Dış görünüş hakkındaki acı gerçek

MediaCom CTO’su Sue Unerman iş hayatında dış görünüşün çevreyle ilişkisini, kitabı “The Glass Wall”dan vereceği örnekler ile mercek altına alıyor.

Nasıl görünüyorsunuz? Nasıl göründüğünüzü hissediyorsunuz? İş yerinde başarılı olmak adına mı giyiniyorsunuz? Kadınsı veya erkeksi olarak mı giyiniyorsunuz?

Son kitabım olan, The Glass Wall: Success Strategies for Women at Work – and Businesses that Mean Business, Lightspeed GMI’da Birleşik Krallık, ABD ve Rusya’da kadınların çalışma alanlarında nasıl göründüğüne dair sorular yer alıyor. Yanıtlar, 10 üzerinden yapılan puanlama ile oluşturuldu ve bu kişilere çalışma alanlarında ne kadar kadınsı veya erkeksi giyindikleri soruldu. Bu çalışma, kadınların kendilerini bir spektruma yerleştirdiğini gösterse de; çoğunluk kadınsı olduğunu söylerken üçte biri ise daha erkeksi göründüklerini söyledi. Erkeklerin çoğu kendilerini erkeksi tarafa yerleştirirken, sadece her on erkekten birinin stili kadınsıydı. Bunu The Glass Wall konuşmalarımızda tartıştığımız zaman, genellikle reklamcılık, pazarlama ve medya satışındaki kadınlar yanıtlarken %50-%50 ayrıldı, ancak erkeklerde bu oran aşağı yukarı hep aynıydı. Bu durumun anlamına daha derinden baktığımızda, bunun bir ‘çaprazlama-giyinme’ olduğunu bulduk. 100 yıl önce, bir yol bulup iş hayatına atılabilen kadınların pantolon giymesine izin verilmezdi. Bir konuşmada, 1970’lerde donanmada ilk kez pantolon giymesine izin verilen bir kadın ile tanıştık. Ama artık bu durum son derece doğal, hatta hiçbir şekilde farklılık olarak da görülmüyor. Bu durum erkekler için geçerli değil. Ben iş toplantısında düzenli olarak takım elbise giyen yalnızca bir erkekle tanıştım.
Peki bu ne anlama geliyor? Cinsiyetler arasındaki gerçek farklılık ve bunun büyük etkilerinin iş yerindeki “cam duvarın” sebeplerinden biri olduğunu düşünüyorum. Bir kadın pembe bir elbise giydiğinde erkek iş arkadaşları onun kadınsılığını vurgulamak istediğini düşünürken, kadın sadece havanın güneşli olmasından dolayı ya da şık bir kıyafet tercihinden dolayı bu seçimi yapmış olabilir. Bir sonraki gün aynı kadın, siyah bir takım giyerse kendini yine pembe elbise içinde olduğundan farklı hissetmez. Ancak vereceği sinyaller aynı olmayacaktır. Şimdi, anlamamız gereken nokta her zaman herkesin kendi istediğini giyinemediği, çünkü yöneticiler kıyafetin uygun olmadığını düşünebilirler.

Şıklık terimi çalışma ortamında güç sahipleri tarafından belirlenirken, bazı ön yargılara da neden olur. Nasıl giyinirseniz giyinin ya da nasıl görünürseniz görünün bir şey nettir; görünüşünüz iş arkadaşlarınızın, iş verenlerinizin ve müşterilerinizin yargılarından çok daha fazlasını söyler. Görünüşten bahsederken bazen görevlendirildiğimi düşünüyorum. Aslında bir uzman değilim (yine de kendi tarzım hakkımda konuşmama izin verdikleri için kampanyayı yürütenlere teşekkür ediyorum.) Ben kendinizden bir şeyler göstermeniz gerektiğini düşünüyorum. Ve de bazı insanların ne giydiğinize bakarak sizin hakkınızda hızlı kararlar aldığını biliyorum. Bu bir toplumsal cinsiyet sorunu değil; bu, bir şartlanma sorunu. Ne giydiğiniz üzerinden sizinle ilgili yargılarda bulunulacak. Seçim kesinlikle sizin; ancak bana sorarsanız bu seçim, bilinçli bir seçim olmalı.

Sue Unerman
CTO, MediaCom

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 94. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.