldiği hikayesi arasında yarattığı kopukluk eti hepimiz için yenebilir kılıyor. Çoğu hayvan severin et yemekle ilgili bir sorunu olmaması veya hayvanları sevmek ve onları yemek arasındaki bariz çelişkiyi görmemesinin sebebi aslında bu kavramla açıklanabilir.

Adams’ın Kayıp Gönderge kavramı gerçekte vahşi bir eylemi günlük hayatımıza ahlaki bir sorun yaşamadan nasıl yerleştirdiğimizi anlamak için kullanışlı bir kavram. Bunu sadece hayvansal ürün tüketimi için değil, her türlü günlük tüketimimiz için kullanabiliriz. Tükettiğimiz nesneler ve onların isimleri bize nadiren arkalarında yatan hikâyeyi çağrıştırıyor. Kayıp gönderge bir şekilde ortaya çıktığında ise, tüketim bizim için ahlaki bir soruna dönüşüyor.

Kaynakça Adams, J. C. (2013). Etin Cinsel Politikası. (Çev. Tezcan, G. Boyacıoğlu, E.). Ayrıntı Yayınları. (Orijinal yayın tarihi, 1990)

 

Aysu Atasoy, 22

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisi

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 118. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.