Dijitalleşen dünyada kendine yer edinmek

Reklamcılar için çok klişe ama, John Wanamaker’ın “Reklama harcadığım paranın yarısı boşa gidiyor, biliyorum ama hangi yarısının boşa gittiğini bilmiyorum,” sözü uzunca bir süre gündemi meşgul etmiş, konuşulmuş, tartışılmış; savunanlar, karşı çıkanlar, inceleyenler, hatta üzerine makaleler yazanlar oldu.

Bugüne baktığımızdaysa tartışmanın boyutunun farklılaştığını söylemek yanlış olmaz. Özellikle de dijitalleşmenin getirdikleri sayesinde bakış açımız ve reklam kullanım şekilleri değişti. Bunun temelinde ölçümleme sistemlerinin zaman içinde gelişmesi, data yığınlarından anlamlı veri yönetim sistemlerine geçiş, verilerin birbiriyle konuşması ve bu verilerin kullanımları ile ilgili yöntemlerin geliştirilmesi ve kolaylaşması yatıyor. Boşa giden bütçelerden ziyade, verimlilik, etki, yüksek erişim, kişiselleştirilmiş reklam, kişi başı maliyet gibi kavramlar, konuşulmanın ötesinde yoğun bir şekilde hayatımıza girdi.

Bu noktada, geleneksel mecralardan biri olan açıkhava, rakiplerinin önüne geçti, verilerin belki de en efektif kullanıldığı programatik uygulamalarda boy göstermeye başladı. İşin en güzel yanı mesaj kirliliği düşük olan bu mecra gücüne güç kattı ve hedefli reklam kullanımları için iyi bir seçenek haline geldi.

Harekete geçirme etkisi zaten yüksek olan açıkhava mecrası, dijitalleşen yeni yüzüyle sadece görsel kalitesini artırdı, programatik uygulamalar ile uyumluluğu sayesinde medya planlarındaki payını da artırmaya başladı. Gelişmiş ülkelerdeki artan açıkhava reklam payının; gelişen, dijitalleşen ölçümlenebilen açıkhava mecrasından geldiği görülüyor.

O zaman, karşınıza çıkan açıkhava reklamlarını görmeniz tesadüfi midir, yoksa o reklamlar siz olduğunuz ve oradan geçtiğiniz için mi karşınıza çıkıyor?

 

Güven İçel
Arvak Açıkhava Reklamcıları Vakfı Üyesi

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 80. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.