Yeni gerçeklikte çalışan deneyimi

Neredeyse bir yılını tamamladığımız pandemi çalışma koşullarında neleri deneyimledik, neleri öngörebildik, neyi daha farklı yapmayı öğrendik gibi hepimizin bireysel ve kurumsal analizleri oluştu. Pek çok araştırma sonuçları yayınlandı ve bazı ortak çıktılar oluşmaya başladı. Pandeminin ilk üç ayı ve pandeminin ilk 6 ayı gibi farklı frekanslarda değişen yanıtlar gördük.

Yeni dünya düzeni / Yeni normal

Öncelikle kavramsal olarak bu tanımlar ortaya çıkmadan, hazırlıkları yapılmadan, tartışmadan, iyi uygulamalara bakamadan hızla ofis çalışma ortamlarını “evlere” geçirdik.

Ofislerimizde çalışma koşullarında rahatlık ve ergonomiyi herkes için tesis ederken, koşulları birbirinden farklı olan evlerdeki çalışanların durumunu bilmiyorduk ve herkesin kendi yolunu bulmasını bekledik.

Elbette ki, işveren için öncelik; çalışan sağlığı, güvenliği ve işin devamlılığı için gerekli teknolojik altyapıyı uzaktan çalışmaya yönelik sağlamak oldu. Öncelik bu iki konuyken zamanla iş-yaşam dengesi, çalışma saatlerinin şaşması, gündüzün geceye, hafta içinin hafta sonuna taşması, çocukların bakım sorumluluğu, çocukların uzaktan eğitimi, bulaş nedenli karantina, bulaş riski nedenli karantina, evde kendine çalışma alanı yaratmaya çalışma, tam zamanlı dijital mesai, sosyal yaşamın kesintisi, çalışma ortamının sunduğu sosyalleşmeyi kaybetme sorun olmaya başladı.

Uzakta olmanın kırılma alanları

Ortak mekanda bulunmanın getirdiği birlikte olma, şirket kültürünü deneyimleme ve beraberinde aidiyet geliştirme daha kolay ve organik oluşabiliyordu. Şimdi herkes tek başına. Dijital ekranlarda hal hatır sormalar azaldı. Ne zaman ki pandemi ile yaşamayı öğrendik o zaman insana bakmaya başladık. Ruhsal olarak nasıllar? Ergonomik koşulları nasıl? Ekipler ekip mi? Kırılmalar var ne yapılabilir?…

Bir dizi tedbir aldık bunları mümkün kılan partner kuruluşlarımız hizmetlerini dijitale aldılar, dijitalde etkileşimin yollarını buldular ve bu şekilde yeniden bir toparlanmaya geçtik. Bu yeterli mi? Değil, diye görüyorum. Sınırlandırılmış hissetme duygusu hala çok fazla.

Peki ya ofisler, aynı mı kalacak?

Hibrit yapılanmalar olacağını biliyoruz, bugünden biz dahil pek çok kurum bir dizi kararını yayınladı. Tamamen uzaktan çalışmaya geçenler, buluşma noktası olarak ofis düzenlemesi yapanlar, çalışma günlerinde ofis ve uzaktan esneklik sunanlar…

Ofislerin mekansal tasarımları değişecek. Yeni sağlık tedbirleri gelecek; mekanların güvenliği yalnızca yangın ya da deprem güvenliği içermeyecek ve artık temiz hava dolaşımını sağlayan iklimlendirme sistemleri de bu tedbirler kapsamında olacak. Çıktığımızda gideceğimiz mekanların da bizi neşelendirmesini, keyiflendirmesini, rahatlık sunmasını, güvenli olmasını daha fazla istiyoruz. Bu da demek oluyor ki ofisler, artık çalışanlar için cazip hale gelen mekanlar olmalı.

Neler yaptık?

Öncelikle çalışan iletişimi dediğimiz “kurum içi iletişim” fonksiyonu çok önemli olmaya başladı. Kaslarımızı en fazla geliştirdiğimiz alan belki de bu oldu. Bu bağlamda “bilgi – eğlence – birliktelik” içeriklerini ürettik.

Pandemi öncesinde mekanlar da bir araçtı; bir kahve molasında, servislerde veya öğle yemeklerinde sohbet etmek gibi pek çok destekleyici alanımız vardı şimdi mekanlarımız, dijital ortamın sundukları ile daraldı.

İletişimi, etkileşimi mümkün kılacak araçları tasarlayarak, kurgulayarak yapmak önemli. Birlikte bir online etkinlikte buluşmak, online bir konserde bir araya gelmek, birlikte yemek yapmak, birlikte müze gezmek…

Ayrıca ergonomik çözümlere kafa yorduk; ofis malzemelerinin evlere gönderilmesi, çalışma saatlerini özel alan sorumluluklarına göre düzenleme esnekliği gibi imkanlar sunduk.

