Çalışma şeklimiz artık değişecek

Sarah Douglas koronavirüs salgını ile beraber gündeme gelen home-office çalışma sistemine değiniyor ve bu yeni çalışma sisteminde dikkat edilmesi gereken noktaları hatırlatıyor.

letişim sektöründe çalışanlar olarak diğer sektörlerdeki profesyonellere göre insanlara çok daha fazla bağlıyız. Çünkü bizlerin işi; insanların motivasyonlarını ve onları satın almaya iten güçleri anlamak ve müşterilerimizin, gerçek tüketici ihtiyaçlarını karşılayacak markalar oluşturmalarını sağlamak.

Bu yüzden de insanların umutlarını, hayâllerini, arzularını, hayal kırıklıklarını ve korkularını en iyi bizlerin anlayabileceğine inanıyorduk, tabii küresel olarak bir pandemi yaşayana kadar…

Şu an ise, endüstrimizin tarihinde şimdiye kadar hiç rastlanmamış, deneyimlenmemiş bir durumun içindeyiz ve bununla mücadele etmek için de canla başla çalışıyoruz. Artık boş sokaklar ve stoklama kâbusu ile beraber insanların değişen yaşamlarına dair daha çok şey öğrenmeye çalışıyoruz. Bence bu tip dönemler; hayatın gerçekleriyle ilgili bir şeyler öğrenmek için kendimizi daha da açabileceğimiz fırsatlar da yaratıyor. O yüzden de ne kadar kolay adapte olursak, uyum sağlarsak iyileşmemiz de o kadar hızlı bir şekilde gerçekleşir. Üstelik bu tip dönemlerde yepyeni empati düzeyleri geliştirebileceğimiz için çok daha iyi uygulayıcılar oluruz.

Sınırların kaybolması
Ev, iş ve aile arasındaki sınırların bulanıklaştığı bir dönemden geçiyoruz; bu sınırları belirleyen hiçbir şey kalmadı. Bir lider olarak tam da bu noktada çalışanlarıma yardımcı olmak istiyorum. Benim, onların zaman çizelgelerine, ajandalarına ihtiyacım yok; benim, onların akıllarına, beyinlerine ihtiyacım var.

Pandemi ve ardından evden çalışmaya başlamamızla beraber tüm sınırlar ortadan kalktı. Ve açıkçası insanların evlerindeki refah, benim en büyük kaygılarımdan biri haline geldi. Evden çalışmanın tehlikelerinden biri olan her an çalışılabilir olma anlayışını son derece tehlikeli buluyorum.

Liderler olarak da evden çalışmanın; “her zaman çalışabilir/ iş için her an çevrimiçi” gibi bir anlama gelmemesini sağlamakla yükümlüyüz.

Böylesi zorlu bir dönemde insanların kendi iç dengelerini sağlamak, endişelerini yönetmek adına geliştirdikleri ve herkesin uyguladığı tek bir yöntem yok.

COVID-19 salgınının başlangıcından bu yana, ekiplerimizle çok açık olduk ve herkesi, kendi günlük ritimlerini geliştirmeleri için serbest bıraktık. Ayrıca; çeşitli ortak çevrimiçi toplantılarla da onlara destek vermeye

çalışıyoruz. Aslında içinde bulunduğumuz durumu ne kadar anlarsak, o kadar empatik oluruz. Ne kadar çok duruma hakim olup bilgi sahibi olursak da yaratıcılığımız o kadar keskinleşir. Yaratıcılığın gerçek rengini ve genişliğini sergilediğimiz ve hepimizin daha da insanlaştığı, düzensizliğin içinde düzen aradığımız bir deneyim yaşıyoruz. Bana sorarsanız; tamamen insanı odağına alan ve onlarla iletişim kurmak için tasarlanan bir endüstri için, bu durum ancak iyi bir şey olabilir.

Uzaktan çalışma sırasında şirket kültürü
Şirket kültürünü korumak ve ayakta tutmak, kriz zamanlarında çalışanlarımız için çok daha önemli. Ekiplerimiz video konferansla da olsa ‘happy hour’ların tadını çıkarıyor. Hatta uzaktan çalışma sırasında yaşanan eğlenceli anlardan haftalık bir bülten bile oluşturuyoruz.

CCO’muz Alex Grieve ile beraber, her Pazartesi sabahı tüm şirketle Webex aracılığıyla konuşuyoruz. Böylelikle bu süreçte farklı ekiplerin müşterilerimizi desteklemek için neler yaptıklarını öğrenirken bir yandan da doğum günleri, yıldönümleri, haftanın izleme listesi gibi bilgileri ve önerileri de paylaşıyoruz.

Bir şirket olarak, iki şeye önem vermelisiniz: Yaptığınız her şeyde ve birbirinizle iletişimde mutlaka bir kalite olmalı. Garip ve bir o kadar da zorlu bir dönemden geçerken bu yol gösterici ilke hiç bu kadar doğru olmamıştı.

Ailenin anlamı
Yaşadığımız bu kriz, inşaa ettiğimiz tüm yapıları yıktı. Yaşattığı tüm kaos ve karmaşaya rağmen hayatla yeniden nasıl bağlantı kurmamız gerektiğini düşündürdü (hâlâ da düşündürüyor). Evden çalışırken bir yandan ailemizle ilgilenmemiz, yaşlı akrabalarımıza bakmamız ve komşularımızı bir ihtiyaçları olup olmadığı konusunda hatırlamamız gerektiğini gösterdi. Aslında hepimiz bu krizle beraber ailelerimizin her şeyimiz olduğunu gördük. Aile dediğimiz şey sadece belirli zaman dilimlerinde düşünebileceğimiz ya da belirli zaman dilimlerinde hiç yokmuş gibi davranabileceğimiz bir şey değil.

Sonuç olarak bence bu dönem, çalışma şeklimizi sonsuza dek değiştirecek. Şimdiye kadar eski dünya düzeni, yeni çalışma metodolojilerini sınırlayıp teknolojinin de yardımıyla vadedilen esnek çalışma imkanlarını reddetti. Ancak izolasyon ve sosyal mesafenin de yardımıyla artık 21. yüzyıla daha uygun bir şekilde çalışmaya başlayacağız.

Sarah Douglas
CEO, Abbott Mead Vickers BBDO

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 98. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.