Amacın merkezde olacağını görüyoruz

Tüketiciler ve müşteriler, güvene dayalı bir düzen talep ediyor ve şirketleri sorumlu ve sürdürülebilir uygulamalarıyla bu düzenin kurulması için liderliğe davet ediyor. Sorumlu şirketler ise bir işin ya “iyilik için” ya da “kar amaçlı” olabileceği yanılgısını yerle bir ederek; amaç ve kar arasındaki kesişimin şirketleri geleceğe taşıyacak tek dayanak noktası olduğunun farkında.

Sürdürülebilir ve sorumlu iş uygulamaları dediğimizde akla ilk çevreye ilişkin tedbir ve öncelikler geliyor, ancak sürdürülebilirlik sadece çevreyi değil aynı zamanda insan ve çalışan haklarını, eşitsizlikler ile mücadeleyi, adil, şeffaf yönetişimi ve kapsayıcı ekonomik büyümeyi de barındırır. Tam da buradan hareketle 2015 yılının Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, yoksulluğu ortadan kaldırmak, dünyayı korumak, eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele etmek hedefiyle 2030 yılında tamamlanacak bir yol haritası olarak Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı (SKA) kabul etti. Farklı gelişmişlik seviyesindeki ülkelere yönelik oluşturulan SKA’lar her ne kadar hükümetler için uygulanabilir hedefler olarak kurgulanmış olsalar da bu hedeflerden her birinin başarıya ulaşmasında sorumlu iş dünyası uygulamaları, yeni iş yapış şekilleri, yatırım, yenilikçilik, teknoloji ve iş birliği aracılığıyla iş dünyası kilit bir rol oynuyor. Bir başka deyişle, SKA’lar şirketlere amaç ve kar arasındaki kesişimi işaret ediyor, şirketlere kendilerini anlatabilecekleri bir zemin oluşturuyor.

Öte yandan, SKA’lar sadece bir pazarlama yöntemi olarak değil, stratejik ve bütüncül bir yaklaşımla benimsediğinde ve konumlandığında karşılığını veriyor. Çünkü ürün ve hizmetlerin tasarım, üretim, operasyon ve pazarlama stratejilerini sürdürülebilirlik temelinde oluşturan şirketler, müşteri ve paydaşlarıyla güven temelli bir ilişki kurabiliyor; iş birlikleri geliştirebiliyor.

Accenture tarafından yapılan bir çalışma, önümüzdeki otuz yıl boyunca, baby boomer’ların varlıklarının daha güçlü sorumlu satın alma değerlerine sahip yeni nesil tüketicilere aktarılacağını gösteriyor. Yeni nesil tüketicilerin %60’ından fazlası, markaların etik değerlerine ve amacına bakıyor. Çalışma, müşterilerin, özellikle de geleceğin müşterilerinin, kullandıkları ürünlerin nasıl üretildiğine ve iş gücü uygulamalarının adil ve sürdürülebilir olup olmadığına önem verdiğini söylüyor. Tüketicinin lovemark anlayışı sürdürülebilirlik ekseninde evriliyor.

Tüketicilerin, şirketlerden beklentileri pandemi gibi kriz ve belirsizlik zamanlarında da kuvvetlendi. Tüketiciler markaların uygulamalarını yakından takip eder hale geldi. Pandemi dönemi varolan kırılganlıkları daha da görünür kıldı ve çözüm arayışının aciliyetini artırdı çünkü insanların yaşamsal temel ihtiyaçları karşılanamadı; güven ihtiyacı arttı. Bu dönemde, sürdürülebilirliği içselleştirmiş, sorumlu kurum uygulamaları kuvvetli olan şirketler evrilen ihtiyaçlara hızlı cevap verdi ve öne çıktı. Çünkü onlar ihtiyaçları ve önceliklerini daha iyi tariflediler; bir yandan işin devamlılığını sağlarken diğer yandan insanı odağa alan çözümler üzerinde çalışabildiler.

Pandemi dönemini tüm öğretisi ile arkamızda bırakıp markaların geleceğine baktığımızda yine amacın merkezde olacağını görüyoruz. SKA’ların gerçekleşmesine nasıl katkı vereceğini gösteren ve uygulamalarını taahhütleri ile güçlendirerek ürün ve amaç arasında uyum sağlayan markaların geleceğin markaları olacaklarını söylemek hiç de abartılı olmaz.

Sürdürülebilirlik çok paydaşlı, çok katmanlı ve iş birliği gerektiren bir konu. Markaların, amaç ile inovasyonu aynı hizaya getirerek dünyanın mevcut sorunlarından bazılarını çözme sorumluluğunu daha fazla omuzlaması gerekiyor. UN Global Compact ve 69 ülkedeki yerel ağlar olarak üye olan tüm markaların ve şirketlerin ilerlemelerine yardımcı oluyoruz ve tüm markalara sürdürülebilirlik alanında ihtiya.larının ne olduğunu, nereden başlayacaklarını ve nasıl bir yol izleyeceklerine dair onlara rehberlik ediyoruz. SKA’lara yönelik strateji, iklim değişikliği ile mücadele, inovasyon, çeşitlilik ve kapsayıcılık, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilir finans alanlarında sunduğumuz araç, kaynak ve derinlemesine çalışma imkanı bulduğumuz programlarla şirketleri destekliyoruz. İş dünyası, akademi, sivil toplum ve kamuyu bir araya getiren çok paydaşlı yapımızla iş dünyasının sürdürülebilirlik yolunda somut ve iddialı hedefler belirlemesini sağlıyor ve şirketlerin gelişimlerini takip ediyoruz. Bu yolda adım atmak isteyen şirketleri dünya çapından 12.000’den fazla üyesi olan UN Global Compact’e katılmaya davet ediyoruz.

Melda Çele

Global Compact Türkiye Genel Sekreteri

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 110. sayısında yayımlanmıştır.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.