Dünyamız can çekişiyor

Bu yıl içinde atlatmayı umduğumuz COVID-19 pandemisinin yanı sıra; bir diğer gözle görülemeyen ve bu yüzyıl boyunca varoluşsal bir tehdit olarak mücadele etmemiz gerekecek iklim değişikliği her geçen gün etkisini artırıyor.

İklim değişikliğinin getirdiği, çevresel kavramlara odağın artması hususunun yanı sıra sosyal konulara dair toplumun hassasiyet ve farkındalığının da hiç olmadığı kadar yüksek olduğunu görüyoruz. Bunun bir sonucu olarak, dünyanın dört bir yanında insanların yaşam tarzları, işverenler ve hükümetlerden talepleri ve tüketim alışkanlıkları değişiyor. Doğal olarak, bu değişimi yönetmeye ayak uyduramayanlarda çatlaklar, markalarda ise pazar kaybı olduğunu görüyoruz.

Bu konuların hepsini bir çatı altında konuşur olduk: Çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) konuları çerçeve olarak sürdürülebilirliğe hizmet ediyor. Bu noktaya gelişimizde birkaç faktör öne çıkıyor. İlk olarak, iklim değişikliğini tetikleyen sera gazı emisyonlarındaki artıştan bahsedebiliriz. Sera gazları içindeki en büyük “suçlu” olan karbondioksite (CO2) dair, 1751’den bu yana toplam küresel emisyonların yarısından fazlası son 30 yılda gerçekleşti. Aynı zaman diliminde bilim insanlarının yaptıkları uyarılara rağmen, bizden sonraki kuşaklara daha güzel bir dünyadan ziyade hayatları boyunca mücadele edecekleri bir “saatli bomba” bırakıyoruz. Ancak hiçbir şey için geç değil ve en yakın zamanda alınmaya başlanacak aksiyonlar binlerce hayat kurtarabilir.

Bir diğer etmen olarak, insanların çevresel ve sosyal konularda geçmişe kıyasla çok daha bilinçli olduğunun altını çizmemiz gerekir. Bu durumda, küreselleşmenin artması ve sosyal medya ile bilgiye erişimin hızlanarak kolaylaşması önemli bir rol oynadı. Ayrıca, okulların çeşitli seviyelerde bu konuları ele almaya başlaması ve STK’ların toplumdaki farkındalığı artırmaya yönelik aktif tutumunu göz ardı edemeyiz. Özellikle, insan hakları ve çalışma şartları gibi konuları kapsayan sosyal boyutta toplumun istekleri ve tepkilerinin dünyanın her yerinde manşet olduğunu görüyoruz.

Durum bu olunca, markaların sürdürülebilirlik konularına önem vermeme gibi bir lüksü kalmadı. Hem iklim değişikliği bağlantılı fiziksel risklerin, hem de düşük karbon ekonomisine geçişte ortaya çıkacak teknolojik, mevzuat ve itibari risklerinin iyi yönetilmemesi, ciddi finansal yükümlülükler ile karşılaşılmasına sonuç verecek. Bu risklerin doğru yönetilmesi kadar, beklentileri karşılamak adına iletişiminin iç ve dış paydaşlara etkin ve şeffaf olarak yapılması da bir o kadar önemlidir.

Tüketiciler, ürün ve hizmet alımı adına hiç olmadığı kadar fazla seçeneğe sahipler; bunun, sürdürülebilirliği talep etmek adına müthiş bir koz olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla, artık sürdürülebilirliğin pazarlamada odak noktalardan biri haline geldiğini görüyoruz. Maalesef, bu akımda yeşil göz boyama (greenwashing) adımları ile de karşılaşmıyor değiliz. Sadece pazarlama ve kısa vadede tüketiciye ulaşabilmek adına altı boş ve isabetsiz yapılan iletişimlerden ziyade; şirketlerin sürdürülebilirliği ESG şemsiyesi altında etraflıca ele alması ve altyapısını çalışması gerektiğini belirtiyor, birçok şirkete bu kapsamda yardımcı oluyoruz. Şunu vurgulamak gerekir ki piyasa artık bilinçli; görüyor, anlıyor ve sorumlu tüketim felsefesi ile alışkanlıklarını bu doğrultuda değiştiriyor.

Toplum, markaların somut adımları olmadan daha iyi bir dünyanın mümkün olmadığının farkında; tüm paydaşlar bir bütün olarak aksiyon almalıdır. Böylelikle, tüketicinin gönülden bağlı olduğu markalar (lovemark) anlayışı, bir markanın çevresel ve sosyal sorumluluk bilinciyle hareket edip tüm paydaşları adına yarattığı değer olarak şekilleniyor. Markaların, adımlarının bu derinlikte algılanması hakkında proaktif olması ve hem sürdürülebilirliği etraflıca ele alması hem de tüketiciyi en isabetli şekilde bilgilendirip bilinçlendirmesi önem kazanıyor.

Bizler, PwC’de hem sürdürülebilirlik hizmeti sağladığımız müşterilerimizde hem de şirketimiz özelinde ESG konularını bütüncül ve kapsamlı çalışıyoruz. Küresel PwC ağının 2030 yılına dair verdiği “net-sıfır emisyon” taahhüdü doğrultusunda, Temmuz 2021’den itibaren Türkiye ofislerimizde tamamen yenilenebilir enerjiye geçmeyi planlıyoruz. Aynı zamanda bir HeForShe destekçisi olan şirketimizde, Kurumsal Sosyal Sorumluluk ekibimiz “eğitim ve çocuk, eşitlik ve kapsayıcılık, doğa, hayvan, iklim ve enerji, toplum ve sanat” konularına odaklanıyor. Hedefimiz daha iyi bir dünyada yaşamak ise, fark yaratmak adına her birimizin aksiyonu gerekli.

Evren Sezer

PwC Türkiye ESG Platform Lideri

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 110. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.