24 saate ve bir ömre ne sığar?

Modern internetin icadının üzerinden henüz yarım asır bile değil; gittikçe ivmelenen bir 30 yıl geçti. Bugün yalnızca tüketilen bir içerik dünyasından, parçası olduğumuz somutlaştırılmış bir internete, çoklanmış daha geniş bir dünyaya geçişi konuşuyoruz.

Metaverse, nam-ı diğer evren ötesi ya da genişletilen evrenlerimiz, salt ses veya görüntü paylaşımından ve bunların göreceli pasif tüketiminden, dijital veri ve görüntülerin fiziksel dünyamız üzerine yerleştirilmesine geçişi ifade ediyor. Salt birbirine yakınsamanın ötesinde, son 30 yılın 2. yarısında hızlanan ve son 2 yıldır pandeminin de etkisiyle iyice ivmelenen dijitalleşme (mecralar, sosyalleşme, ticaret, flört, oyun, eğlence, vs.), domine ettiği hayatın üzerine yepyeni bir katman getirerek kendisini zenginleşen deneyimlerle yeniden tanımlıyor.

2025’te 82 milyar USD değerinde olması beklenen bu evrende yaşam zenginleştikçe, bu eğlenceli ve pratik sosyal deneyimin hızla parçası olacak tüketicileri markalar, ürün ve hizmetler takip edecek.

Çevrim içi ve çevrim dışı olarak tanımladıklarımızın çizgileri kaybolurken, çevrim içi zamanımızın genişleyeceğinden bahsediyoruz. İçinde bulunduğumuz Yakın Çağ’dan sonra 5. Çağ’a geçer miyiz bilinmez ama, mutlak çevrim içi ve çevrim dışı entegrasyonla internet çağında yeni bir sayfa açılacağı kesin.

Dijital ve fiziksel dünyaların yakınsaması ve iç içe geçmesi, biz reklamcılara sınırların olmadığı bir hikâye anlatıcılığına hazır olmamız gerektiğini söylüyor. İlk dönem dijitalleşmesini yaşayan birçok sektör; eğitim, online alışveriş platformları, statik dijital eğitimlere ya da kategorize edilmiş ve yazılı tüketici yorumlarıyla zenginleştirilmiş alışveriş listelerine değil, fiziksel dünyanın davranışlarını sanallaştırmaya odaklanacaklar. 3 boyutlu evrenler tasarlayabilen oyun şirketleri sadece bir adım önde olmayacak; yeni dönemin mimarları da olacaklar.

Her şeyde olduğu gibi büyük değişimler ve bu değişimlerin etkileri de sorular sorarak başlıyor: 24 saate ve bir ömre ne sığar? Hayatımızın hızının bir limiti var mı? Daha çok tüketirken, daha büyük bir kolaylık ve keyifle tüketmek mümkün mü? Fiziksel olan deneyimlerin, neden zaman ve mekân bağımsız, daha eğlenceli ve pratik dijital bir karşılığı olmasın?

İnanç Dedebaş

Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 118. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.