Çeşitlilik: Sadece doğru değil, zorunlu

Y&R Stratejisti Saul Betmead, yaratıcı bakış açısını geliştirmek ve yeni perspektiflere sahip olmak için çeşitliliğin neden gerekli olduğunu anlatıyor.

Buraya adım attığınız anda hissediyorsunuz, iletişim sektörünün kalbi, tüm görkemiyle Cannes’da atıyor. Dünyanın her köşesinden insanlar bu sektörün muhtemelen en iyi yanı olan, bir şeyleri farklı görme ve farklı yapma yeteneğini kutluyorlar. Bu bana gurur veriyor.

Benim ve pek çok diğer kişinin o kadar da gurur duymadığı konu ise sektörün çeşitlilik konusuyla ilgili sorunları. Farklı alanlarda çeşitlilik eksikliğinin neden problem teşkil ettiği çok açık ve elbette yapılması gereken şey, bu problemleri çözmek. Bunun ne kadar önemli olduğunu görmek için de sektör dışında bir yerlere bakmaya ihtiyacımız yok.

İnsanlığı şekillendiren pek çok inovasyon, çeşitlilik ve farklı bakış açıları sayesinde ortaya çıktı. Yenilikçiliğin tarihini incelemeye alırsanız göreceksiniz, Steve Johnson’ın kitabı “How We Got to Now / Şimdiki Zamana Nasıl Geldik”, Darwin’in evrim teorisinden Edison’ın ampulüne ve Babbage’ın ilk bilgisayarına kadar günümüzün en büyük inovasyonlarının çeşitlilikten geldiğinin altını çiziyor. Johnson bunu, farklı uzmanlıkların bir araya gelip üst üste bindiği bir alan olarak “disiplinlerin sınırları” şeklinde tanımlıyor. Derinlemesine araştırmalar sonucunda elde edilmiş uzmanlıklar söz konusu ancak bu uzmanlıklar arasındaki etkileşimler inovasyondaki büyük sıçramaların kaynağı olarak öne çıkıyor.

Basit bir argümanı var: Eğer küçük, günlük inovasyonlardan kurtulup büyük bir fark yaratmak istiyorsanız, farklı bakış açılarına ihtiyacınız var. Dolayısıyla ihtiyaç duyduğunuz şey, çeşitlilik.

Peki neden? Benim profesyonel yaşamımın başlangıç noktası olan kognitif nöropsikoloji bu konuda bazı önemli noktaları açıklıyor. Beyinlerimizde işlevsel sabitlik olarak tanımlayabileceğimiz bir durum var. Yetişkinliğe adım atmamızdan itibaren çevremizdeki her şeyi çok spesifik bir şekilde görmeye başlıyoruz. Çocuklarda ise bunun tam tersi geçerli. Yetişkinler gibi sabit düşünce yapısına sahip olmadıklarından alternatifleri daha kolay görebiliyorlar. Bunu klasik bir testle açıklayabiliriz: İnsanlara bir tepsi içinde objeler veriliyor ve bu objelerle bir bulmacayı çözmeleri isteniyor. Çözüm, tepsiyi bir tepsi olarak kullanmamaktan geçiyor ama pek çok kişi bunu algılamakta zorlanıyor.

Bununla bağlantılı ama içimize daha az işlemiş bir özelliğimiz de inanç veya bilinçli taraflılıkta ortaya çıkıyor. Var olan bakış açımızı destekleyen şeyleri görmeye, desteklemeyenleri de kendimize uydurmaya yatkınız. Siyasi görüşlerimizin kemikleşmiş olmasına ve tersini gösteren mantıklı argümanlar sunulsa bile başka bir bakış açısını algılamamızın bu kadar zor olmasına şaşırmamak gerek.

Hem işlevsel sabitlik hem de inanca bağlı ön yargılar, beyinlerimizin karmaşık bir dünyada yönünü bulmaya çalışmasının bir ürünü ve önemli bir amaca hizmet ediyorlar ancak farklı bakış açılarını görmemizin önünde de yıkılması zor, kayda değer engeller oluşturuyorlar.

Son derece insani olan bu özellik, kendisini kurumların değişime sağladıkları uyum konusunda da gösteriyor. Pek çok şirket, Harvard profesörleri O’Reilly ve Tushman’ın “başarı sendromu” olarak tanımladıkları, gelecekte de varlık gösterebilmek için gereken değişimin geçmiş başarılara güven nedeniyle göz ardı edildiği durumdan muzdarip. Genellikle ölümcül olan bu problemin üstesinden gelebilen şirketler, sadece mevcut durumda iyi oldukları alanlardan en iyi şekilde faydalanmakla kalmıyor, kendilerini gelecekte de başarılı ve içinde bulundukları çağın gerekleriyle uyumlu kılacak, çoğu zaman da farklı iş kollarında bulunan fırsatları keşfedebiliyorlar. Bunun örneklerinden biri, son derece başarılı olan, 130 yıllık tarihi sürecince 45 farklı iş koluna yayılan ve 8 milyar dolar değere ulaşan Ball Corportation. Ahşap kovalardan Mars Rover’a kadar uzanan bir skalada değişim göstererek, teknolojideki pek çok evrimden ve bazen de devrimden kâr sağladı.

Bu başarılı sürecin temelinde, şirketlerin hem kendi organizasyonları içinde hem de dışındaki farklı bakış açılarını dengeleme ve bunlardan faydalanma yetisi bulunuyor.

Çeşitlilik günlük yaratıcı işlerimizde hayati öneme sahip olmanın yanı sıra sektörümüzün geleceği için de kritik değer taşıyor. Ancak çeşitlilik sayesinde mevcut teknolojilerimizin ötesine geçebilir, yeni iş modellerimizi değer kaybından kurtarabiliriz.

En gerçek anlamıyla çeşitlilik, sektörümüzün mevcut ve gelecek başarısının kaynağı. Onu tam anlamıyla özümseyebildiğimiz zaman neler başaracağımızı merak ediyorum.

Saul Betmead

Y&R EMEA Chief Strategy Officer

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 79. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.