Duygusal ve yaratıcı robot ile yaşasın otomatik hayat!

Robotların üretilmesinin birçok sebebi var. Bazı robotlar uluslararası hava istasyonlarında astronotlara yardım etmek için üretilirken bazı robotlar ise dost canlısı satış elemanı olarak üretiliyor. Bu durum da robotların en temel fonksiyonlarından birinin bizimle birlikte çalışabilmek, iletişim kurabilmek ve hatta insan benzeri değerler edinebilmek olmasına neden oluyor. Buradaki asıl soru şu: “Peki bizim gibi olabilmek için, bizi gerçekten anlayabilmek için ve onlardan alışveriş yapabileceğimiz seviyeye ulaşmak için duygularının olması gerekiyor mu?”

Robotların duyguları anlayabilmesi ve hatta hissedebilmesi bilim kurgu eserlerinin popüler temaları arasında yer alıyor. Star Trek: The Next Generation’da robotun duygularının masaya yatırılıyor oluşu, Ex Machina’da Ava’nın insan duygularını manipüle ediyor olması düşününce akla ilk gelen örneklerden. Henüz insan duygularının %0,1 bile kavrayabilmiş robotlar üretebilmenin çok uzağında olsak da bunun bir gün gerçekleşeceğini düşünmek çok da aşırıya kaçmak olmaz diye düşünüyorum.

Hayatımızda kullandığımız yapay zeka ürünlerine bir göz atalım. Alexa ve Siri gibi bir nevi robot olan yapay zeka programlarıyla basit düzeyde iletişim kurabiliyoruz. Onlardan hava durumuna dair bilgi alabiliyor ya da evimizdeki ışıkları açıp kapatmalarını sağlayabiliyoruz. Bu da şu soruyu doğuruyor doğal olarak: yapay zeka ile kurduğumuz bu basit seviyedeki duygusal ilişki daha ne kadarlık bir uğraşın ardından bir robotun insan gibi gözükmeyi bırakıp insan gibi hissetmeye başlamasını sağlayacak? Yapay zeka yazılımları ve bir nevi hissedebilen robotlar olarak düşünülen hislerimizi anlayabilen robotlar üretmek robot bilimcilerin bugünlerde üzerine en çok kafa yordukları konuların başında geliyor. SoftBank Robotics ve Hanson Robotics gibi firmalar belirli bir düzeyde insanların hislerini anlayabilen ve onlara göre tepki verebilen robotlar ürettiklerini iddia ediyorlar.

Hisleri hissetmenin dayanılmaz ağırlığı
Filozoflar, psikologlar ve nörologlar yüzyıllardır hislerin ne olduğunu ve neden önemli olduklarını araştırmaktalar. Birçok düşünür hislerin gerçekte ne olduğunu ve neden onları hissettiğimizi anlamlandırmaya çalışıyor. Bilişsel değerlendirme kuramı, duyguların, yaşamlarımızda olup bitenlerin beklentilerimizi karşılayıp karşılamadığına dair yargılar olduğunu göstermektedir. Örneğin, bir takım sporunda gol atmak mutluluktur, çünkü bir gol atmak istiyorsunuzdur, başarmak istediğiniz bir testte kötü bir sonuç almak ise mutsuzluktur.

Bir başka teori ise hislerin vücudunuzda yaşanan hormon seviyesi, solunum ya da kalp atımı gibi olaylarla ilişkili olduğunu savunuyor. Bu teoriye göre hisler psikolojik durumunuza verdiğiniz tepkiler yani aslında mutlu olmak bir olaydan ziyade algı ile alakalı.Bu görüşlerden hangisini savunursanız savunun hislerin akıllı davranış geliştirme ve bağlantı geliştirme gibi bir çok kritik fonksiyonu var. Bu açıdan robotların daha iyi satış yapması, öğretebilmesi, onlara verdiğimiz görevleri doğru şekilde yerine getirmesi ya da bizimle arkadaşlık kurabilmesi için en basit seviyede bile olsa hislerimizi anlayabilmeleri ve mümkünse kendilerinin de hissetmeyi deneyimlemesi gerekiyor.

Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi gidiyor ancak buradan sonra ortaya çıkan sorun nasıl yorumlarsak yorumlayalım duyguların insani olması. Peki tamamen insana ait bir şeyi nasıl geliştirecek, programlayacak ve robotlara öğreteceğiz?“

Evrim teorisi tüm insanların duygu kapasitesiyle doğduğunu savunur. Bu da duyguların bizim DNAmıza kodlanmış olduğunu yani sonradan öğrendiğimiz ya da edindiğimiz şeyler olmadığı anlamını taşır. Bu yüzden robotlara bunu öğretebilmek için insanların biyolojik ve psikolojik bazı özelliklerini kopyalayabilmek gerekiyor. Diğer bilim insanları ise toplumsal inşacı teorilerden yola çıkarak duyguların duyguların doğuştan geldiğinden ziyade zaman içerisinde kazanıldığını savunuyorlar. Bu bakış açısı robotik araştırmalar yürütenlere daha fazla hitap ediyor gibi gözüküyor. Çünkü bu bakış açısına göre robotları kendi kendilerine şarkı söyleyebilen, dans edebilen ve hissedebilen robotlar yapmak yerine onlara hissetmeyi öğretebileceğimiz anlamına geliyor.

