Emre Kaplan artık Rafineri Ajans’ta

Emre Kaplan, Haziran ayı itibarıyla Rafineri’ye ortak oldu ve yönetici kreatif direktör olarak çalışmaya başladı. Kendisini ziyaret edip bu yeni ortaklığı, geçiş sürecini konuştuk. Hatice Erkan

Emre Kaplan, 8 yıldır TBWA\İstanbul’daydı. TBWA’de yaratıcı grup başkanı, kreatif direktör ve son birkaç yıldır da yönetici kreatif direktör olarak çalıştı. Bu sevgiyle hatırladığı sekiz yıllık serüvenin ardından Haziran ayında Rafineri’ye hem ortak oldu hem de yeni ajansında yönetici kreatif direktör olarak çalışmaya başladı.

Emre Kaplan

Kreatif kalmak istiyordum

Emre Kaplan’a kariyerinde ona yeni bir yol açan değişikliği neden istediğini soruyorum. “TBWA’de güzel zamanlarım oldu. Ajans hem iş anlamında çok büyüdü, hem etkili iş yapmada, hem ödüllü iş yapmada çok yol aldı. Ama ben ‘Bir adım daha atmalıyım, bir şey daha yapmalıyım’ hissine kapıldım bir noktada. Ajans kurmak dışındaki alternatifim başka bir ajansa geçmekti. Ama o da çok mantıklı değildi. TBWA hem dünyada hem Türkiye’de çok başarılı bir network ajansı.  Benzeri bir şey yapmak benim için çok anlamlı değildi. Bunun alternatifi belki bir ajans açmaktı. Ki son dönemde bunu başaran arkadaşlarımız var. Ama ben kendimi de iyi tanıdığımdan, işin ‘iş adamlığı’ tarafına daha fazla zaman ayırmaktan korkuyordum. Çünkü ben bu işi çok severek yapıyorum. Kreatif tarafta çok eğleniyorum. İşin bu tarafında kalmak istiyorum” diyerek  özetliyor bu yeni sayfayı açma nedenini.

Kendi şirketim diyebileceğim bir yer

Emre Kaplan, öteden beri beğendiği, çizgisini koruyan Rafineri’ye geçme ve ortak olma sürecinin çok hızlı geliştiğini her şeyin bir ay içinde olup bittiğini belirtiyor. Bunun ardından 8 yıldır TBWA’de olduğunun, çok hareket eden bir insan olmadığının altını çizip sadakate çok önem ve değer verdiğini söylüyor ve ekliyor: “Benim için çok kolay olmadı ama buraya ortak olmak; kendi şirketim diyebileceğim bir yerde çalışmak kafama yattı. İşin yıllarca ‘business’ tarafını yürütmüş olan Nil, Aslı ve Ayşe ile olmak çok işime geldi. Ben hem şirketim diyebileceğim bir yere sahip oldum, hem de kreatifliğime devam ediyorum.”

Peki Rafineri’de şimdilik işler nasıl?

Gülerek yanıtlıyor bu soruyu: “Bir ayım daha yeni doldu. O yüzden işler birikmiş biraz. Tanışma toplantılarına gidiliyor bu aralar. Müşterilerin de güzel bir dönemiymiş, hepsi bir beklenti içerisinde.” Kaplan’ın TBWA\İstanbul’da aralarında Avea, Akbank, Anadolu Sigorta’nın da içinde bulunduğu çok büyük bir portföyü ve buna bağlı olarak çılgın bir yoğunluğu vardı. “Acaba burada çok boş olur muyum  ya?” diye düşünmemiş de değil hani… Peki öyle oldu mu? Yine gülüyor: “Hiç öyle bir durum yok.  Ama iyi geliyor bana çok çalışmak, memnunum hayatımdan.”

Meslek reklamcılardan saygı görmüyor

Gelelim reklamın mutfağına… Emre Kaplan sokaktaki adamı tanımak için ne yapar? Gelin kendi ağzından dinleyelim: “Bunun için özel bir rutinim yok; gidip Kapalıçarşı’yı geziyorum demeyeceğim. İki çeşit reklamcılık var. Bir reklam fikri bulup, fikircik bulup iş yapmak var. Bir de hakikaten etkiyi hesaplayıp yaratıcılığı işe yarayacak şekilde kullanmak var. Bence bu ikinci yaratıcılık daha önemli ve daha zor aslında. İnsanları etkileyen, insanların konuştuğu, bu ülkenin dinamiklerine uyan bir şey yapmak daha zor. İş hakikaten zeki ve ilginç olmalı, farklı durmalı. İş iyiyse taksiciyi de yakalayabilmeli, annemizi de, reklamcı arkadaşımızı da yakalayabilmeli. Gerçek bir işse, Kristal de almalı o reklam, bir taksiye bindiğinizde ‘Abi siz mi yaptınız, helal olsun!’ da dedirtmeli. En büyük tatmin kesinlikle o oluyor. Şükür ki daha önceki yaptığımız işlerde başımıza geldi. Reklama koyduğunuz bir şakayı bir başkasının size yapması kadar değerli bir şey yok.”

Bu dediğiniz aslında markayı popüler kültürün bir parçası haline getirmek, diyorum. Bunun üzerine Emre Kaplan bu işin kıymetinin bilinmediğinden dem vuruyor: “Reklamcılık işi, özellikle reklamcılardan çok da saygı görmeyen bir iş. Bizim yazarımız, reklamcımız ister ki kitap yazsın, film yazsın. Reklam yönetmeni der ki ‘Ben aslında uzun metrajcıyım da reklamdan kotarıyoruz bir şeyler, mecburen yapıyoruz.’ Halbuki reklam böyle çirkin bir şey değil. Reklam hem reel sektörün tam merkezinde, ekonomiyi işleten bir çark hem de bazen, her zaman değil belki ama bazen, popüler kültüre katkı sağlayan, insanlara bir şeyler söyleyen, yön veren bir şey olabiliyor. ‘Tu kaka’ ele almamak, bu işi severek yapmak önemli ve değerli.”

 

Röportajın tamamını Campaign Türkiye Ağustos sayısında okuyabilirsiniz.

 

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.