“Yıkanmak istemeyen çocuklar olalım ve koşalım”

Çalışma hayatının içinde kaybolmayıp farklı alanlarda da var olmaya devam eden kişilerle görüştüğümüz The Story’de, bu ay koşuyu hayatının bir parçası haline getirmiş Burak Polat yer alıyor.

Marmara Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışma hayatına devam eden Burak Polat bir yandan da doktora eğitimini sürdürüyor. 111. sayımızda akademik pratikler ve koşunun birbirini beslediğini düşünen Polat ile motivasyonu, koşu ekipleri, maratonlar ve daha fazlası hakkında konuştuk.

İrem Kalenci Koşuya ilginiz nasıl başladı?

Burak Polat Herkes gibi ben de bebeklikte yürümek adına ilk adımları atmamla birlikte koşmaya da başlamış oldum. Dayanıklılık sporu olarak koşuya ise tam anlamıyla 2019 Ağustos ayı itibarıyla başladım. Uzun seneler obezite ile yaşadıktan sonra 2017 senesinde doğru beslenme ve doğru fiziksel aktivite kültürünü hayatıma dahil ederek birkaç ay içerisinde ideal beden kitle endeksi aralığını yakalamayı başardım. Bu dönemden 2019 Ağustos’a kadar olan dönemde fiziksel aktivite adına ağırlık çalışmalarına odaklanıyordum. Ağırlık çalışmalarından sonra haftada birkaç defa koşu bandında 30 dakikalık kalp ritmimi çok zorlamayacak şekilde koşular yapıyordum. Bir noktadan sonra spor salonunun dışına sportif faaliyetleri taşımak istedim, bir nevi spor yapabilmek için spor salonuna olan bağımlılığımı kırmak istedim. O dönemde koşu sporunu hem maliyetsiz hem de kolay bir spor dalı olarak değerlendirdiğim için kendimi Suadiye sahildeki yürüyüş parkuruna attım ve birkaç kilometre koştum. Bugün için kısa gelen bu koşu o gün benim için çok büyük bir gurur kaynağıydı. Koşu bandında yaptığım koşuları bundan sonra dışarı taşımaya karar verdim, ancak kısa süre sonra bel ağrıları çekmeye başladım. Koşu postürümdeki hataların buna sebebiyet verdiğini fark ettim ve konuyu araştırmaya başladım. Her akademisyen, mesleğine özünde öğrenmeyi öğrenmekle başlar, bu mesleki nitelikle sanıyorum ben de koşu sporu hakkında araştırmalar yapmaya başladım. Kısa sürede kendi kendime hatalarımı tespit etmeye başladım ve ısrarla deneyerek doğru formu yakalamayı başardım. Daha önce iyi kötü koşmuş arkadaşlarım çabamı teşvik ettiler ve kendi birikimlerini bana açtılar. Kısa sürede birkaç kilometre koşmaktan onlarca kilometre koşabilir hale geldim. Amatör olsalar da profesyonel bir şekilde koşu sporuna yaklaşan kişilerle dolu koşu grupları ile tanıştım. Beat Run Crew, Rundamental, No Reason Co., Volt Floyd, Adidas Runners ve benzeri koşu grupları özellikle İstanbul’da çok örgütlüler. Bu gruplar sayesinde kendi kendime edindiğim malumatların geçerliliğini daha hızlı test etmiş oldum ve kendi başıma yaptığım antrenmanların sosyalleşerek daha eğlenceli olmasını sağladım. Sonuç olarak bugün maraton mesafelerini kolaylıkla aşabilen bir noktaya geldim.

İrem Kalenci Marmara Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışırken bir yandan da doktora eğitiminize devam ediyorsunuz. Çalışma ve eğitim hayatınıza ek olarak koşuya da vakit ayırabilmenizin ardındaki motivasyon nedir?  