Hissetmeyi öğretmek mümkün mü?
Diyelim ki robotlar hissetmeyi öğrenebilecek. Peki onlara hissetmeyi nasıl öğreteceğiz?Programlamanın bir yolu, onları robotun deneyimleyebileceği, ölçebileceği ve tepki verebileceği fiziksel ipuçlarına bağlamak.

Toplumsal inşacı teori üzerine yapılan 2018 yılına ait bir araştırmada, robotların fiziksel mutluluk veya mutsuzluk ile bağlantılı duyguları geliştirdiği ortaya çıkmış. Bu, pil seviyesi ve motor sıcaklığı gibi şeylere ilişkilendirilerek öğretildi. Robotlar bir şeylerin yanlış gittiğini öğrenebilir ve pilin zayıf olduğunu hissediyorlarsa buna göre tepki verebilir ve bu deneyimi üzüntü gibi bir duyguya bağlayabilir.

Peki robotlar ne kadar ileriye gitmeli?
Bilim kurgu eserlerinde karşımıza çıkan ve insanların tüylerini ürperten konulardan bir diğeri ise robotların bir gün insanların aslında sütten çıkmış ak kaşık olmadığına karar vermesi ve insanların dünyadaki varlığını zora sokacak bir karar alması. Bu aslında çok olası gözükmüyor olsa da insan yine de düşünmeden edemiyor. Bu yüzden yapmak gereken duyguları bizle empati kurabilecek şekilde programlayarak robotlara öğretmek veya bizlerin aktif yaptığı işlerin yerine geçirip duygusal anlamda gelişecek zaman bırakmamak.

Gazeteciliği ele alalım mesela. Robotlar tabi ki kaynaklarıyla haber konusunda görüşüp iki lafın belini kırmıyorlar ancak artık manşetler üretebiliyorlar. New York Times’ın haberine göre Bloomberg’in ürettiği içeriklerin neredeyse üçte birinin otomatik olarak üretiliyor. Sırada avukatlar var. Ailira ve ROSS gibi yapay zeka girişimleri avukatların yerini almaya hazırlanıyor.

Bu da demek oluyor ki zeka gerektiren bir iş yapıyor olmanız işinizin güvende olduğu anlamına gelmiyor. McKinsey’in hazırladığı rapora göre insanlara yapmaları için para ödenen işlerin %45’i halihazırda mevcut teknolojiler tarafından yapılabilir. Bu durumda doktorlar ve yatırım bankacıları bile işini robotlara kaptırabilir.

Peki ya yaratıcılık gerektiren işler?

  • Diğer işlerden bile daha çok insana özgü olarak düşündüğümüz işleri de otomatikleştirmek mümkün mü?

  • İleride robotların şirket kurup yönettiğine tanık olacak mıyız dersiniz?

  • Pazarlama stratejileri oluşturan filmler çeken robotlar?

Aslında birçok alanda robotlar halihazırda kullanılıyor. Temel editing görevleri algoritmik olarak halledilebilir. Google’ın Top Shot özelliği birçok fotoğraf arasından en iyi olanı seçebiliyor mesela. Basit anlamda hangi fotoğrafın daha iyi gözüktüğünü anlayabiliyor.

Reklamcılık sektöründe ise işler o kadar kolay ilerlemiyor. Robotlar içerik üretip görseller tasarlayabiliyorlar ancak dil-duygu bağını çok iyi kuramadıklarından oluşturulan içerikler iyi ve verimli olmuyor. Yalnız burada unutulmaması gereken bilgisayarların sadece içindeki veri kadar iyi olabileceği. Yani daha iyi veriler ile daha iyi sonuçların alınması mümkün.

Japon AI CD firması bir reklam tasarlamış mesela. Yapay zekaya verilen veri tek kaynaktan direkt olarak formülize edilerek kullanılmış. Ancak reklamcılık sektörü bu şekilde çalışmıyor biliyorsunuz ki. Gerçek veriler müşteri, ajans, araştırmalar üzerinden tüketiciler, yöneticiler hatta çoğu zaman yöneticilerin eşleri ve birsürü başka kişi arasındaki onlarca görüşmenin ardından ortaya çıkıyor. İşte bu yüzden AI CD’nin ödül almış bin reklam fikrini kullanarak oluşturduğu veri tabanı bile her ne kadar Steve Jobs yaratıcılığın sadece “noktaları birleştirmek” olduğunu söylemiş olsa bile insan beyni ile mukayese edilebilecek seviyede değil. Tasarımcılar hayatları boyunca gözlemledikleri, tecrübe ettikleri ve yıllar içerisinde edindikleri çizgileriyle herhangi bir yapay zekanın şu an için işleyebileceğinden çok daha fazla veriyi işliyorlar.

Gelecekte en azından yakın gelecekte yaratıcılık gerektiren işlerle uğraşanlar robotlarla birlikte çalışacaklardır ancak rakip olacaklarını tahmin etmiyorum. Robotlar birgün bizim yerimizi alacaklar. Bu muhakkak.

Ancak o zaman daha gelmedi…

Aykut Aslantaş
GroupM, Data & Technology Director

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 94. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.