Aslı Yiğit: “Los Angeles’ta ‘iş seçme’ lüksü yok”

Grafik tasarımcı Emrah Yücel’in kurucusu olduğu I Mean It Creative’in Los Angeles ofisinde müşteri ilişkileri direktörü olarak çalışan Aslı Yiğit, yurt dışı deneyimlerini bizimle paylaştı.

Aslı Yiğit - yurt dışı
Aslı Yiğit

Yurt dışında çalışan reklamcı, iletişimci ve tasarımcıların deneyimlerine yer verdiğimiz sayfalarımızın bu ayki konuğu I Mean It Creative’de müşteri ilişkileri direktörü olarak çalışan Aslı Yiğit. Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde okurken mutlu olmadığını farkeden Yiğit, New York’ta aldığı reklam dersleri ile hayatına bambaşka bir yön vererek reklamcılığa atılıyor. Kariyerini nasıl şekillendirdiğini ve Los Angeles’a gitme hikayesini kendisiyle gerçekleştirdiğimiz röportajımızdan okuyabilirsiniz.

Reklamcılık hiç aklımda olan bir sektör değildi. Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde okurken mutlu olmadığımı farkettim ve ara vererek New York’a gittim. Manhattan’da devam ettigim Business okulumda eski bir reklamcı hocamdan ders alıyordum. Ajans ortamından, yaptığı işlerden çok bahsederdi. Benim de ne yapmak istediğimi keşfetmeye çalıştığım bu dönemde, anlattıkları bende reklamcılığa ilgi uyandırdı. Ve gözlerim bu sektöre döndü.

Türkiye’ye döndükten sonra bu ilgimi ailemle paylaştım – babam durumdan pek memnun olmadı 🙂 Ekonomi bölümünü bırakıp iletişim okumak istemem onu tedirgin etti. Daha geleneksel baktığı için iş garantisi olmayan bir sektör olarak görüyordu. Onu ikna edemeyeceğimi anlayınca önce Londra’da istediğim okullara başvurularımı yaptım, kabulüm gelince de Koç’taki kaydımı yenilemedim. Babama biraz emrivaki yapmış oldum. Seçeneği kalmadığı için istemeyerek kabul etmek zorunda kaldı. Böylece London Metropolitan Üniversitesi’nde “Marketing Communications” okumak üzere  yola çıktım.

Türkiye’ye döndükten sonra Grey İstanbul ve Happy People Project başta olmak üzere sektörün önde gelen ajanslarında çalıştım. Burger King, Arby’s, Digiturk, Goodyear, Komşu Fırın, Unilever ve Procter&Gamble gibi çok keyifli markalarla çalışma fırsatım oldu.

New York’ta yaşadığım 6 aylık dönemde bu şehre aşık olmuştum. New York olmasa bile Amerika’da yaşamak istediğimi biliyordum.

Sektöre yeni girdiğim, henüz stajyer olduğum dönemde bir gazetede Los Angeles’tan Emrah Yücel’in bir röportajını okumuştum ve bir gün onun şirketinde çalışmak istiyorum demiştim. Arkadaşlarım da haklı olarak “LA’den gelip seni işe almasını beklemiyorsun herhalde” demişlerdi.

Grey’de Procter&Gamble’ın Fairy markasına CEEMEA bölgesinde baktığım dönemde, kariyerimde dönüm noktası olan Emrah Yücel ile tanışma fırsatını buldum. Şirketinde müşteri ilişkileri için bir arayış içerisindeydi.

Tanışmamızdan 3 ay sonra, hayatımda daha önce hiç gitmediğim bir şehre temelli yerleşmek üzere Los Angeles uçağına bindim. Türkiye’den pek çok yeteneğe fırsatlar yaratmış olan bu şirket benim için de yepyeni bir başlangıç oldu.

Dört buçuk yıldır Los Angeles’ta I Mean It Creative’de müşteri ilişkileri direktörü olarak Emrah Yücel ile birlikte çalışıyorum.

Türkiye’de de bir bağlantı ofisimiz olduğu için Türkiye’den kopuk bir şekilde çalışmıyoruz.

Türkiye’den, Amerika’dan, Avrupa’dan hatta Afrika’dan müşterilerimiz var. Sözde değil gerçekten global bir ajans olarak çalışıyoruz. Gün içerisinde Kolombiya ile de Kenya ile de New York ile de konuşmamız gerekiyor. Türkiye ile aramızdaki 11 saatlik zaman farkını avantaja çevirdik. Transparan iletişim platformlarından biri üzerinden çalışıyoruz. Böylelikle gelen her brief, yapılan her tasarım, her güncelleme oraya girildiği için İstanbul uyurken LA, LA uyurken de İstanbul çalışmaya devam edebiliyor aynı iş üzerinde. Bu avantaj bize eş zamanlı olarak hem Fox Türkiye hem Fox International hem de FX Stüdyoları ile çalışabilme fırsatı tanıyor.