Burak Polat Ünsal Oskay hocamızın ünlü “Yıkanmak istemeyen çocuklar olalım.” deyişini ciddiye alanlardanım. Koşu, hayatın sıradan rutinlerini başkalaştırarak bir taraftan ana-akımdan ayrışmayı, öteki taraftan da bir alt kültürün esaslı üyesi olarak bütünleşmeyi getiriyor. Yani özünde temel iki motivasyon görüyorum; öncelikle sedanter hayatlar süren kitle kültüründen sıyrılmak ve de müşterek deneyimler sonucu duygudaşlık yapabileceğiniz bir topluluğa dahil olarak esaslı bir aidiyet hissetmek. Başlangıçta amaç, kapalı alanda spor yapmayı açık alana taşıyarak mekan bağımlılığını aşmaktı, sonra kendi sınırlarımı aşabilmek adına koşmaya odaklandım, derken diğer koşucuların deneyimini zenginleştirmeyi de hedeflemeye başladım. Daha hızlı, daha yukarı, daha uzağa diyerek ya sabah çoğunluğun uyduğu saatlerde ya da çoğunluğun iş sonrası rahatlamaya çalıştığı saatlerde koştum, koşuyorum. Son birkaç yarışta kendi en iyi derecemi elde etmeyi hedeflediğim kadar, beraber koştuğum arkadaşlarımın da kendi en iyi derecelerini almalarında destek olmayı da hedefledim. Ne mutlu bana ki hem kendi en iyi derecelerimi üst üste aldım hem de arkadaşlarımın en iyi derecelerini görmelerinde katkım oldu. Mesafeleri birlikte aşarken öteki yandan birbirimizin hayatlarına da dokunuyoruz, birbirimizden öğreniyoruz, birlikte var oluyoruz.

İrem Kalenci Koşmanın stresi azalttığı ve odaklanmaya yardımcı olduğu söyleniyor. Sizin koşuya başladıktan sonra çalışma ve eğitim hayatınızda gözlemlediğiniz değişiklikler oldu mu? 

Burak Polat Koşu sonrasında hormonal dalgalanma ile birlikte yaşanan o öforik halin sanırım bağımlısı oldum, ancak bu bağımlılık Murakami’nin “Koşmadan Yazamazdım” kitabında vurguladığı gibi bana sürdürülebilir bir disiplin kazandırdı. Koşu için zaman ve kaynak yönetimini öğrenmek gerekiyor, anlık krizlerle çevik bir şekilde baş edebilmek gerekiyor, hedeflenen mesafeyi hedeflenen sürede aşabilmek adına zorluklara karşı sebatkar kalabilmek gerekiyor. Uzun mesafe koşucusu olarak ufak tefek şeylerin o anı bozmasına izin vermemeyi öğreniyorsunuz. Benzer şekilde uzun vadede olumsuz etki edebilecek ufak tefek şeyleri daha kolay tespit edip eyleme geçmeyi öğretiyor. Bunlar sadece akademisyenlik adına değil tüm meslekler için etkili olacak nitelikler. Akademik makale yazmak uzun mesafe koşusu gibidir. Bir araştırma sorusuyla başlar; uzun bir sınama sürecini içeren bir araştırma eylemi ile devam eder ve anlaşılır bir şekilde raporlamayla sonlandırılır. İkisinde de iyi planlama yapmalı, iyi uygulama için titiz olmalı ve sonrası için eleştiriye açık olmalısınız.

