Cannes, ter ve bolca gözyaşı

Geçen yıl Grand Prix’yi kazandığımız Cannes’da bu yıl beklediğimizi alamadık… Peki Cannes’da ödül haricinde neler yaşandı, kim ne konuştu? Gittik, gördük, yazdık… Yiğit Can Kaytmaz

Ödüllü, dünyaca ünlü makalelere konu olmuş reklamcıları bir araya getiren Cannes Lions Uluslararası Yaratıcılık Festivali, son dönemlerde festival kavramının hakkını gerçekten veriyor. Geçtiğimiz yıllarda Marilyn Manson, Pharrell Williams ve Al Gore gibi isimlerin katıldığı Cannes’da yapmanız gereken ilk şey, plan.

Konuşmalar taze taze

Aynı anda farklı salonlarda oturumların gerçekleştiği etkinlikte, “Droga5 ve Under Armour oturumuna mı gitsem yoksa Spotify ve Mark Ronson oturumuna mı” gibi ikilemlerde kalabiliyorsunuz. Türkiye’deki basmakalıp laflara alışan ve bunlardan sıkılanlar için konuşmalar, gerçekten taze hissettiriyor. Öyle ki konuşmacılar, o sıkıcı konuları farklı şekillerde ve gerçek hayata yedirerek veriyor ki, oturum sonunda ister gazeteci olun, iste reklamcı, ister bankacı isterseniz de mühendis olun kesinlikle bir şeyler alıyorsunuz. Bir kısmı Kristal Elma Festivali’ne de gelmiş katılımcıların oturumları insanı salona çok net bir biçimde mıhlıyor.

Cannes yıldızları baştan belliydi

Bu yılın ağır topları arasında Will Smith, Gonzalez Inarritu, Anthony Bourdain, Anderson Cooper, Gywneth Paltrow ve Anna Wintour gibi alanlarında usta isimler vardı. Bunlar arasında en akılda kalıcıları, kendi deneyimlerinden çıkarak markalara tavsiyeler veren Will Smith, mütevazılığı elden bırakmayan Inarritu, yaratıcılığın program yapımcılığında da mutfakta da baki olduğunu söyleyen Bourdain ve Cooper ile birlikte Vice’ın kurucusu Shane Smith’ti.

VR ve AI konuşmayanı almıyorlar

Oturumlar arasında öne çıkan konular ise belliydi: Öncelikle sanal gerçeklik (VR) ve yapay zeka (AI) herkesin dilindeydi. Öyle ki katılımcılar arasında geleceğin teknolojisi olarak sanal gerçeklik ve yapay zeka konusunu konuşmasında geçirmeyeni Palais’ten atıyorlar gibi bir izlenim vardı. Bu kadar konuşmaya rağmen, katılımcıların ve konuşmacıların hemfikir olduğu bir diğer konu ise VR teknolojisinin henüz emekleme aşamasında olduğu ve bu sistemle yapılacakların henüz tam olarak kimse tarafından kestirilememesi oldu.

Oturumlarda öne çıkan bir diğer detay ise, ajanslarda tek adam devrinin sonlarına yaklaşıldığı. Ajans kültürünün ve o çılgın imajlı dahi reklamcının ajans kültürüne yedirildiğine sıklıkla değinen katılımcılar, ekip ruhuna inandıklarını ve trendin bu yönde olduğunu vurguladı.

Akıllarda kalan diğer detay ise yapılan ortaklıklar. Herkes kendi menfaatine karşı gelmeyen herhangi bir şirketle ortaklık yapma yoluna gittiğini anlattı ve bunlarla ilgili case study’leri oturumlarında anlattılar.

Festival modası… Erkek festival katılımcıları değişik şapkalarıyla, kadınlar ise renkli elbiseleriyle boy gösterdi.

Tipik bir katılımcı profili

Katılımcı kitlesine bakarsak, ağırlıklı olarak 30-35 yaşın ortalama olduğunu tahmin ediyoruz. Bence, kadın sayısının erkeklere göre daha fazla olduğu etkinlikte katılımcılar arasında gözlediğim trendler ise şu şekildeydi:

l Herkesin dövmesi var. İstisnasız…

l Spor ayakkabı olmazsa olmaz.

l Kadın-erkek fark etmez, herkes Birkenstock giyiyor. Sir John Hegarty bile!

l Mesajlı tişörtler olmazsa olmaz.

l Uzun sakallar ve şapkayı ters takma trendi.

l Elektrikli sigaralar… Farklı şekil ve boyutlarda olan bu cihazlarla sıklıkla karşılaştık.

l Bez çantayı ihmal etmemek gerekiyor.

l İzlemek istediği oturum için en az 30 dakika sıra beklemeyi göze almak gerekiyor.

l Erkekler kolsuz, bol atlet gibi üst kıyafeti üzerlerinden eksik etmiyor.