Türkiye’den bir reklamcı olarak yurtdışında çalışmanın benim için en güzel tarafı tam olarak bu. Bir yandan San Francisco’dan bir müşteriyle çalışırken aynı anda Kenya’dan, Güney Afrika’dan ve Türkiye’den de markalarla çalışıyoruz. Bu da size sektöre ve verdiğiniz hizmete daha evrensel bir açıdan bakabilmeyi öğretiyor.

Bu aralar en çok Türkiye’den yurt dışına açılmak isteyen firmalara markalaşma ve satış kanalları yaratmak konusunda danışmanlık veriyoruz. Amerika pazarı Türkiye’den iş insanları için çok cazip bir pazar haline geldi. I Mean It’in global bir ajans olması ama aynı zamanda ekipten çalışanların Türkçe de konuşabiliyor olması büyük bir avantaj sağlıyor.

İstanbul ve Los Angeles dinamikleri ve enerjileri anlamında çok farklı iki şehir. Bu farklılık iş yapış şeklini de çok etkiliyor. Türkiye’de her şeyin “acil” ve “çok hızlı” yapılması gibi bir durum var. Bu durum çıkan işleri de etkileyebiliyor. Stratejisi ve planlaması olmadan ilerliyor pek çok proje. Türkiye’de ajanslar hemen reklam filmi ve kampanya üretmek üzerinde çalışırken burada sıradışı düşünmeye ve ihtiyacı en verimli şekilde karşılamaya yönelik bir yaklaşım var. Strateji ve hedeflerin belirlenmesi çok daha öncelikli.

Diğer yandan “iş seçmek” gibi bir durum yok burada. Herkes irili/ufaklı yapılması gerekeni en iyi şekilde yapmaya bakıyor. Rekabetin yoğunluğunuysa hep hissediyorsunuz. Gelişmeye ve öğrenmeye karşı bitmez bir açlık var. Çok başarılı insanlar ve ajanslar var. Daha iyi olmak, yaptığınız işi daha iyi yapmak için kendinizi sürekli yenilemeniz ve geliştirmeniz gerekiyor. Bunu yapabileceğiniz alanı ve zamanı ise size sağlıyorlar. Örneğin, buraya geldikten sonra MBA yapmaya karar verdim. Ajansla konuştuğumda beni hem desteklediler hem de ihtiyacım olan zamanı ve desteği bana sağladılar. Gelişmek isteyenlere önünüzü hep açan bir yapı var.

Yurt dışından bakıldığında Türkiye’de daha önce de söylediğim gibi “hemen reklam filmi fikri bulalım ve prodüksiyon yapalım” diye yaklaşılıyor müşterilere. Tasarımcılar ise müşterinin ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak yerine ödüllük kampanya yapma derdinde. Burada bunların hiçbir değeri yok.

Yurt dışında çalışmak isteyen kişilerin, bence ilk olarak bakmaları gereken şey nasıl bir şehirde yaşamak istediklerine karar vermeleri. Los Angeles’a geldiğim ilk yıl dönmeyi çok düşündüm. Şehri anlamam, tanımam ve sevmem tam 1 yılımı aldı. Ama buraya gelip alışamayıp dönen çok kişi de oldu. Çalışacağınız ajans kadar yaşayacağınız şehir de çok önemli. Öte yandan risk almaktan korkmamalılar. Her deneyim bizi bir yere taşıyor. Önemli olan kararlı ve inatçı olmak. Bulundukları şehri ve çalıştıkları ajans yapısını anlamaya ve adapte olmaya gayret etmeliler. Gerisi de severek yaptığınız işi en iyi şekilde yapmak için çalışmaya devam etmek sadece.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Ocak 2018 sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin
2 Yorumlar
  1. Roberto Carlos diyor

    Helal olsun !

  2. Faruk diyor

    Türkiye’de hızlıya getirip iş yapılıyor demiş Aslı Hanım, Amerika’da herşey planlı demiş ama tutunmak çok zor demiş. Tam anlayamıyorum planlı olan yer daha kolay olması gerekmez mi? Bir Tasarımcı olarak nereyi daha iyi görmem gerekiyor bu durumda?

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.