Dünyayı kurtaracak kahramanlar

Gözlerinizi kapatın ve hayal edin…

Kulağınızda kuş cıvıltılarıyla uyandınız. Dışarıda gökyüzü masmavi. Kaynağına kadar takip edebildiğiniz, çalışma koşullarını bildiğiniz üreticilerin güvendiğiniz ürünleri kahvaltı sofranızda. Geri dönüştürülebilir, çevre dostu giysileriniz üzerinizde. Elektrikli aracınızla işe gitmeye hazırsınız…

Bu hayalin gerçekleşmesi için neye ihtiyacımız var? Elbette, yatırıma, bütçeye, dünya çapında bir kararlılığa… Ama hepsinden önce dünyayı kurtarmaya azimli kahramanlara… Peki bu kahramanlar kim olabilir? Hükümetler ya da bürokrasi mi? Ya da markalar olabilir mi? Ne de olsa bu hayalin detaylarını besleyen vaatlerde bulunan pek çok marka var. Evet, tüketici gözünde bu makul bir yanıt gibi görünüyor. Son bir kahraman adayım daha var ama onu sona saklayalım.

Hayalden gerçeğe döndük. Bu aralar her gün pandemiyle birlikte bütün hesapların altüst olduğu, birkaç hafta içinde neredeyse tüm alışkanlıklarımızın değiştiği, pek çok alanda hızla değişimin ve gelişimin yaşandığı bir dünyaya uyanıyoruz.

Bu değişime ayak uyduranlar, yaşadıklarımızdan ders çıkarmayı bilenler, kavram olarak sürdürülebilirliği temel unsur olarak görmeye başladı. İlk duyuşta ‘sürdürülebilirlik’ iklim krizini çağrıştırıyor ama kuşkusuz bundan ibaret değil. Hele ki günümüzde… İnsan haklarından sağlık hizmetlerine erişime, iklim değişikliğiyle mücadeleden tüm sosyoekonomik eşitsizliklerini giderilmesine pek çok konu bu çatının altında.

Geçen bir yıl içinde tüm dünyada gazete manşetlerini uzun süre meşgul eden ve sosyal medyada “trend topic” olan başlıklar bu çatının altında toplanan konular hakkında ipuçları veriyor: John Hopkins Üniversitesi’nin Mart 2021 verilerine göre, dünyada hala devam eden pandemi sırasında 2 milyon 600 binden fazla can kaybı yaşandı. Aşı milliyetçiliği, aşıya adil erişimin önündeki en büyük engellerden biri gibi görünüyor.

ABD’de George Floyd’un öldürülmesi ile başlayan protestolar sonucunda Black Lives Matter (Siyahların Hayatları Değerlidir) ve I can’t breathe (Nefes alamıyorum) sloganları tüm dünyada meydanlarda yankılandı.

Evlerimize kapanınca ev içindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliği daha görünür hale geldi. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) yayımladığı bir rapora göre, pandemi ile yoksulluk sınırına sürüklenen kadın ve kız çocuklarının sayısı 47 milyon… Ve elbette iklim krizinin hala yerküre için asıl tehdit olduğunu görmezden gelmek mümkün değil.

Sürdürülebilirliğin bohçası tıka basa dolu. Bu da dijital dönüşümle yapılan kıyaslamaların doğru olduğuna bir işaret. Yani muazzam bir dönüşümün eşiğindeyiz. Bu, içinde bulunduğumuz gerçeklikten bizi başta kurduğumuz hayale taşıyacak bir dönüşüm…

Markalar burada kahraman olabilir demiştik. Sürdürülebilirlikle bağlantılı kısa vadeli maliyetlerden ziyade uzun vadeli getirilere odaklanırlarsa neden olmasın? Tabii buna cesur adımlar atacak kararlar almak, üretim, depolama, lojistik süreçlerini değiştirmek, ürünleri, ambalajları gerekirse baştan yaratmak ve tüm operasyonları baştan sona gözden geçirmek de dahil.

Üstelik bunun için baskı ve beklenti hükümetlerden, düzenleyici kuruluşlardan değil esas olarak tüketicilerden geliyor. Artık aktif vatandaşlara dönüşmüş tüketiciler… Tüketici araştırmaları, toplumun büyük çoğunluğunun markaların topluma karşı sorumlu olduğuna inandığını gösteriyor. Z kuşağının yüzde 76’sı insanlığın dünyaya etkileri karşısında endişeli, yüzde 77’si ise dünyaya yardım etmenin maaş veya kariyer için çalışmak kadar önemli olduğunu düşünüyor.

Tüketicilerle gönül bağı kurmak, bir “lovemark” olmak için kriterler küresel ölçekte değişiyor. Artık karbon salınımını sıfırlama sözü verenler, plastikler yerine geri dönüşümü tercih edenler, işe alımlarda her türlü ayrımcılığın karşısında olduğunu açıkça ortaya koyanlar bu payeyi almaya daha yakın. Bu da bizi yazının sonuna sakladığımız kahraman adayına getiriyor. Belki bütün bu yolculuğu mümkün kılacak gerçek kahramanlar aslında bizleriz. Tek tek bireyler, tüketiciler… Sürdürülebilir beslenme savunucularından Anna Lappe’nin dediği gibi, “her para harcadığımızda yaşamak istediğimiz dünya için oy veriyoruz.” O halde beklentiyi bazen de kendimize yönlendirmek gerekmiyor mu? Bizler günlük yaşamlarımızda “sürdürülebilir” bir dünya hayaline ulaşabilmek için ne yapıyoruz?

Emine Çubukçu

Ogilvy İstanbul CEO’su

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 110. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.