Z kuşağını kazanmak ister misiniz?

Deutsch’un ‘America in the Raw’ serisinin ikinci yılına ait bir çalışma, Z kuşağının (Deutsch tarafından 16-25 yaş / 1995 sonrası doğumlu olarak tanımlanmıştır) bazı temel ilke ve inançlarına ışık tuttu. Rapor, Y kuşağının hemen arkasından gelen nesil hakkında üç önemli içgörü ortaya koydu.

Deutsch Strateji Başkanı Kelsey Hodgkin, Campaign US’e şunları söyledi: “Z Kuşağı en çok şöhret, ırkçılık ve çevre ile ilgileniyor. Bu kavramların hepsi, onlara reklam vermek isteyen markalar üzerinde büyük etkilere sahip olacak. Her şeyi sorgulama ve yalnızca kişisel olarak deneyimlediklerine inanma eğilimindeler.”

Z kuşağının yalnızca %43’ü mevcut sistemin kendi işlerine yaradığına inanırken, boomer’larda ise bu oran %65. Sonuç olarak, Z kuşağı çok daha yıkıcı ve her ne olursa olsun kendi görüşleriyle, vizyonlarıyla ilgili olmayan markalara seslerini duyurmaya hazırlar. Onlar, linç kültürünün mimarları ve size inanmazlarsa bunu gerçekleştirme olasılıkları daha yüksek.

Ayrıca, bir duruş sergileyen ve ona sadık kalan markalara daha çok sempati duyuyorlar. Hodgkin, bu konuda Halle Bailey’nin deniz kızı Ariel rolünü almasını örnek veriyor. Evet, ‘The Little Mermaid’ filminde bir Afro-Amerikalı seçmek güzel bir örnek.

Üstelik bu süreçte insanlar Ariel’in beyaz tenli ve kırmızı saçlı bir deniz kızı olması gerektiğini öne sürdü, ancak Disney “bu kurgusal bir karakter, bir peri masalı ve yoruma açık olduğu için ne olması gerektiğine dair bir tanım yok” dedi. Sadece Halle Bailey’i Ariel olarak seçmek değil, aynı zamanda bu kararı savundukları için de çok iyi niyetliler ve bir markanın sesini, anlatıcısını değiştiriyorlar gibi düşünebilirsiniz.

Ancak Hodgkin’e göre Z kuşağı bundan çok daha fazlasını arıyor. Kara Panter filmi veya Rihanna’nın Fenti markası buna iyi bir örnek. Ancak yine de çok az sayıda marka özgün hikayeleri sergilerken siyah veya Latin ögelere yer veriyor. Üstelik bu dönem her sektörden marka için çok iyi bir fırsat olmasına rağmen.

Çevre sorunları ise Z kuşağı için çok daha acil bir konu olarak görülüyor.

Çevre ve iklim değişikliği, medeniyetleri için en büyük tehdit. Bu nedenle çevre dostu denilebilecek ürünleri satın alma olasılıkları çok daha yüksek. Bu genç tüketiciler – diğer kuşaklar gibi – ürün ve hizmetlerinin karşılığını verme eğiliminde olan markalar için daha somut eylemler arıyorlar.

Deutsch’un Amerikan ruhunu araştırmasıyla “şöhret modu” olarak isimlendirilen kavram oldukça ön plana çıkıyor. Bizim için ilginç olan; diğer nesillerle kıyaslandığında ünlü olmak isteyen Z kuşağı oranının çok daha yüksek olması. Çalışmaya göre Z kuşağının %65’i ünlü olmak istiyor, buna karşılık boomer’ların sadece %14’ünün böyle bir isteği var.

Ancak burada dikkat çeken nokta; onlar sadece ünlü olmanın sıkıcı gerçekliğine odaklanmıyor, daha çok onunla birlikte gelen etkiyi kullanmakla ilgileniyorlar. Artık şöhretin değişen bir tanımı var. Şöhretin popülariteden daha fazlası olduğuna dair bir görüş var.

Bunu, markalar için de düşünebilirsiniz. Başarılı olan markalar sadece popüler değiller, aynı zamanda bu başarıyla gelen güçlerini; kendi platformlarını kullanıyorlar.

Mihael Heusner
Editör, Campaign US


Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 104. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.