Ajans hayatı mı, in-house çalışmak mı?

10 yıl boyunca Coach’ta çalışan Cara Dorr, ajans ve in-house arasındaki farkları ve ajansta çalışmanın neden daha keyifli olduğunu anlatıyor.

PR ve sosyal medyadaki 12 yıllık kariyerim boyunca, ortam ya da etkinlikten bağımsız olarak, ister bir konferansta ister SXSW’da pek çok kişinin in-house/ajans ayrımı hakkında yorum yaptığına şahit oldum.

Kurdukları cümleler genellikle şu şekildeydi: “Asla in-house çalışamam”, “Bir kere in-house çalışmaya başlarsanız, bunun dönüşü yoktur” ya da “Tek bir marka için çalışamam, sıkılırım.

Muhtemelen yukarıdaki ifadelerin benzerlerini ben de birkaç kez kullandım. Oysa yıllar boyunca sektörün sadece marka tarafını biliyordum. Çalışmaya marka içinde başlamıştım ve içinde üretim yaptığım markayı da seviyordum, hiçbir zaman bir ajansa gideceğimi düşünmemiştim. Marka tarafında çalıştığım 10 yıldan sonra, 2017’ye doğru yeni bir şey denemek için ajans hayatına geçiş yapmaya karar verdim.

10 yıldır in-house çalıştığım moda markamı bırakıp Day One Agency’ye katıldığımda patronumun “Yeniden in-house bir iş yapmayacaksın, değil mi?“ dediğini hatırlıyorum. Tavrına şaşırmış ve o sırada ne demek istediğini kavrayamamıştım ama şimdi neyi ima ettiğini anlıyorum. In-house çalışan insanların şaka yollu “karanlık taraf” olarak adlandırdığı tarafa geçiyordum.

Ve bunu kesinlikle yaptım. Ayrıca bakış açımı değiştirdim ve empati duygumu geliştirdim. Aynen marka tarafından gelen diğer meslektaşlarımın yaptığı gibi.

Edindiğim kişisel deneyim sonucunda ajans ve in-house arasında şöyle farklar olduğunu gördüm:

1) In-house ve dar bakış açısı

In-house çalışırken dünyadaki en önemli şeyin markanız olduğunu düşünüyorsunuz. Öyle değil demiyorum ama kesinlikle farklı bir bakış açısına ihtiyaç var.

Day One Agency’ye katıldığım günden beri aldığım ilham ve bilgiyle beynim patladı (iyi anlamda). Her gün Slack kanallarımızda bir sürü ilham verici link, görüntü ve video paylaşıyoruz. Böyle bir şeyi in-house çalışırken hiç yaşamamıştım ve bu da tek yönlü düşünme eğilimine neden oluyordu. Her gün tek bir markayla iç içe olmak insana bunu yapabiliyor.

2) Rüya takımı

Ajansta çalışmanın en iyi taraflarından biri, etrafınızda ne yaptığınızı anlayan insanların bulunması. Marka tarafında çalışırken yaptığım PR ve sosyal medya işlerini, diğer departmanlardaki meslektaşlarıma karşı savunmak zorunda olduğumu hissediyordum. Bu kişiler iletişim ve pazarlama alanının dışındaydı ve aslında yaptığım iş hakkında bilgileri de konuya ilgileri de çok azdı. Aynı alanda uzmanlık sahibi olduğum bir ekiple çalışmak büyük tatmin sağlıyor.

3) Farklı markalar ve sektörlerle çalışmak

Bu süreç benim için hâlâ çok yeni. Bir müşterinin işinden diğerine geçmenin kendi içinde zorlukları var ancak in-house çalıştığım dönemde beni zorlayan konu, tek bir markanın kısıtlayıcı olabilmesiydi. Bazen dijitalde çıkan bir trend hayata damga vurabiliyordu ama marka stratejisine uymuyordu. Şimdi bir inovasyonla karşılaştığım zaman bahsi geçen teknolojiyi, kültürel hareketi ya da özelliği müşterilerden birine uyarlama fırsatım oluyor. Fikri ya da konsepti gerçekleştiremesem bile en ileri teknolojileri kullanma isteğimi bir şekilde tatmin edebiliyorum.

4) Müşteri ilişkileri

Bu konunun en büyük zorluğu çıkaracağını düşünüyordum ama şaşırtıcı bir şekilde bunun avantajım olduğunu gördüm. Müşterilerle ilgili bir sorun yaşandığı zaman, kendimi onların yerine koyabiliyorum. Eskiden bulunduğum konum, ajansla çalışan müşteriydi. Dolayısıyla onların uğraşmak zorunda oldukları kurum içi politikaları genellikle anlıyorum. Ve onların bu süreçte neler yaşadığını bilmek, ekibin doğal bir uzantısı gibi hissetmemizi sağlıyor.

Neticede ister bir markayla ister bir ajansla çalışalım, kazandığımız deneyimler bizi daha da güçlendiriyor. O zaman neden her ikisini de tecrübe etmeyelim ki? Bir ajansa geçiş yapmak isteyen in-house çalışan da olsanız, bir markaya kapak atmak isteyen müzmin ajans çalışanı da olsanız, aradaki büyük ayrımın sizi geçiş yapmaktan alıkoymasına izin vermeyin. Masaya koyduğunuz şey yeni bir bakış açısı olacak ve bunu yaparken, aradaki empati açığını kapatan da siz olacaksınız.

 

 

Cara Dorr
Day One Agency Kıdemli Dijital Strateji Direktörü

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 80. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.