Cannes Lions eşittir Erasmus

Cannes Lions, dünyanın her noktasından gelen katılımcılarıyla networking için verimli bir yer. Nijerya’dan Honduras’a dünyanın birçok ülkesinden festivali takip eden katılımcılar aslında Cannes’da bir kolej ruhu yaratıyor. Havanın sıcak olması, konuların ilgi çekici olmasıyla birleşince, rahat kıyafetlerle birlikte herkes birbirine gülümsüyor ve tatlı atışmalarla başlayan diyaloglar, kültürler arası farkları ya da benzerlikleri gündeme getiriyor. Dolayısıyla, Cannes Lions Uluslararası Yaratıcılık Festivali aslında, Erasmus’a gidemeyen ya da okuduğu zamanlarda Erasmus sistemi bile olmayan nesil için bir nevi Erasmus görevi görüyor. Belki Cannes’daki partiler, herhangi bir bariyer olmadan herkesin istediği kişiyle konuşabilmesi, farklı ülkelerden gelen katılımcıların zihin açıcı oturumları, aynı ülkeden gelen kişilerin birbirlerine kenetlenmesi Cannes Lions Uluslararası Yaratıcılık Festivali ile Erasmus öğrenci değişim programı arasında çok da büyük fark olmadığını gözler önüne seriyor.

Görüş Teknoloji platformaları ve üreticiler ön plandaydı / Roda Sezer / Leo Burnett İstanbul Başkan Yardımcısı

Cannes bu sene de hareketli ve yoğun programıyla oldukca bilgi dolu ve ilham vericiydi. Bir hafta boyunca, bir es verip sektörde ne olup bittiğini topluca değerlendirmek ve nelerin geleceğini görmek elbette çok zihin açıcı oluyor. Değişen çok şey var; ama bir o kadar da değişmeyen şey. Bu sene teknoloji platformları ve üreticileri oldukça ön plandaydı.

Sektöre sık sık “bak sana marka deneyimi yaşatman için sonsuz imkan sunuyorum, hadi beraber bunları insan hayatına sokmanın farklı ve etkili yollarını bulalım” dediler.

Teknoloji, data ve yaratıcılığın en etkili kombinasyonunu bulan işler ödülleri topladı. İki ünlü ressam, Van Gogh ve Rembrandt dehalarıyla bu yüzyılda da insanları büyülemeye ve onlara ilham vermeye devam edebileceklerini gösterdiler. Yapay zeka, duygusal zekayı yener mi? Sık sık konuşuldu. Fikri kendisi bulup, sonrasında da üretimini kendisi yaptığı gün geçeceğini düşünüyorum. Çünkü ne olursa olsun fikir hep başrolde. Teknoloji sayesinde yaratıcılık, deneyim ve bilgi herkese açık. Bu durumun dünyayı daha demokratik bir yer haline getireceği üzerinde duruldu.

Kadın eşitliği konusu yine oldukça gündemdeyi. Gay’lerin kendilerini saklamak zorunda kalması ve yaşadıkları baskıya dikkat çekildi. Konuşmalarda ve ödüllerde maçoluk ve yakışıklı görünmenin erkekler üzerinde yarattığı baskı da yerini aldı.

Geçen sene STK’ların çok ödül alması eleştirilmişti. Bu sene sanki jüri verdiği ödüllerle sektöre “markalarla bu tarz projeleri hayata geçirin” mesajını verdi. Benim favori ülkem bu sene İsveç.  “The Swedish Number”, “The Organic effect”, “Slow Down GPS”, “Marriage Market Takeover” ve “The house of clicks” aklıma ilk gelenler. Teknoloji, data ve yaratıcılığı çok iyi kombine eden bu işler kaç ödül aldı saymak gerek.

Tüm işlerin detaycı, çalışkan, yaratıcı ve açık fikirli insanların elinden çıktıkları çok belli. Ülkenin kültürel, ekonomik ve siyasi yapısının da bu tarz yaratıcılığı beslediğini düşünüyorum.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Temmuz 2016 sayısında yayınlanmıştır.

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.