Yer ve zaman önemli

Güzel bir hikaye anlatmak kadar hikayeyi güzel anlatmak da önemlidir.
Hikaye, anlatıcısıyla güzelleşir, anlatıcısıyla sevilir. Kurgusuyla, vurgusuyla, ses tonuyla, el kol hareketleriyle anlatıcısının izlerini taşır. Tıpkı reklam kampanyalarının da ajansların izlerini taşıdığı gibi… Bu nedenle markalarımız için hikaye anlatacağımız her projede tüm birim ve ekipler, yaratacağımız hikayenin heyecanını yaşıyor. Ortaya çıkan hikaye de markamızla bizim ortak hikayemiz oluyor.

Yaşanmış ya da yaşanabilecek inandırıcı bir hikaye anlatıyorsanız, hikayeniz markanızın bugüne kadarki imajıyla uyum içerisindeyse ve belki de en önemlisi prodüksiyonel olarak hikayenin hakkını verirseniz, sırtı kolay kolay yere gelmeyecek bir kampanya ortaya çıkarabilirsiniz.

Nasreddin Hoca’nın yılları aşıp günümüze kadar gelen öğretici hikayelerine baktığınızda ipe un sermekten göle maya çalmaya, kürk giymekten kazan doğurtmaya kadar hiçbir prodüksiyonel zorluktan kaçınmadığını görebilirsiniz.

Hikayeyi kime anlattığımız çok önemli. Nerede anlatıyoruz, ne kadar zamanımız var? Bu soruların cevapları hikayenin tüm anlatım dilini değiştirir. Hikaye ne kadar doğru olursa olsun siz eğer onu yanlış kişiye ya da yanlış yerde anlatıyorsanız, o hikaye sessiz bir gemi gibi geçip gidecektir.

Bir insanın en sevdiği diziyi bölüp ona bir hikaye anlatacaksanız, önce dikkatini çekmeniz gerekir ama yetmez. Çektiğiniz dikkati, aldığınız zamanını duygu olarak, ilham olarak yerine koyabilmelisiniz. O zaman anlattığınız hikaye insanlar tarafından değer görür ve paylaşılır. Ancak farklı pencerelerden bakabilirsek farklı hikayeler görebiliriz.
Strateji ekibimiz bize tek bir işte bile birden fazla pencere açıyor ve farklı hikayeler üretebilmemizi sağlıyor. Sonra hep birlikte markamız ve ürünü için en doğru hikayeyi seçiyoruz. O hikayeyi kuşakta ayrışacak, rakiplerden farklı olacak şekilde işlemeye başlıyoruz.
Markamızın bizimle birlikte heyecanlandığı, güvendiği hikayeyi de hayata geçiriyoruz. Eğer seçtiğimiz hikaye doğurgan bir hikayeyse devamını nasıl getireceğimizi ve diğer mecralarda da hikayenin duygusunu nasıl aktaracağımızı planlıyoruz. Tüketiciyi de hikayemize ortak etmenin yollarını arıyoruz.

Uğur Sönmez

Publicis İstanbul Yaratıcı Yönetmeni 

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 117. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.