Dave Trott: Palavra çekicidir

Dave Trott, İskoç eteğinin tarihinden yola çıkarak heyecan verici yalanların sıkıcı gerçeklere her zaman üstün geleceğini anlatıyor.

İskoçya, her ailenin tartan (kareli iskoç kumaşı) denilen kendilerine özgü desenli kumaşa sahip olması açısından eşsiz bir ülke.

Her tartan farklıdır ve her aile veya kabile, her zaman giydikleri özel desen sayesinde kendi mirasını binlerce yıl öncesine kadar takip edebiliyor.

Bu, 1829’da Surrey’deki iki erkek kardeş tarafından uyduruldu.

Tartan desenleri tabii ki her zaman var olmuştu fakat bunların kabilelerle ilgisi yoktu. Belirli bir bölgedeki insanlar için ulaşılabilir olan herhangi bir kumaştı sadece.   

En eski örneği, Edinburgh’daki National Museum of Scotland’da bulunuyor: Küçük bir yün artığı, balıksırtı, M.S. 300’lü yıllardan kalma yünlü kumaş…  

Fakat bir anlamı yoktu, farklı İskoçyalılar o bölgede hangi kumaş varsa onu kullandı. Doğal olarak farklı bölgelerden insanlar, farklı desenler dokudu. 

Yıllar sonra tartan özel olarak ‘Scottish Highland’ kumaşı olarak bilinmeye başlandı. Daha sonra 1822’de 4. Kral George, Edinburgh’a resmi ziyaret gerçekleştirdi. İskoçya fantezisi olarak tartanı her yerde görmek istedi, böylece birdenbire her aile bir tartan sahibi olmak istedi. 

Surrey Godalming’den bunu bir fırsat olarak gören iki erkek kardeş, hemen değerlendirdi. 

Wales’de doğan John ve Charles Allen kulağa İskoçyalı gibi gelmesi için isimlerini değiştirdi. Önce Allan, sonra Hay Allan, sadece Hay ve en son Sobieski Stuart’ta karar kıldılar.

Vestiarium Scoticum adlı bir kitap yayınladılar. Kitabın kendisi 1571’den bir parşömen kopyası olan 1721 tarihli bir belgeden kopyalanmıştı. Highlands, Lowlands ve Borders’dan 75 farklı kabilenin giydiği tartanları detaylandırıyordu. İskoçyalı soylular, kitaba ve kardeşlere kucak açtı. Bu da herkesin tam olarak hangi tartana sahip olduklarını söyleyebilecekleri ve resmi toplantılarda bunu giyerek kökleriyle gururla iftihar edebilecekleri anlamına geliyordu. 

İskoç aristokrasisi, kardeşleri kutluyordu; onlara servet ve toprak verildi. Fakat herkes ikna olmamıştı. En meşhur İskoçyalılar’dan biri Sir Walter Scott idi. Kitap ile ilgili “tartan giyenlerin ticareti canlandırmaya çalışması gibi geliyor kulağa”, “kabileleri tartan ile tanıma fikri modern zamanların modası” ve “Lowlander’ların hiçbir zaman kabile tartanı giymedi” gibi yorumlar yazdı.

1832’de Sir Walter Scott öldü. Bununla birlikte kardeşler, ‘Costumes of the Clans’ ve 1847’de Bonnie Prince Charlie’nin torunları olduklarını iddia ettikleri ‘The Tales of the Century’ isimli kitapları yayımlayabilir durumdaydı. 

Sonunda 1895’te The Glasgow Herald*, Vestiarium Scoticum’un iddia edilen 1721 kopyasının izini buldu.

Gazetede şöyle yazıyordu: “Belge, yazıya daha eski bir görünüm katmak için bazı kimyasal maddeler kullanıldığının kanıtı idi.” Yani sahte olduğunu ispatlıyordu. Fakat bunların hiçbiri Sobieski Stuart kardeşlerin başlattığı ‘geleneği’ etkilemedi.

Bugün bile, İskoç eteğine dönüştürülmüş “kabile tartanlarını” alabilmek için tüm dünyadan Edinburgh’a gelen İskoç kökenli insanlar var.

Ait olma hissine duyulan ihtiyaç, gerçekleri geçersiz kılar ve doğruyu konu dışı bırakır.

Bir başka İskoçyalı olan David Hume’un da söylediği gibi: “Sebep, tutkuların kölesidir.”    

Bu da bizim için çok iyi bir ders ve hatırlamaya değer.

Bazen cevaplar ürünün kendisinde saklıdır, bazen de tüketicide…

Tüketicinin üründen daha önemli olduğu durumlar da vardır ve heyecan verici bir yalan, sıkıcı gerçekten neredeyse her zaman daha çekicidir.

Esnek düşünmek ya da düşünememekCreative Mischief, Predatory Thinking ve One Plus One Equals Three kitaplarının yazarı Dave Trott

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 89. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.