“Boğaz kenarında açılan laptop romantizminden çok daha hassas ve meşakkatli bir ilgiyi hak ediyor”

Dünyanın kayda geçen ilk freelancer’ları 1800’lerin başından… Ortaçağın ilk paralı askerleri olan free lances ya da bağımsız mızraklar, onlara en çok para veren devletler için savaşırmış. Bugün bu bağımsız mızraklar yaklaşık 204 milyar dolarlık bir ekonominin temelini oluşturuyor ki bu hacim sadece dijital platformlar üzerinden buldukları işler dolayısıyla “kayıt içi” olan freelancer’ların yarattığı değer. 2023’te bu değerin 455 milyar doları bulması bekleniyor.
Freelancer’ların yükselişi ve temsil ettikleri “gig ekonomisi” günümüz küresel piyasalarının en çarpıcı gerçeklerinden. Ana aktörlere bakalım; araştırmalara göre Amerika Birleşik Devletleri’nde 57 milyon freelancer var. Bu 57 milyonluk ordu 14 trilyon dolarlık ABD ekonomisine 700 milyar dolarlık bir verim sağlıyor. Freelancer’ların bir sendikası dahi var. Birleşik Krallık’ta ise gig ekonomisi 2016 ila 2019 arasında ikiye katlanarak yaklaşık 5 milyon kişiyi kapsar hale geldi. Brexit’le birlikte bu rakamın katlanarak artacağı öngörülüyor.
Olgun ekonomilerin freelance iştahı, gelişmekte olan pazarlar için de geçerli, öyle ki Türkiye pazarı gibi gelişen ekonomilerde gig platformlarının kullanımı yüzde 30’u geçmiş durumda.
Bu toplu berekete sektörler de dahil… Çünkü freelance ekosistemi yalnızca yaratıcı endüstrilerin tekelinde değil, bilakis finans, tarım, ulaştırma, eğitim, sağlık gibi asal endüstrilerin temelini oluşturmaya başladı. Her tecrübe grubundan ve her yaştan iş gücüne açık dev bir küresel yetenek havuzundan bahsediyoruz.
Kurumlar ve freelance çalışanlar arasındaki win-win ilişkisi ise aşağı yukarı her coğrafyada aynı. Bir yanda özel yaşamını iş hayatına yedirmek istemeyen, kurumsal hayatın dayatmalarından bunalıp yaratıcılığını ortaya koymak ve bordrolu işlerden daha fazla para kazanmak isteyen bireyler; diğer yanda da kadrosunda bulunduramadığı niş insan gücüne 7-24 erişim isteyen, bu kadar kıymetli bir beceri setini de kadrolu eleman maliyet ve bürokrasisi olmadan elinde tutmak isteyen kurumlar ve işverenler…
Bu dev hareket, Boğaz kenarında açılan laptop romantizminden çok daha hassas ve meşakkatli bir ilgiyi hak ediyor. Özellikle de Türkiye’nin mevcut ekonomik ve sürekli evrilen iş dünyası şartlarında… İK, finans ve çalışma hukuku departmanlarını kritik sınavlar bekliyor. Maddi ve manevi açıdan tatmin edilmesi gereken yepyeni bir ordu… Türkiye’de de bu çerçevede tam bir doğum sancısı süreci yaşanıyor.
Şu veya bu şekilde mutlaka denk geliyoruzdur. Parası ödenmeyen, ödense de söz verilenden eksik ödenen, söz verilen kadar yatırılsa da zamanında yatırılmayan freelance çalışanlar. Ortaya koyulan işin, varsa yaratıcı üretim ve telif hakkı süreçlerini görmezden gelen idari süreçler. Bir de madalyonun diğer yüzü var tabi, tamamen freelance çalışanın kişisel iş ahlakına dayalı bir iş teslim süreci… Son anda gönderilen işler, gönderilmeyen işler, söz verilip unutulan işler…
Freelancer’ların özgürlüklerini, yaratıcılık ve uzmanlıklarını değerlendirirken birden “ortadan kaybolmamaları için oluşturulması gereken yeni nesil bir kurumsal aidiyet kültürü gerekiyor.
Ortak bir harekete ihtiyaç var…
Freelancer’larla sözleşme yapılmayan, haklarının tam anlamıyla teslim edilmediği bir sistemde freelancer’lardan anlamlı verim alınması ancak naif bir beklenti olarak kalacak. Bu durum kurum tarafı için de geçerli. Hepimizin peşinden koştuğu esnek, çevik, yaratıcı ve verimli işlerin yapılabilmesi için ortak bir koruma ve üretme mekanizmasının tez vakitte hayata geçmesi büyük önem taşıyor…

Mehin Öner
MSL Türkiye Genel Müdürü

Bu yazı, Campaign Türkiye 93. sayısında yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.