“Çok yoğunum”

5 sene önce

0

Hayatın evdeki gibi olmadığını okula gittiğimiz ilk gün öğreniyoruz. Teneffüslerin gelmesini iple çektiğimiz dersler ve beden eğitimi, müzik ya da resim gibi heyecanla beklediğimiz dersler arasında en iyi yaptığımız şeylerden biri oradan oraya koşturmak oluyor. İyi ki de biliyoruz çünkü öğretilmişi yaşayabilmemizin de tek yolu koşmak olacak ileride. Doğ, büyü, oku, lise için sınava gir -ki liseliler bilmez bizim dönemimizde ortaokul için de kolejde okumak için de sınava girilirdi- lisede hayatında zevk aldığın her şeyi durdur ve üniversite için hazırlan. (Nerede o küçükken evde geçirdiğimiz ve bizim eksenimizde dönen hayat?)

Üniversiteden mezun ol ve iyi bir iş bul. Yani ezbere dayatılan hayatı bir solukta gerçekleştirmek için yaşamaya başlıyoruz.

Sonra bir gün ofiste çalışırken kafamızı kaldırıp “ben ne yapıyorum?” diye soruyoruz kendimize: Ailemi görmeye en son ne zaman gittim, Filmekimi sadece öğrencilikte mi yaşanabiliyordu, eskiden ne smaçlar basardım, en son ne zaman basketbol topunu elime aldım?

Çalışırken dünyayı kurtarıyormuşuz gibi davranıyoruz ve hep “çok yoğunum” cümlesini bir kalkan gibi kullanıyoruz hayata karşı. Halbuki “benim bir de hayatım var” dememiz gerekmiyor muydu?

Biz de bu sayıda iş hayatlarındaki yoğunluğa rağmen hayatı yaşayanlarla konuştuk bol bol. Bizlere, sizlere ilham olsun diye. Ev ve iş arasında başka uğraşlar ve tutkuların var olduğunu hatırlatsınlar diye.

 

Kamer Yılmaz
Campaign Türkiye Kıdemli Editör

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2017 sayısında yayımlanmıştır.