25.000 inek ve BMW X3

Lift Content Factory Kurucusu Ömer Erdem, BMW’nin Güney Afrika’daki Rosslyn Fabrikası’nın medeniyeti bir adım ileri taşıyan özelliklerini ve BMW X3 deneyimini yazdı.

Yıllardır otomobil test ve lansmanları için dünyanın dört bir yanına seyahatler gerçekleştiriyorum. Çok farklı coğrafyalarda, çok farklı iklim şartlarında, yüzlerce farklı otomobil test etme şansını buldum. Son dönemlerde dilim döndüğü kadar anlatmaya çalıştığım bir konu var; artık otomobillerin hepsi benzer özelliklere, teknolojik yeniliklere, donanımlara, güvenlik ve emniyetli sürüş dinamiklerine, muhteşem tasarımlara sahip. Eskiden tasarım veya donanım özellikleri sebebiyle küçümseyebileceğiniz bir hafif ticari segment araç, dönüp arkasından baktıracak kadar çekici hale gelip vazgeçilmez bir sürüş konforuna sahip olabiliyor. Kimse bana artık şu otomobil kötüdür, şunun yol tutuşu zayıftır ya da içindeki şu donanımı daha iyi olabilirdi diyemez. Kalite ve beğeni beklentisi çıtası çok yükseldi. Üretim teknolojileri de muazzam gelişti. Aynı platformu kullanan marka ve modeller, hatta birbirleriyle müthiş rekabet içinde olan markalar hem maliyet avantajı hem de üretimde verimliliklerini artırma yolunda ortak adımlar attılar. Peki otomotiv markaları birbirlerinden nasıl farklılaşacak ve pazarlama faaliyetlerinde tüketiyi nasıl ikna edebilecekler sorusu artık en önemli gündem maddesi haline geldi. Bu sebeple de otomotiv markaları, yukarıda bahsi geçen gelişme ve yeniliklere ayak uydurma planlarının yanında sürdürülebilirlik, büyük veri ve teknoloji çağının başdöndürücü dinamikleri arasında uzun dönemli stratejiler yaratmanın peşindeler. Dolayısı ile ağırlıklı ihtisas yayınlarının, otomotiv yazarlarının ve test pilotlarının katıldığı lansman ve test sürüşlerinin yanında, otomotiv markalarının gelecek tasarımlarını anlatmak istediği çok sayıda organizasyon da gitgide artmaya başladı.

Gelelim başlıkta yazdığım “25.000 inek ve BMW X3” arasındaki ilişkiye…

Bu seyahatimizdeki rotamızın yönü Güney Afrika, Johannesburg. Borusan Otomotiv Kurumsal İletişim Müdürü sevgili Aslı Kayadeniz ve Birim Yöneticisi Begüm Tenik’in nazik daveti ile BMW’nin Johannesburg’daki Rosslyn Fabrikası’nı ziyaret edeceğimiz uzun bir yolculuk bizi bekliyordu. BMW ve Güney Afrika başlangıçta pek anlam ifade etmeyebilir ancak konu çok derin. BMW Group, Almanya dışındaki ilk fabrika yatırımını 1973 (yazıyla bin dokuz yüz yetmiş üç) yılında yapmış. Joburg yakınlarındaki Rosslyn’de, organize sanayi bölgesinde bulunan bu tesise sadece fabrika demek çok büyük haksızlık olur. 45 yıl önce kurulan bu “tesis”, adeta bir “ekosistem” anlayışı ile kurgulanmış. 2015 yılından bu yana 400 milyon Euro’luk ek yatırım yapılan tesis 300’den fazla robotun bazı üretim aşamalarında insan faktörünü neredeyse tamamen ortadan kaldırdığı muazzam bir üretim merkezi haline gelmiş.

Büyüklüğü ve ihtişamı dudak uçurtacak derecede. Bu ihtişamı kelimelerle bu sayfaya sığdırmak mümkün değil, o sebeple yazının link’ine bolca video ve görsel malzeme de ekledim. Keşke fırsat olsa da işini ve ülkesini geliştirmek isteyen her mühendis, karar verici, yönetici ya da akademisyen bu imkana sahip olabilse.