Açıkçası, akademik pratikler mi koşuyu, yoksa koşu mu akademik pratikleri besliyor emin olamıyorum. Metinler zorladığı anda eğer okumayı bırakırsanız okuyamazsınız, benzer şekilde koşu azıcık canınızı yaktı diye duruyorsanız da koşamazsınız. Yazarken başkalarının düşüncelerine odaklanırsanız iyi yazamazsınız, benzer şekilde diğerleri performansım hakkında ne der gibi sorgulamalara odaklanırsanız iyi koşamazsınız. Koşu iyi hissettiriyor ancak bence stresi doğrudan azaltmıyor; koşu strese tüm çıplaklığıyla bakabilmeyi öğretiyor. Eğer sorunun kaynağına bakabilme cesareti gösterirseniz çözüme doğru giden yol açılıyor. Koşu performansının artması için kendinize eğilmeniz gerekiyor, nerede ne hata yaptığınızı tüm çıplaklığıyla kabul etmelisiniz ki çözümü konuşabilecek hale gelin. İş hayatında da sorunlarla karşılaşıldığında kişiselleştirmek yerine özünü kavramaya açık olunca çözüm odaklı kalabiliyorsunuz. Başka bir deyişle sorunla karşılaşınca şiddete kapılarak negatif duygularla dans etmek yerine çözüme odaklanarak geleceğe sarılıyorsunuz.

İrem Kalenci  İstanbul’da birçok koşu grubuyla birlikte koşuyor, maratonlara katılıyorsunuz. Katıldığınız maratonlardan ve dahil olduğunuz koşu gruplarından bahsedebilir misiniz? 

Burak Polat Birkaç ay içerisinde iki maraton koştum. 42. İstanbul Maratonu ve 16. Runatolia Maratonu. Bunlar dışında defalarca 10 km ve 21 km yarışlarında koştum. Yavaş yavaş performansım ilerliyor, başlangıçta maraton mesafesini aşabilmeyi hedeflerken, bugün maratonu 3 saatin altında koşacak şekilde antrenmanlar yapıyorum. Hayalim ise 246 kilometrelik Spartathlon yarışına katılabilecek kadar kendimi geliştirebilmek. Şimdilik mesafeleri ve hızı yavaş yavaş sağlıklı bir şekilde artırmaya çalışıyorum.

Birçok koşu grubuyla antrenman yaptım, ancak sinerjiyi Beat Run Crew ile yakaladım. Farklı geçmişlere ve deneyim seviyelerine sahip koşuculardan oluşan Beat Run Crew, koşu ve sosyallik temelli bir topluluk. 2017 Aralık ayında kurulduğunda birkaç kişilik arkadaş grubu olarak yola çıkan bu ekip, seneler içerisinde kocaman bir aileye dönüşmüş durumda. Ekip #BEATMONDAY sloganıyla her pazartesi farklı koşu seviyelerindeki koşuculara hitap edecek mesafe ve hızlarda Bostancı-Dalyan sahil hattında koşu etkinliği düzenliyor. Ben bu etkinliklere katılarak Beat Run Crew ailesiyle tanıştım. Koşu sporunu ciddiye aldığım dönemlerde birlikte koşulara çıkarak 10 kilometrelik mesafeyi olağan bir mesafe haline getirdim. Araya pandemi girdiğinde ben kendi başıma koşulara devam ettim ancak ekip üyeleriyle temasta kalarak karşılaştığım zorluklarla ilgili destek almaya devam ettim. 16. Runatolia Maratonu kapsamında tekrar bir araya geldik, tek başıma koştuğum maraton mesafesinde ekip motivasyon kaynağı oldu. Runatolia parkurunda 35. kilometreye kadar çok iyi bir performansla ilerledim ancak üst üste yaşadığım aksaklıklarla negativite sarmalına kapıldım ve tempom dalgalanmaya başladı ve maratonun mesafesinin bir kısmını ummadığım şekilde yürüyerek tamamlamak zorunda kaldım. Ekip maraton performansımda yaşadığım aksaklıklar sonrasında moralimi yukarıda tutmamda ve antrenmanlardan kopmamamda çok etkili oldu. Bugün neredeyse her koşu antrenmanını ekip ile yapıyorum ve performans gelişimim ivmelenerek gelişiyor. Bir taraftan benzer seviyelerde olan diğer ekip üyeleri ile tatlı sert bir rekabet halindeyiz, bir taraftan kendini geliştirmek isteyen diğer ekip üyelerine destek vererek onların performans gelişimine katkı sağlıyoruz. Yani hem koşu sporu etrafında birleşiyor ve sosyalleşiyoruz, hem de birlikte koşu performansımızı geliştiriyoruz.

