Emre Kaplan: “Bağımsız ajanslar, her alanda en iddialı ajanslar”

Rafineri Yönetici Kreatif Direktörü Emre Kaplan, yaşamakta olduğumuz ekonomik durgunluk döneminde bağımsız ajansların neler yaptığını ele aldığımız 81. sayımızda görüşleriyle yer aldı.

Türkiye’de pek çok sektörde olduğu gibi, reklam sektöründe de yabancı şirketler önemli bir paya sahip. Bunda maalesef ülkemizde kurum kültürünün çok yerleşmemiş olmasının payı var. Pek çok şirket sahibi, hayat boyu emek verdiği, kurduğu büyüttüğü kurumu, kişisel emeklilik planı için satmayı yeğliyor. Ancak reklam sektöründe zaman içinde kaybettiğimiz bu ajansların yerini özellikle son on yılda yeni ajansların alıyor olması umut verici. Rafineri 20. yılına yaklaşırken bu yeni dalganın ilk ve en büyük temsilcilerinden biri. Bugün baktığımızda bir parçası olmaktan gurur duyduğumuz bağımsız ajansların, her alanda en iddialı ajanslar olarak ortaya çıktığını görebiliyoruz.

Avantajlar ve dezavantajlar

Bağımsızlık tabii ki hareket kabiliyetinizi artırıyor. Bir bütçe geçerken veya işe bir eleman alırken ya da en çok da elemanlarınıza zam yaparken bunu dünyadaki bir ofise onaylatmanız gerekmiyor. Genellikle işin ticari tarafıyla ilgili olan global ofis, size gerçekleştirmesi imkansız hedefler koyup kaliteden ziyade kantite için sizi sürekli zorlamıyor. Bir network ajansı olmanın tek “ticari” avantajı, global anlaşmalarla otomatik olarak müşteriniz olacak markalar getirmesi olabilir. Ama orada da pek çok örnekte gördüğümüz gibi, bu zoraki evlilikler iki tarafı da çok mutlu etmiyor.

Mevcut ekonomik durumdaki avantajları düşünürsek, bu konuda esas kırılım network/bağımsız düzleminden ziyade büyük/küçük ajans düzleminde olacak. Bağımsız bir ajans olarak Rafineri, 150’ye yakın çalışanıyla bugün Türkiye’nin en büyük ajanslarından biri. Böylesi bir ekip gücüne sahip olmamız, müşterimizin tüm ihtiyacını içeride holistik olarak karşılamamızı sağlıyor. Ve bu büyüklük tabii ki riskleri de beraberinde getiriyor. Ama bu konuda -nasıl Türk ajanslarına güveniyorsak- Türk reklamverenlerine de güvenebileceğimizi düşünüyorum. Türk reklam sektörü, kriz dönemlerinde durmamanın gerekliliğini önceki tecrübeleriyle artık çok iyi biliyor.

Bir network ajansı olmanın tek ‘ticari’ avantajı, global anlaşmalarla otomatik olarak müşteriniz olacak markalar getirmesi olabilir. Ama orada da pek çok örnekte gördüğümüz gibi, bu zoraki evlilikler iki tarafı da çok mutlu etmiyor.

Neden bağımsız ajans?

Uluslararası sermayenin ülkemize yatırım yapmasıyla ilgili tabii ki hiçbir sorunum yok. Ancak bu yatırımın, teknoloji ya da bilgi transferi olarak ülkemize bir katkı vermesi durumunda gerçek anlamda bir manası var. Gururla söylemek lazım ki Türk yaratıcı sektörleri -dizi sektöründen reklam sektörüne- bugün dünyayla yarışır güçte. Reklam ajanslarında -buna network ajansları da dahil- bu ülkenin insanları tarafından, bu ülke için iş üretiliyor. Network merkezlerinin, yerel ofisleri kadar tanımadıkları bu ülkeye nasıl konuşulacağına dair bir tavsileri de olamıyor. Sadece network’seniz sizin üretiminiz üzerinden daha çok yurt dışı kazanmış oluyor. Böylesi bir dengede de tabii ki gönül, bağımsız ajansların daha da büyümesi ve pazarın hakimi olmasından yana. Ne de olsa, Atatürk’ün gösterdiği yolda, “Bağımsızlık bizim karakterimizdir.”

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 81. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.