E-learning platformları hazırdı ama özellikle soft skills yatırımlarında alışkın olduğumuz fiziksel buluşmaların yerine geçecek araçlarla dijital buluşma içerikleri tasarladık.

Bu dönemde insan kaynakları için en temel zorluk yeni çalışma arkadaşlarımızın işe alımlarından oryantasyonlarına, iş başı eğitimlerinden ekipleri ile tanışmalarına kadar pek çok konuda mesafenin verdiği zorluğu aşmak oldu. İnsani temasları zorlayan bir durum…

  • İlk yaptığımız yeni çalışma arkadaşlarımıza ihtiyaçlarını karşılayacak bir onboarding tasarlamak oldu. Bizimle olmaya karar verdiği gün aktive ettiğimiz bir dizi bilgi ve etkileşim alanı olan bir platform kurduk.
  • Hem fiziksel hem ruhsal iyilik halini destekleyecek bir program hazırlayıp çalışanlara sunduk.
  • Ekiplerimizle “birlikte” buluştuk. Sadece hal hatır sorduğumuz ve “pandemi döneminde hallerimiz” videolarımızı paylaştığımız happy hour veya stayinconnect dediğimiz buluşmalar organize ettik.
  • Pandemi döneminde çok kıymetli arşivler, entelektüel birikimler açık kaynak oldu. Bunları haftalık temalarda bir araya getirdik ve çalışanlara #ŞehrinEvdeKal hali diyerek sunduk.
  • Yoga – pilates seansları yaptık, çalışanlarımıza stresle baş edebilmelerini destekleyecek öneri ve etkinlikler sunduk, bazılarını birlikte deneyimledik.
  • Tüm profesyonel yetkinlik geliştirmeyi hedefleyen eğitimlerimizi dijitale aldık.
  • NewGeneration Exelence programı ile vizyon içerikleri sunduk; gelişmeleri, yeni uzmanlıkları, yeni teknolojileri aktardık.
  • Akıllı Çözümler Platformu ile müşterilerimizle ve iş ortaklarımızla bir araya geldik.
  • En önemlisi “insana yatırım” dedik, sektörümüze yeni profesyoneller kazandırmak için Genç Yetenekler Programımızı tasarladık.
  • Önemli iş ortaklarımız ile (Google, Facebook, Twitter gibi) sertifika programları hayata geçirdik.
  • Sürdürülebilirlik, insan hakları, çeşitlilik ve kapsayıcılık konularına daha fazla enerji ve zaman ayırdık.

Elbette tüm bunların yanında iş etiğimizin bir parçası olan konulara odaklandık, “kimseyi geride bırakmadan” dedik ve “kapsayıcılık” programımızı tasarladık. 25 Kasım’da lansmanını yaptık. 9 Sivil Toplum Kuruluşu ve 3 Üniversite Merkezi işbirliğiyle “Kapsayıcılık ve Çeşitlilik” programımızda 8 farklı konuda 17 oturum tasarladık.

  • İnsan Hakları
  • Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
  • Mülteci
  • Yaş Ayrımcılığı
  • LGBTİ+
  • Engelli
  • Çocuk
  • Yoksulluk

Hemen her konuda çalışanlarımızı aydınlatacak içerikler ürettik, pandemiden; uzakta çalışmada zaman yönetimine kadar ihtiyaç olarak bize gelen veya bizim alan tartışmaları ile öğrendiğimiz konuları hızla çalıştık, bazılarını rehber yaptık, bazılarını eğitim, bazılarını sohbet buluşmaları olarak tasarladık.

Diğer taraftan ofislerde alt yapı yatırımları başladı. İklimlendirme sistemlerine yeniden bakmaya başladık, ortak kullanım alanlarında dokunmadan erişim veren tasarımlar, toplantı mekanları ve kapasitelerinin fiziksel mesafeye göre ayarlanması, destek aldığımız iş ortaklarımızın süreçlerinin daha kuvvetli denetimi, olası bulaş durumlarında izolasyon alanları gibi hem yeni düzenlemeler hem yeni acil yönetim planları çalıştık.

Pandeminin ülkemizde neredeyse yıl dönümü geldi, bir yıldır garip bir durumu deneyimliyoruz. Kaygılı, endişeli, sabırların taştığı pek çok duygu halini yaşıyoruz. Bu yüzden garip diyorum; zira buna alışmak zor, sosyal tarafımızın izolasyona, karantinalara, yasaklara uzun dönemli adapte olması imkansız. “Geçecek” inancı ile tahammül edebiliyoruz, geçecek diye düşünsel ve eylemsel üretimlerde bulunabiliyoruz. Evet, geçecek ama tabii hiçbir zaman hiç olmamış, yaşanmamış gibi olmayacak. Tedbirli yaşamak, mesafelere dikkat etmek, birbirimizi gözetmek, kamu sağlığını önemsemek kalıcı sorumluluklar olacak.

Aysun Sayın

WPP Turkey & GroupM Turkey Chief People, Culture & Sustainability Officer

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 109. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.