Z kuşağı kuşatma altında

Doğru bir siyasal iletişim olması için öncelikli olarak doğru bir fikre ihtiyaç vardır. Siyaset dediğiniz zaman doğru fikir, memleket meselelerini doğru kavramış, doğru tanımlamış ve sorunları ülkedeki sorunlara doğru cevap veren bir fikir olması lazım. Ayrıca siyasal iletişim mecralarını kullanırken vatandaşın ne düşündüğü ne hissettiği ne algıladığı düşünülerek yapılan bir strateji, doğru bir iletişim stratejisi olur. 

Başarılı bir siyasal kampanya aslında bir yönüyle hangi partinin, kimin yapacağına göre değişiyor. Hangi siyasi parti kampanya yaparsa yapsın öncelikli olarak geçmişte yaptıklarını, icraat ve başarılarını  düzgün bir şekilde halka izah etmelidir. Bu süreç içerisinde yapamadıkları varsa da onların da makul izahını ortaya koymalıdır. Bir kampanya planlarken iktidardan daha iyi yapabileceğine dair perspektif ortaya koymak, muhalefet partileri için yapılacak en doğru şey olacaktır.

Türkiye’de siyasal iletişim uygulamaları bilindiği gibi serbest seçimler sürecinde   başladı. Zaten Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra uzun yıllar tek parti hükümeti oldu ve Demokrat Parti’nin sahneye inmesiyle beraber 1950 seçimleri gerçek anlamda rekabetin, siyasi rekabetin ve tartışmaların olduğu dönemdir. “Yeter artık söz milletin”cümlesini bugün biz hala hatırlıyorsak, kara kalemle çizilmiş el işaretini ve sloganı hatırlıyorsak bunun bir sebebi olmalıdır. Bu durumun  muhtemel sebebi aradan geçen yetmiş yılda henüz bu sloganı aşan bir sloganın ve bundan daha etkili bir görselin ortaya çıkmamış olmasıdır. 

Türkiye’de  teknoloji ilerledikçe, mecralar değiştikçe, iletişimin de alanları değişmiş oluyor. Türkiye’de aslında tarih ne kadar ilerlemiş olasa ve  dijital çağa geçmiş olsak da mitingler hala devam ediyor. Duvarlara asılan billboard’lar, posterler bugün hala etkisini koruyor ve klasik anlamdaki bütün argümanlar devam etmekle beraber aslında iletişim giderek dijital mecraya doğru kayıyor. Siyasetin en klasik iletişim araçlarıyla en modern araçları hala yaşamaya devam ediyor. 

Öncelikli olarak yani Z kuşağı tanımlaması bir sosyolojik tanımlama mı, sosyal psikolojik tanımlama mı? Acaba atölyede çalışan bir tekstil işçisinin ya da bir ütücünün ya da simitçilik yapan birinin şartları ne olursa olsun Z kuşağına girer mi girmez mi diye sorgulamamız lazım. Sayın cumhurbaşkanımız genç kuşağa “Teknofest Kuşağı” dedi.  Belki  direkt Teknofest ismiyle özdeşleşmese de ya bu yeni kuşağı yaratıcı, üretici, motivasyonu yüksek, bilinçli ya da öz güveni yüksek şeklinde tanımlamak daha doğru olur. Bütün partiler Z kuşağını kuşatmaya çalışıyor. Diğer seçmen tabanlarında olduğu gibi Z kuşağının da davranışları kalıpsal değil. Türkiye’nin dijital dönüşümüne dair bir vizyon ortaya koymaları gerekiyor. İkincisi olarak ise geleceğe dair tatminkâr bir vizyon çalışmaları lazım. Kendi ülkesini, kendi toprağını kendi devletini kötüleyerek Z kuşağını kazanmak aslında gerçek anlamda kazanmak mıdır kaybetmek midir? Hem siyasetle ilgili hem ülke meseleleriyle ilgili olumlu bir çerçeve ortaya koyup gençleri bu olumlu özdeşleştirmenin paydaşı yapmak lazım. 

Siyaset iletişim kampanyaları aslında bir siyasi partinin siyasal anlamda hazırlığı, müktesebatı, bu siyasi fikri taşıyacak liderin ya da kanaat önderlerinin birikimiyle doğrudan ilişkilidir. Başarılı kampanyanın olması için öncelikli olarak tutarlı bir siyasi vizyon, bu vizyonu taşıyacak önemli adamlar ve onu da siyasi mecralara  taşıyacak planlar, programlar içeren bir siyasal iletişim kampanyası önemlidir. 

Siyasal iletişim konusunda  daha çok Amerika seçimleri bütün dünyadan takip ediliyor. Burada da muhtemelen yani Clinton’ın ikinci seçimi çok dikkate değer bir seçimdir. Yani seçim kampanyasına başlamadan önce rakibine göre daha geride olan Clinton, süreç içerisinde seçim kampanyasında bir tütün harekâtı başlattı. Böylece büyük bir kapak olmayı da başarmış oldu ünlü bir dergiye. Türkiye’de de aslında Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar tekrar seçilmesini yabancılar da merak ediyor. 

İletişimde bütün mecralar araçtır. Twitter da, sosyal medyada bir araçtır, konvansiyonel medya da bir araçtır. Bu araçlar içerisindeki dijital ortamın payı günden güne artacaktır. Partilerin payları ne olursa olsun, en klasik metotla en modern, en ultra modern metodu dengeli bir şekilde yaymaları lazım. Şimdilerde siyasiler TikTok çekiyor, demek ki klasik metotların payı azalacak, modern metotların, dijital metotların payı artacak ama ne olursa olsun siyasiler bu dengeyi muhafaza etmek durumunda kalacaktır.

İhsan Aktaş 

Genar Araştırma Yönetim kurulu Başkanı

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 125. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.