Cevat Olçok: “İhtiyaç duyduğumuz temel konu kurumsallaşma”

Arter Ajans Başkanı Cevat Olçok, yaşamakta olduğumuz ekonomik durgunluk döneminde bağımsız ajansların neler yaptığını ele aldığımız 81. sayımızda görüşleriyle yer aldı.

Türkiye’de reklam sektörünün en büyük sorunu şu: Ne zaman bir ekonomik durgunluk ya da belirsizlik ihtimali baş gösterse, reklamverenlerin ilk tedbiri reklamı kısmak oluyor. Tam tersine davranmak, reklam ve pazarlamayı artırmak riskli bir tercih gibi görünebilir ancak mevcut şartları fırsata çevirmenin de başka yolu yok. Tüketici kesimlerinde oluşan tereddütleri ortadan kaldırmak ve çeşitliliği artırmak için, tüketiciyle iletişim ve etkileşiminizi artırmak gerekir. Söylemde herkes yenilikçi, ama bu tür durumlarda klasik iş ve şirket mantığının dışına pek çıkılmıyor ne yazık ki. Bu anlayış değişirse, reklamverenler de reklam sektörü de bu işten kazançlı çıkar.

Yeni hedefler belirlenmeli

Ülkemizdeki bağımsız ajansların da kendilerini yenilemeleri, kendilerine yeni hedefler koymaları gerekiyor. Türkiye için yurt içi yatırımların artması kadar, yurt dışına açılma hızına ivme kazandırmak, dünyanın dört bir yanında görünür olmak da önemli. Reklam sektörü de bundan muaf değil. Türk Cumhuriyetleri, Balkanlar, Kafkaslar, Arap ülkeleri gibi hedef bölgeler belirlemeli, buralara açılmalıyız. Bu ilk adımdan sonra, Avrupa ve Uzakdoğu da anlamlı hedefler haline gelecektir. Kendimize güvenmeli, durgunluğu fırsata dönüştürmeliyiz. Dünyadaki büyük prodüksiyon firmalarını Türkiye’ye getirmeye çalışmak ve ortak projeler oluşturmak da bir başka hedef olabilir.

Kendi içinde çok fazla çeşitlenen, iç rekabete çok odaklanan, bu nedenle de network’lerle rekabette zorlanan bir yapıdayız hâlâ.

Cesur ve girişimci olmalıyız

Türkiye’de reklam sektörünün uzun ve güçlü bir tecrübe birikimi var. Bunu hem ülkemizde hem küresel ölçekte etkili biçimde kullanmak için ihtiyaç duyduğumuz temel konu kurumsallaşma. Bu alanda eksiklerimiz var. Kendi içinde çok fazla çeşitlenen, iç rekabete çok odaklanan, bu nedenle de network’lerle rekabette zorlanan bir yapıdayız hâlâ. Yurt dışına açılma ve kurumsallaşma yoluyla buna son vermeli, kendi network’lerimizi oluşturur hale gelmeliyiz. Bunun için de yeni bakış açıları, yeni kavramlar, yeni yöntemler gerekiyor. Cesur ve girişimci olmalıyız.

Türkiye’nin önemli ihtiyaçlarından biri de küresel ölçekte bilinen ve rekabet edebilen ulusal markalar oluşturmak. Bu ihtiyaç, yukarıdaki hedeflerle birlikte okunduğunda, sektörlerin bir araya gelmesini ve ortak stratejiler üretmesini gerektiriyor. Reklamverenler ve reklam sektörü bir araya gelmeli, STK’ların da desteğiyle yeni bir vizyon ve strateji belirlemeli. Hedeflediğimiz ulusal markalar, küresel ölçekte kendilerini farklılaştırarak ve daha fazla görünür olarak rekabete girişmeli. Bunun için dünya pazarlarında kullanılacak yeni bir dil gerekir. İşte o yeni dili kuracak olan da ülkemizin reklam sektöründen başkası değildir.

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 81. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.