Azami müşterekler üzerinde güven

Bilgi ve iletişim devrimi, bireyleri, toplumları, kurumları inanılmaz bir erişim hızı ile birbirine bağlamış durumda. Yurttaş gazetecilikten, dünyanın dört bir tarafında kendini gösteren, katılımcı kültürün sosyal bireyselliğiyle patlayan ve görülmemiş bir angajman hızı ile ülkelerin gündemine oturan işgal hareketlerine, bu toplumsal dönüşümün dinamiklerine hepimiz aşina olduk.  Bu dinamiklerin özünde, dijitalleşmenin hızı ile yeni ve daha derin anlamlar kazanan bazı kavramlar yatıyor. Bunların arasında en önemlisi de, “Alıştığım ve istediğim hayat tarzının sürdürülebilirliği” olarak kendini gösteriyor. Bunu sadece tek bir bağlam üzerinden düşünmek yanlış olur, çünkü toplumsal endişeler bütünsellik üzerinden oluşuyor. Dünyanın dört bir yanında farklı şekilde “sahaya yansıyan” toplumsal gerilimlerin özünde de bu endişelerin getirdiği güven arayışı yatıyor.

Bu noktada, eskilerin moda tabiri “asgari müşterekler üzerinde anlaşma” işlerliğini yitiriyor, çünkü katılımcı kültür, azami müşterekler üzerinde güven inşa edebilmeyi gerektiriyor. Artık iletişim ortamının, güven arayışı çevresinde oluşan, çok katılımcılı, çok eksenli bir sohbet platformu olduğunu görebilmemiz gerekiyor. Herhangi bir sohbet ortamında en az popüler kişi, sürekli ben diyen, yüksek sesle konuşan, konuyu her zaman kendi istediği düzleme çekmek isteyen kişidir. Ortamdaki katılımcıların ilgi duydukları alanlarda söyleyecek sözü olan, kendi fikirleri ve davranışları ile ortak ilgi alanları arasında nedensellik ilişkisi kurabilen kişi ise, yaptıklarını anlatması için teşvik edilen, saygı ve güven duygularının odak noktası olur.

Günümüzün halkla ilişkiler yaklaşımının en büyük çıktısı da işte burada kendini gösteriyor.  Kurumun var oluş amacından yola çıkan, bunun altını ortaya konulan ürün ve hizmetlerle dolduran, toplum için faydalar ürettiğini doğru kurgulanmış bir iletişim öyküsü ile aktarabilen kurumlar, kuşku ve endişe bariyerlerini bu güven köprüsü ile aşabiliyorlar. Bunun yolu da, açık ve şeffaf iletişimden, iletişimde bulunulan paydaşların sayısını ve sohbetin derinliğini sürekli artırmaktan, faaliyetler ve kurumsal kültür ile örtüşen, fayda odaklı sosyal inisiyatiflere imza atarak azami müşterekler üzerinde güven duygusunu güçlendirmekten geçiyor.

Gonca Karakaş / İDA Üyesi

Bu yazı Campaign Türkiye’nin Aralık 2013 sayısında yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.