“Alaçatı’da yürümek bile zihin açıyor”

Bu röportaj ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2016 sayısında “Solda brief yükseliyordu, güneye giderken” başlıklı dosyada yayınlanmıştır.

2014’ten beri Alaçatı’da yaşayan Salim Kadıbeşegil, yaptığı işlerle en az İstanbul’daki kadar yoğun olduğunu söylüyor ve ekliyor, “Kimin için ne ürettiğiniz önemlidir.”

Kendi deyimiyle “41 yıldır iletişim yolculuğu yapan” Salim Kadıbeşegil, sektör içerisinde üst düzey birçok görevde rol aldıktan sonra 2012’de İstanbul’u terk ederek Alaçatı’ya yerleşti. Sessiz ve sakin Alaçatı’da “yürüyerek” hayata devam etmenin bile başlı başına bir ilham kaynağı olduğunu vurgulayan Kadıbeşegil, şimdilerde gönüllü olarak yüksek lisans ve doktora öğrencilerine danışmanlık yapmanın yanı sıra, profesyonel olarak da danışmanlık ve konuşmacı olarak katıldığı etkinliklere zaman ayırıyor.

İzmir’e taşınınca bir boşluğa düştünüz mü?

Fiziksel olarak çalışma ortamım değişti. İtibar yönetimi alanında yaptığım danışmanlıkları son yıllarda zaten sınırlı sayıda müşteri için yapıyordum. Kendimi asıl “iyi” hissettiğim “konuk konuşmacı” alanına yoğunlaşmıştım. Dolayısıyla hayatımda bir “boşluk” olmadı. Tam tersine Alaçatı merkezli bir hayatı, çevresi, insanları, kültürü ile yeniden keşfetmenin getirdiği bir yoğunluk, İstanbul’daki keşmekeş yaşamın yerini aldı.

Bir yandan şirketlere ayda birkaç kez konuk konuşmacı olarak giderken, diğer yandan CEO düzeyindeki yöneticilerin birkaç saatlik bile olsa toplantı yapmak ya da bir paylaşımda bulunmak için Alaçatı’ya geliyor olmaları bir “iş modeline” dönüştü. Doktora ve master öğrencilerine yaptığım gönüllü danışmanlığı ve üniversitelerdeki genç arkadaşlarımla yaptığım söyleşileri de eklerseniz aslında pek bir boşluğun olmadığını da görebiliriz.

Sektöre dışarıdan bakan biri olarak şu anki durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Üç tane temel sorun var.

Birincisi şirketler (reklamverenler) artık eskisi gibi uzun vadeli stratejik plan yapamıyorlar. Yerel ve küresel ekonomideki belirsizlikler standart iş planlarını alt üst etti.

İkinci konu özellikle teknolojide yaşanan baş döndürücü gelişmeler “değişimi” zorunlu kılıyor. Bunda hemfikiriz ama bu değişim yönetimi artık “rutin” oldu. Binlerce kişinin çalıştığı işyerlerini bu kadar hızla değişime sürüklemek kolay değil. Bazı şirketler sahip oldukları inovasyon kültürü ile buna daha kolay uyarlanabiliyorlar.

Üçüncü konu ise “güven”… Özellikle sosyal medyanın neden olduğu bilgi kirliliğinin gölgesinde “güven” yok oldu.

Sektöre baktığımda, hem markada hem de hizmet aldıkları danışmanlıklarda ve ajanslarda bu “üç temel sıkıntılı olguyu” görüyorum. Ve bu, geçici değil!

Sizce sektörün zorlukları neler?

Zorluklar demeyelim de “değişimin bizi taşıdığı yer olarak bakalım. Öncelikle 1980’lerde geçerli olan ve bir şekli ile 2000’lere kadar raflarda duran klasik reklam ve pazarlama şablonlarının miadı doldu. Küreselleşen dünyada tüketici değişti.

Reklam ve pazarlama dünyasında birçok isim sektörü bırakıyor. Bu trend devam eder mi sizce?

Bu bir trend mi acaba? Kendi işini kurmak özellikle günümüz şartlarında pek de kolay bir şey değil! İşin kendisini “çok iyi bilmek” aynı zamanda o işin “ticari” olarak başarılı olacağı anlamına gelmez. Örneğin bir trendden bahsediyorsak içinde çok sayıda hayal kırıklığı barındırıyor olması kaçınılmaz. Günümüzde başarıya giden temel kriterler aslında eski yıllardaki gibi hala geçerli;

* Tek başınıza başarılı olamazsınız. Şirketi tek başınıza kurmuş olsanız bile, başarınıza değer katacak stratejik ortaklıklar olması lazım.

* Rekabetin içinde kaybolup yok olan “tek başınalık” ile, rekabete “yenilik” getiren tek başınalık arasındaki farkı tartmak gerek.

* Günlük kazanımlar değil, sürdürülebilir başarılara giden bir yolculuktur esas olan.

Sektörü bırakıp uzaklaşmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

41 yıldır çalışıyorum. İletişim yolculuğudur yaptığım. Sektörü bırakıp, uzaklaşmak gibi bir duyguyu hiçbir zaman içimde hissetmedim. Önemli olan kimin için “ne” ürettiğinizdir. Ben uzun zamandır “kendim” için üretiyor, ilgilenenlerle paylaşıyorum. Üretmek duygusu içimizde bir yerlerde yaşıyorsa “ne üreteceğimiz” bir şekli ile gelip bizi buluyor.

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.