Artık dijital hikayeler zamanı…

Markaların müşteriyle anlamlı bağlar kurabilmesinde rolü büyük olan hikaye anlatımı, dijital platformlarla beraber yeni bir şekil kazanıyor.

Doğrudan ürüne ve onun özelliklerine odaklanan bir iletişim anlayışı gücünü kaybetmeye başladı. Hikaye anlatma sanatı bir süredir ciddi bir ilgi görüyor. Artık markalar, hikayeler aracılığıyla mesajlarını iletmeye, tüketicileriyle bağ kurmaya çalışıyorlar. Eski çağlardan bu yana birçok felsefecinin de üzerine çalıştığı, düşündüğü hikaye ya da anlatı, eğitimden eğlenceye birçok alanda etkin ve önemli bir ikna aracı.

Eski dünyada insanlar hikayeler etrafında toplanırken artık bu görevi dijital dünya üstleniyor. Dijital dünya kendi hikaye çemberlerini oluşturuyor. O nedenle de aslında son derece eski bir teknik olan hikaye anlatma, dijital dünyada daha da önem kazanmaya başlıyor. Çemberi daha da genişletmek ve safları sıklaştırmak için hikayenin sihirli gücüne ihtiyaç duyuyor dijital dünya. Çünkü insan yaşamı sayılardan, big data’dan ibaret değil. Kendi topluluğunu oluşturmak için çaba veren yeni ekonominin güçlü kuruluşları, son kullanıcının aklından çok kalbini çalmayı, onunla samimi, insani bir bağ kurmayı hedefliyor. İşte tam burada da hikaye karşımıza çıkıyor. Bir insanın kalbini hikayeden başka neyle çalabilirsiniz ki?

Dijital çağın hikaye anlatıcıları

Dijital Hikaye Anlatma, kişisel hikayelerin, dijital teknoloji ile anlatılması olarak tanımlanıyor. Medya alanında çalışmalarıyla tanınan bilim insanı Knut Lundby, Hikaye Anlatma tanımının sadece hikayeyi yazmak değil aynı zamanda onu paylaşmayı da içerdiğini belirtiyor. Hem hikayeleri yazan hem de anlatarak bunu kendi çemberiyle paylaşan Netflix, karşımıza bu çağın en önemli dijital hikaye anlatıcısı olarak çıkıyor.

Ancak burada önemli bir farkı belirtmemiz gerekecek. Televizyonda yayınlanan dizilerin internette yayınlanması gibi algılanmamalıdır Netflix’in bu hikayeciliği. Dijital hikaye anlatımı, televizyon dizilerinin ya da hikayelerinin aksine katılımcı ve interaktif. En önemli özelliklerinden biri de kişisel olduğu kadar, kişiyi temsil eden bir yapıya sahip olması, kısaca hikaye ile seyircinin (aslında katılımcı) kendini özleştirmesi, kendini o dünyaya ait hissetmesi. İşte Netflix’in başarısında da nefesimizi tutarak izlediğimiz o hikayeler önemli rol oynuyor.

Hikaye anlatımını, eşsiz kılan önemli yanlarından biri de insanları harekete geçirmesidir. Netflix, bir süre önce benim de zamanında keyifle izlediğim Gilmore Girls dizisinin 15. yılı şerefine özel bir bölüm hazırladı. Aynı sırada da seyircileri için önemli bir sosyal medya kampanyasını hayata geçirdi. Diziyi seyredenler bilir, kahve önemli bir yer kaplar dizide ve seyrederken siz de bardaklarca kahve içmek istersiniz. Bunu harika bir tanıtım fırsatına çeviren Netflix, tam da dizideki Luke’un Kafe’sinin benzeri “pop-up” kahve dükkanlarında seyircilerine bedava kahve sunacaklarını açıkladı. ABD’nin çeşitli şehirlerindeki kahvelere insanlar bedava kahve için değil, selfie’lerini çekmek için koştu. İşte size hikayenin gücü. (Bu arada diziye gönderme olarak “bu kahve dükkanında cep telefonuna izin yoktur” tabelaları da asıldı.)

Geçtiğimiz yıl New York Film Festivali’nde ilginç bir proje başladı. Columbia Üniversitesi’nin içerisinde yer alan Digital Storytelling Lab’in çeşitli paydaşlarla hayata geçirdiği Sherlock Holmes & The Internet of Things, hikaye anlatıcıları, oyun geliştirici ve programcılarını, yaratıcı teknolojileri ve deneyimli tasarımcıları, hikaye anlatımının yeni biçimlerini, işlevlerini keşfetmek üzere bir araya getirdi. Birçok paydaş tarafından geliştirilen bu süreç sonucunda dünyanın her tarafında, farklı cihazlardan oynanan, oynadıkça da hikayenin geliştiği bir dünya yaratıldı. Sir Conan Doyle’un 100 yıl önce yarattığı hikayenin aslına bağlı kalarak bir suç mahallinde ipuçları dahilinde esrarı çözmeye çalıştı kullanıcılar.

Hikaye anlatımı, eğlendirmek, gelenekleri ya da tecrübelerini paylaşmak, eğitmek için yüzyıllardır kullanılan bir yöntem. Dijital hikaye anlatmanın kalbinde de, pazarlamanın aksine ürün değil, izleyici kitle oturuyor. Kısaca artık marka ve seyirciye özgün bir hikaye yaratarak ve bu hikayenin etrafında içerik oluşturarak, tüketicinin kalbini kazanmak durumundayız…

Şeyda Taluk

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi

The School of Life İstanbul Atölye Lideri

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Mart 2017 sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.