2020’de nasıl mutlu olunur?

MediaCom’dan Sue Unerman, reklam endüstrisinin mutluluk kavramını nasıl etkilediğini ve 2020’de reklamcıların daha mutlu ve huzurlu olmak için yapması gerekenleri yazdı.

Yeni bir araştırma, reklamcılığın insanları mutsuz ettiğini gösteriyor.

“Reklamcılık insanları mutsuz eder.”

Warwick Üniversitesi Profesörü Andrew Oswald, araştırmaları sonunda bu iddiayı ortaya koyuyor. Üstelik Oswald’ın bu iddiası; ne kadar çok reklam olursa o kadar çok mutsuz ve sefil insan olacağı anlamına
geliyor.

Oswald; reklamların sahip olmadığımız veya yapamayacağımız şeyleri istememize neden olduğunu ileri sürüyor. “Fikir çok eski: Ne kadar mutlu olduğuma karar vermeden önce, bilinçli olarak ya da farkında olmadan insanların ne yaptığına bakmam gerekiyor. Yani statü kaygısı devreye giriyor. Üstelik statü kaygısının doğuştan geldiğini de biliyoruz.”

Oswald ve ekibi, 27 ülkede 900.000’den fazla Avrupalı vatandaşın yaşam memnuniyeti verilerini 1980 – 2011 yılları arasındaki reklam harcamalarıyla ve ters bir bağlantı buldular. Reklam harcamaları büyüdükçe, insanların hayattaki memnuniyeti de bir o kadar azalmaya başlıyor.

Yoksa bu sektörümüzle ilgili başka bir kınama mı? Reklam endüstrisi aslında insanların düşmanı mı?

Reklam harcamaları, tüketimi izler. Tartışmaya açık bir durum olsa da; bir ülkenin vatandaşları gelirlerinde artış yaşadıkça, “sorun listeleri” de değişir. Şiddet konusunda endişelenmek, sokakta güvende olup olmadıkları bir yana kimin en iyi telefonu, arabayı, ayakkabıyı ya da saati olduğu daha önemli bir hale gelir. Ancak bunlardan sonraki sorunlar, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini takip eder.

Bir yandan da mutsuzluğunuz sadece reklamlarda gördüğünüz ama sizde olmayan şeylerle ilgiliyse, bu kesinlikle güvenliğinizden, yeteri kadar yiyeceğiniz olmadığından ya da söyledikleriniz yüzünden tutuklanma endişesi duymaktan çok daha iyi.

Sinéad O’Connor’ın bir şarkısında da dediği gibi “mutluluk zor bir duygu. Ancak sizde olmayan şeyleri zaten istemiyorsanız mutlu olabilirsiniz.” Tabii buradaki psikolojik sakinliğin sağlanması reklamın rolü değil. Ayrıca ancak endişeli bir ajans insanıysanız amacınıza ulaşabilirsiniz.

Dolayısıyla, son derece önemli bir yayın olan Harvard Business Review’de çıkan bu makale, mesleğimizle ilgili düşünceleri çok da zedelememli. İnsan doğası, stres koşullarından ziyade konfor içinde geliştiğinde neler olduğunun bir yansımasıdır. Meselâ; kardeşlerinin oynadığı oyuncağı görüp onu istemeyi öğrenen bir kardeş gibi ya da başka bir çocuğa ait olsa da o bebek arabasında oturmayı istemek gibi…

Tabii ki de dünyanın mutluluğuyla ilgili herhangi bir sorumluluk alamayız, ancak reklamlarımızın insan doğasının daha iyi tarafına hitap etmesini sağlamak için sorumluluk alabiliriz. Amacı ticaretle birleştirebiliriz ki bunu pek çok uygulamada görüyoruz. Örneğin; Skittles Onur Günü için gökkuşağını ambalajından çıkardı ve son derece etkileyici bir kampanyaya imza attı. Lloyd Bank, aile içindeki para konularının çok daha iyi bi iletişimle çözülebileceğini gösterdi, hatta bu sayede son derece sancılı bir duruma parmak basmış oldu.

Medya stratejisi de bizim sorumluluğumuz. Daha çok seyirci için onları bombardımana tutmaktan ya da kötü insani içgüdülerine hitap etmekten vazgeçmeliyiz.

Ve eğer 2020’de gerçekten mutlu olmak istiyorsak, önemli olan neyse ona odaklanmamız gerekir.

Sue Unerman
CTO, MediaCom

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 96. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.