İrem Kalenci Koşu gruplarına ek olarak yalnız da koşuyorsunuz. İkisini karşılaştırmanızı istesek, avantajları ve dezavantajları nelerdir? 

Burak Polat Koşu, ferdi bir spordur. Beat Run Crew gibi ekipler beni biz yaparak bu ferdi sporun sihirli çemberini güçlendiriyor. Ekiple koşmak dayanışmayı öğretiyor, birlikte hem mesafeler kolay aşılır hem de karşılaşılan zorluklar; ancak bence uzun mesafe koşularında koşucular yalnız kalmayı öğrenmek zorunda. Keza her koşucu bir noktada yalnız koşmak zorundadır. Maraton mesafesi 42 kilometre 195 metredir ve bu koşunun 30-35. kilometre sonrasında gerçekten zorlayıcı olan kısım başlar. Bu mesafelerde artık fizyolojik zorluklar kadar psikolojik zorluklarla boğuşulur. Ekip ile koşarak bu mesafeler kolay aşılır hale gelebilir ancak ufacık şeylerin büyük bir krize dönüşmemesi adına pozitif kalmayı ve hedef odaklı olmayı yalnız koşarak öğrenebilirsiniz.

İrem Kalenci Sizin gibi koşuyu hayatlarına dahil etmek isteyenler için neler önerirsiniz?

Burak Polat Eğer fizyolojik ve psikolojik olarak bir engeli yoksa her insan koşabilir. Avcı-toplayıcı atalarımızın hayatta kalmadaki en büyük avantajlarından biri uzun mesafe koşabilecek dayanıklılığa sahip olmalarıydı. Bizler bu potansiyele sahibiz ancak sedanter yaşamaya o kadar alıştık ki bu potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye dönüştürmekte gereğinden fazla kendimizden şüphe ediyoruz. O ya da bu sebeple koşmaya başlamak isteyen kim olursa olsun çekinmeden herhangi bir koşu grubuyla veya koşucuyla iletişime geçebilir. Her birimiz samimi şekilde koşmaya başlamak isteyenlere yardımcı olmaya açığız. Beat Run Crew olarak koşuya yeni başlayacak arkadaşlarımız için kısa mesafeli ve düşük tempolu koşu etkinlikleri düzenliyoruz. İlgi duyan çekinmeden yazabilir ancak maalesef sadece İstanbul’da ikamet edenler için destek olabiliyoruz. Koşu sporu Türkiye’de yaygınlık kazanma eğiliminde, farklı şehirlerdeki okuyucular kendi şehirlerinde koşu gruplarını bulmaya çalışsın derim. İyi kötü her şehirde bir topluluk bulunuyor, biz nasıl yardımcı olmaya açıksak eminim onlar da açıktır.

Koşmak adına o ilk karar zor gelebilir ancak o ilk adımı attıktan sonra gerisi geliyor ve her seferinde biraz daha kendinizi geliştiriyorsunuz. Kendi deneyimimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki daha hızlı olmak için daha yavaş olmayı öğrenin, daha uzağa gitmek için daha yakınlara erişmeye çalışın ve daha yükseğe çıkmak için daha alçaklarda vakit geçirin, sonuç olarak ısrarcı olduğunuzda daha güçlü olacaksınız ve arzu ettiğinizin ötesinde seviyelere erişeceksiniz. Hem daha çok tebessüm edeceksiniz, hem daha çok kendinize güveneceksiniz, hem de büyük bir ailenin kıymetli bir parçası olacaksınız. Haydi hep beraber yıkanmak istemeyen çocuklar olalım ve koşalım.

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 111. sayısında yayımlanmıştır.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.