Sırasıyla; “Kalıp-Metal”, “Baskı-Kaporta-Boya” ve son olarak “Montaj” hatlarını görme imkanı bulduk. Özellikle ilk üç aşama neredeyse tamamen robotize olmuş durumda, insan faktörü tek tük denetim ve kalite takip detaylarında hâlâ görülebiliyor. Montaj faktörlerinde insan emek ve gücü, detayların ortaya çıkmasında hâlâ çok büyük öneme sahip. 300’den fazla irili ufaklı robotun hizmet verdiği görüntü “robotların istilası” adında bir film için doğal plato olarak gözükse de diğer taraftaki yüzlerce yazılımcı, BMW’nin Rosslyn ve diğer ülkelerde yer alan tesislerindeki ihtiyaçları karşılamak üzere kurulmuş AR-GE merkezinin önemli bir parçası.

Rosslyn Fabrikası’nda dikkatimi çeken önemli bir konu da BMW Group’un şu anda görevde bulunan yönetim kurulu başkanı dahil, neredeyse tüm yönetim kurulu üyelerinin bu fabrikada üst düzeylerde yöneticilik yapmış olması. Bu minik detay, BMW’nin 1973’te attığı cesur adımların marka için ne büyük bir önem taşıdığının da önemli bir göstergesi.

Rosslyn tesislerinde bugüne kadar birçok farklı model üretilmiş. Bunlardan başlıcalaları; BMW 1800 SA, 2000 SA, 1804, 2004 serileri ilk örnekler, BMW 530 MLE (E12), BMW 745i (E23), BMW 325 iS (E30) ve son olarak BMW 333İ (E30). Başlangıçta sadece Afrika pazarına yönelik modeller ile üretime başlayan tesis, yıllarla birlikte tüm dünyaya otomobil ihraç eder hale gelmiş. Geçtiğimiz 3 yıl içerisinde yapılan 400 milyon euro’luk yatırım ile tüm süreçlerin ve fabrikanın modernize (ve aslında “robotize”) edilmesi, son dönemdeki tüm dijital değişim unsurları, yapay gerçeklik, nesnelerin interneti ve mobil dünya ile uyumluluk kriterleri gözetilerek kurgulanmış. Bu vizyon ile birlikte geçtiğimiz sene lansmanı yapılan BMW X3 modeli üretiminin önemli bir kısmı da Rosslyn Fabrikası’nda yapılıyor.

BMW Group, Güney Afrika’daki otomobil üretim tesislerinin AR-GE merkezi olarak, özellikle robotik teknolojilere yazılım hizmeti verilmesi dışında; eğitim, kreş, sağlık hizmetleri gibi birçok unsuru da beraberinde taşıyor. Hem tesis çalışanlarının hem de bölgedeki tüm kamu kuruluşları ve özel kurumların ihtiyaçlarının karşılanması, çocuk yaştan itibaren bu tesislerden faydalanılması gibi aslında BMW’nin gelecek tasarımına da fayda sağlayacak önemli bir özelliği var. Kasım ayı sonunda açılacak BMW X Style Life Park ise hem BMW kullanıcılarının ve potansiyel alıcılarının hem de çalışanlarının yararlanacağı, çevredeki okulların kullanımına da açılacak bir deneyim ve eğlence merkezi olarak tasarlanmış.

Bitmedi. Rosslyn tesisleri 2018 sonu itibarı ile ihtiyacı olan elektrik enerjisinin %100’ünü yenilenebilir kaynaklarından sağlamayı hedefliyor. Bunun temelinde ise BMW Group’un tüm üretim tesislerinde 2020 yılı itibarı ile %100 yenilebilir enerji kullanımı hedefi yatıyor. Rosslyn tesislerinin bu sebeple önemi çok büyük.

Gelelim inek ve BMW X3 ilişkisine…

Teknoloji, dijitalleşme, robot teknolojileri, yazılım yatırımları yapılıyor ama çevre duyarlılığı ve sürdürülebilirlik konularında neler yapılıyor sorusunun cevabı da tam olarak burada. Rosslyn tesislerindeki baş döndürücü turdan sonra; bizlere tahsis edilen, fabrikadan yeni çıkmış, dumanı üstünde, rengarenk, farklı motor ve donanım paketlerine sahip BMW X3’lerimizle, bu kez otomobilleri farklı parkurlarda deneyimleme amacıyla yola çıktık. İlk adresimiz, 100 km uzaklıktaki uçsuz bucaksız kurak araziye kurulmuş, içerisinde 25.000 adet ineğin bulunduğu bir besi çiftliğiydi. Biz de şaşırdık. Afrika’ya adım atan herkesin ortak beklentisi vahşi hayvanlar, safari gezileri, aslan-kaplan sürüleri görüp zürafalar ile selfie çektirmekten ibaretken, besi çiftliğinde ne işimiz olabilirdi?

