Dijital ya da offline dünya, hepsi bizim oyun alanımız

Konuya aslında sıfırdan başlamak lazım. Oyun kavramı; insanın vaktini hoş geçirmesine, oyalanmasına yarayan, genellikle belli kuralları olan eğlencedir; doğal eğitim ve başarı duygusunu tatmaktır. Video oyunları ise insanlık tarihinde var olan birçok oyunun ve gerçek hayatın evrimidir. Oynuyoruz çünkü oynarken her duyguyu tadıyoruz ve bunu yapmalıyız da çünkü beynimizi ve bedeninizi geliştirmenin en ilginç yollarından biri oyun oynamak. Her şey aslında içgüdü ile başlıyor. Belgeselleri izlerken hepimiz görürüz; anne aslan, yavru aslanla oyun oynar, o vahşi yaratık nasıl da güzel ve şirin gözükür. Aslında yavru aslan büyük bir avcı olmak için hazırlanmakta ve ilk denemelerini oyun yoluyla yapmaktadır. Dünyayı bu sayede tanır.

İnsan da aynı şekilde; hepimiz küçüktük, önümüze gelen her ne olursa her kim olursa olsun oyun oynar dünyayı tanırdık. Eğlenmek gibi gözüken özne, arkasında derin bir içgüdüyü beslerdi aslında. Yani oyun ciddi bir iştir, özgürce yapılır ama ciddiye alınması gerekir. Oyunun ayrımı olmaz; offline veya online içeride ya da dışarıda aynı işlevsel yapıya sahiptir.

Temelinde hem eğlence hem de başarı arayışı var ve oyuncuların hepsi bunun peşinden koşuyor. Oturduğunuz yerden binlerce insana bağlı olmak, aynı hedefi paylaşmak, aynı evrende yaşamak, aynı kanaldan konuşmak… Oyuncular oyuna bağlandıkları andan itibaren gerçek kimliklerini unutur, binlerce insanla beraber paylaştıkları sanal karakterlerine bürünürler.

Online oyunlar, bize başka bir evrenin kapılarını açtı ve beraberinde birlikte oynama duygusunu yarattı. Takımdaşlık ve rekabet oyunlara ayrı bir zevk getirdi. Beraber başarmanın hazzı, beraber kaybetmenin üzüntüsü, yeniden deneme içgüdüsü ile oyun oynayanların sayısı arttı. Rekabet, takımları, takımlar başarılı starlarını, starlar ve takımlar ise onları destekleyen taraftar dünyasını yarattı. Tanıdık geldi mi size? Sporun ve birlik olmanın tüm bileşenleri burada da oluşmaya başladı. Bu da markalar adına Y jenerasyonuna ulaşmak için inanılmaz bir fırsat sundu.

Markalar oyun ve espor dünyasında gençlerin yaşam biçimini benimsemeye, onların dilinde konuşmaya, onların yanında olmaya başladı. Hem günümüze hem de geleceğe yatırım yaptılar ve yapıyorlar. Dışarıda, konvansiyonel mecralarda ulaşamadığınız milyonlara, oyunlarda, oyuncuların dili ile seslenebiliyorsunuz ve marka olarak belki de onların kahramanı bile olabiliyorsunuz. Bu biraz da markanın oyun dünyasını, oyuncuları çok iyi tanıması ve deneyimi oyunculara nasıl sunduğu ile de alakalı.

Advergaming terimine gelirsek; bana göre ölü bir terimdir. Sadece reklam amaçlı yapılan oyun devri çoktan bitmiş durumda ve başarı yüzdesi oldukça düşüktü, hiç inandığımız bir yöntem de değildi. Artık markalar var olan oyun dünyalarına yatırım yapıyorlar. Çünkü sadece reklam için yarattığınız dünya oyunculara yapay gelir, inandırıcı olmaz, yaşam eğrisi ise o kadar kısadır ki tamamen zarar olarak size döner. Oysa ki var olan ve yaşayan bir dijital evrende, markanızı o evrene uygun bir şekilde konumlandırırsanız oyuncular sizi hem dijitalde hem de reelde sahiplenir. “Homo Ludens” aslında kimliğini kaybetmiş bir kavram değil. Sadece evrimleşen, gelişen dünyada var olduğu alanı değiştirmiş durumda. Dijital ya da offline dünya, hepsi bizim oyun alanımız.

Son olarak Faruk Eczacıbaşı’nın çok sevdiğim bir sözünü buraya eklemek isterim: “Oyunlar, eğitimden intikam alıyor ve alacak.” Bunu aslında oyunlaştırılmış eğitim üzerine yaptığı bir konuşmada söylemişti ama bunu genel anlamda da çok rahat bir şekilde dile getirebiliriz: “Oyunlar hayattan intikam alıyor ve alacak.” İnsanlar artık daha çok eğlenmek istiyor, daha çok oyun istiyor.

 

 

Ozan Aydemir,
Gaming in Turkey Kurucusu

 

 

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 89. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.