Anlaşılırlık etkisi

Varoluşumuzun sürekliliği ve sonsuzluğunda gereksiz gördüğüm bir ölçü birimi olan “zaman” ın içindeki yıllardan birinin son ayı. Neler yaşadık, neler gördük…

Gördüğümüz ve yaşadığımız her şey birer iz bırakarak çekildi hayatlarımızdan. Kimi, evrenin bize vermek istediği mesajları gördü, kimi de görmezden geldi işine gelmediği için. Kimiyse farkındalıksızlığın sınırlarını zorlayarak haberi bile olmadan yaşadı olanları.

İhtirası kabiliyetinden yükseklerin içine sıkıştığı klişeleri, kifayetsiz muhterislerin öne çıkma çabalarını, iddialı ancak uygulamada çuvallayan kurumsal ideolojilerin sloganlara nasıl sıkıştırıldığını gördük. Biz birbirimizle uğraşırken, teknolojinin aritmetik oranlı gelişimini de bu olanlar esnasında hayranlıkla izledik. Gelişim ve değişimdeki hız o kadar fazla ki, bizi etkileyip şaşırtan teknolojik yeniliklerin çıtası da yükseldi, ne garip.

Eskiden hayatımızdaki en komplike makine otomatik ateşlemeli motorlar iken, -ki arabanın ön kaputunu açtığınızda görüp ne olup bittiğini anlıyorduk, şimdi günlük olarak nasıl çalıştığını bilmediğimiz ama bayılarak kullandığımız cihazlar her yerde.

Stanford Profesörü Keith Devlin’in teknolojiyi tanımlaması olayın kompleksliğine rağmen basit ve anlaşılır; “hayatı kolaylaştıran, çabuk öğrenilen, sürekli eğitim gerektirmeyen ve nasıl çalıştığını bilmemize gerek olmayan yenilikler.” Doğru söze ne denir?

Bilim insanlarının bilerek ya da tesadüfen geliştirdikleri teknolojilerin günlük hayatta kullanılabilir versiyonları işlerimizi hızlandıran, kolaylaştıran ve biraz daha ileri gideni yerimizi alan nitelikte. Teknoloji, “geliştirenler” ve “kullananlar” olarak da ikiye ayrılıyor. Kullananlar tarafında hayatı kolaylaştırma derken; insanın beyin gücünün “yerini alma” amacıyla kullanılan kodlama ve robotics rutin işleri üstlenirken, sahneye çıkan “yapay zeka” kullanıldıkça öğrenen yapısıyla insanın hem beyin hem de fizik gücü olarak ortamdan geri çekilmesine sebep olabiliyor.

İkinci Dünya Savaşı esnasında Alan Turing’in şifre-kırma ekibinde yer alan ünlü matematikçi ve kriptolojist I.J. Good, nasıl bir öngörü ve vizyonsa, 1965 senesinde şunları dile getirmiş; “Ultra zeki bir makine, insan tarafından yapılabilen tüm entelektüel faaliyetleri yerine getiren makinedir. Bu entelektüel faaliyetlerden biri de zeki makineler üretmekse, ultra zeki bir makine, bir insanın yapabileceğinden daha zeki makineler üretebilme kapasitesine sahip olacaktır. Yani, insan türünün “son buluşu” ultra zeki bir makine olacaktır ve bu makine umarım bize kendisinin nasıl kontrol edilebileceğini de söyler”. IMDb notu düşüktür ama Arnold Schwarzenegger’in Terminator-3 Rise of the Machines filmini hatırlamakta fayda var.

Artık teknolojinin oldukça “basit” sınıfında yer alan algoritmaların özellikle eğlence ve medya sektöründe kullanımı o kadar derinleşiyor ki, kazara Booking.com’dan baktığınız şehir ile ilgili “sponsored” resimler birden Instagram’da dolaşırken önünüze geliveriyor. Bazılarımız da naif bir şekilde “bak vallahi birileri bizi dinliyor” ya da “Insta’nın içine doğdu sanırım” diyerek kaderci bir yaklaşım da sergileyebiliyor.

İleri teknoloji sınıfındaki “yapay zeka” nın daha fazla kullanımı neler getirebilir bir tahmin yürütelim. Yapay zeka ile gerçekleştirilebilecek nitelikte bir iş, insan kullanımına göre (ilk yatırım maliyetini düşünmezsek) uzun vadede daha az maliyetli ve daha çok verimli olabilir. Bunun olumsuz sonucu insanın yerini alması, yani yeri alınan kişinin işsiz kalmasıdır. Ancak olumlu sonucu verimlilik ve kalite artışı olacaktır. Yeni teknoloji kullanımının yeni ürünlerin geliştirilmesine destek olması, yeni pazarların açılması, verimliliğin nihai fiyata olumlu etkisiyle satışların artması, talebe karşılık verebilmek için de yeni çalışma alanlarının açılması, yani yeri alınan insan için yeni bir iş imkanı demektir.

Yazımın başlığındaki “anlaşılırlık etkisi” (psikolojide yeri olan “fluency effect”) herhangi bir bilginin kolay ve anlaşılabilir sunulmasının bireyin aldığı kararlar üzerindeki pozitif etkisidir. Ben tüm veriler ışığında şu sonuca varıyorum; Değişim çok hızlı, ayak uydurmak gerek. Bunun için de hızlı kararlar alıp hızlı uygulamaya geçmek hem şahsi hem de ticari olarak kaçınılmaz.

Bilmem yeteri kadar açık mı?

PwC Türkiye Şirket Ortağı

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 84. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.