20 bin ton atık biyogaza dönüşüyor

Bronkhorstspruit Biogas’da (Bio2Watt) üretilen enerji, fabrikanın neden yeşil sıfatını hak ettiğini kanıtlayan en önemli gösterge. Güney Afrika’nın en büyük besi tesisinin yanına inşa edilen ve Beefcor tarafından yönetilen “Bio2Watt”, bu sayede, ihtiyaç duyduğu temel “yakıt” olan hayvan dışkısına istediği zaman ulaşabiliyor. Her yıl 25 bin sığırın yaklaşık 40 bin tonluk gübresinin yanı sıra 20 bin ton organik atığı biyogaza dönüştüren tesis, bu gazı kullanarak elektrik üretimi sağlıyor. Burada üretilen elektrik, daha sonra BMW gibi elektrik enerjisine ihtiyaç duyan firmalar tarafından satın alınıyor.

Yıllardır gelecekle ilgili eğitim ve konferanslara katılıyorum, akademik makaleleri takip etmeye, ilgili belgesel ya da filmleri seyretmeye çalışıyorum. Bu konuda organizasyonlar düzenliyor, çok önemli yerli ve yabancı isimleri ülkemize getirme, iş ortaklarımıza ve paydaşlarımıza bu bilgileri yayma misyonunu üstleniyorum ama bu kez geleceğin ne olduğunu bizzat deneyimleme fırsatını yaşadım.

Uçsuz bucaksız ve kurak bir arazinin ortasında, üstelik Güney Afrika gibi vahşi bir coğrafyada, hayvan dışkısını elektriğe dönüştürme vizyonu ve %100 yenilenebilir enerji kullanımına yönelik tarihi bir projenin ilk tanıkları arasında olmak müthiş bir duygu.

1973’ten bugüne Güney Afrika’nın ve çevre ülkelerin gelişimine büyük etkisi olan bu fabrika, BMW’nin sadece bir otomobil markasından ibaret olmadığını, medeniyetin gelişmesi ve yayılması için çok önemli bir misyon üstlendiğini de gösteriyor.

Seyahatin devamında Güney Afrika’nın çok farklı, bakir ve gelişmemiş bölgelerini, vahşi yaşamlarını, ticari olarak kurgulanmış safari parklarını, muhteşem şaraplarını ve yemeklerini de elbette deneme imkanı buldum. Hatta sık sık yaramazlık yaparak BMW X3’ün sınırlarını zorlamaya çalıştım, parkurun dışına çıkarak önceden titizlikle hazırlanmış programı farklı parkurlarda deneyimleme şansını elde ettim. Sonunda BMW Group’un sevgili Kurumsal İletişim Müdürü Irmgard (Alman değil Avusturyalı) yanıma oturarak beni kontrol altına almayı başardı. 🙂

Bu özel seyahatin devamında çok yakın bir arkadaşım ve dünyanın en büyük iş makineleri üreticilerinden biri olan Liugong’un Afrika pazarındaki bir numaralı yöneticisi, ülkemizi yurt dışında da başarıyla temsil eden sevgili Kıvanç ile Johannesburg’un sosyal ve kültürel hayatını çok yakından deneyimleme imkanım oldu. Onu da emekliğimde yazmayı düşünüyorum.

BMW X3’ün özelliklerini ve sürüş izlenimlerimi buraya sığdıramadım ama kasımda yayımlanacak Autocar dergisinde de bu konuyu detaylı olarak kaleme alacağım.

Seyahatim boyunca yol arkadaşım olan sevgili Aslı Kayadeniz’e, kendisinin görev değişikliği sonrasında ilk kez çıktığımız bu yolculuktaki misafirperverliği için bir kez daha çok teşekkür ediyor, önceki seyahatlerde birlikte olduğumuz sevgili Fatma Tüker’in de sık sık kulaklarını çınlattığımızı özellikle belirtmek istiyorum.

Ömer Erdem

Lift Content Factory Kurucusu

 

 

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 82. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.