Yeni dönüşümler, yeni yıl

Uzman Klinik Psikolog Berceste Şeber, yeni yılla içimize dolan yeni enerjiyi vurgularken 2020’nin bıraktığı izleri değerlendiriyor.

Her yeni yıl yeni beklentiler, yeni umutlar, yeni hedefler ve yeni hayallerle eşleşir zihnimizde. Bazı kapılar kapanır ve yenileri aralanır yeni yılın ilk günüyle. 2020 belki de tüm dünya genelinde çoğumuzun hayalinden çok daha farklı oldu. Her yıl hepimizin bireysel mutlulukları, üzüntüleri, heyecanları veya hayal kırıklıkları değişkenlik gösterirken 2020 duyguların buluştuğu, ortak hissedildiği bir yıl oldu. Hep beraber şaşırdık, kabullenmekte zorlandık, birbirimiz için endişelendik, fiziksel olarak uzaklaştık, kayıplarla birlikte üzüldük, yaşananlara öfkelendik ve yavaşladık. Daha doğrusu yavaşlamak zorunda kaldık.

Her gün işe gittiğimiz, iş sonrası özel hayatımıza zaman ayırmaya çalıştığımız, aynı zamanda evdeki işleri yetiştirmeye uğraştığımız ve kimi zaman kendimiz için bir şeyler yapmaya vakit bulmakta zorlandığımız bir hayatımız vardı. Belki de iş ve özel yaşam dengesini kurmaya çalışırken bir şeyleri kaçırdığımız bir hayat.

Çoğumuzun hayatında dönem dönem ‘ben de şu kitabı okumak istiyordum ama bir türlü vakit bulamadım’, ‘Aslında gitar çalmak ilgimi çekiyor ama devam ettiremedim’, ‘Tekrardan spora başlamak istiyorum ama zaman bulamıyorum’ gibi cümleleri vardı. Zaman bulamıyorduk. Kendi sesimizi dinlemek önceliklerimiz arasında olsa da en kolay kendimizden vazgeçebiliyorduk. Bazı günler 24 saat bile yetmiyordu. Her şey çok hızlıydı. Oradan oraya yetişirken gülüp eğleniyorduk fakat aynı zamanda zihinsel ve fiziksel olarak da yoruluyorduk. Ve sonra tüm dünyada hiç beklemediğimiz bir şey oldu. O şey bizi durdurdu ve sonrasında yavaşlattı.

Bu yavaşlama hissini çoğumuz sevmedik. Hem alışık değildik, hem de kendi kontrolümüz dışında yavaşlamak zorunda olmak iyi hissettirmiyordu. En başta bunu da hep beraber reddetmek istedik belki de. Çünkü kabullenmek zordu. Alışkın olduğumuz düzenin dışına çıkmak, bir de bunu istemeden yapmak oldukça zordu. Ama zamanla, insan olarak en önemli ve bizi koruyan özelliklerimizden biri olan adapte olma becerimiz devreye girmeye başladı. Kimimiz bu yavaşlama sürecine daha kolay adapte olduk, kimimiz daha zor. Kimimiz ise hâlâ o adaptasyon sürecinin içinde çabalıyoruz. Hepimiz aynı olayı yaşadık. Fakat hepimizin bu olaya verdiği tepki ve geçirdiği psikolojik süreçler farklı oldu. Bir kayıp yaşadık. Elimizdeki özgürlüğü, elimizdeki hızı kaybettik. Ve bu kayıp ile baş etmeye çalışırken hepimiz farklı aşamalardan geçtik. Kimimizin inkâr süresi daha uzun sürdü. Kimimiz depresif bir süreç yaşadık ve tüm gün evde pijamalarımızı bile çıkarmadan sadece yemek yiyip uyuduk. Kimimiz ‘neden bu yaşımda böyle bir şey başıma geldi?’ diye düşünüp bir çok şeyi sorguladık ve gelecek için kaygılandık. Kimimiz ise Covid-19 gerçeğini çok kolay kabullendik ve odağımızı kontrolümüzde olan taraflara çekerek kendimize işlevsel baş etme stratejileri geliştirdik.

“Kendi hayatlarımızda kontrol edebildiklerimize odaklandığımız sürece, kendimize alanlar yaratıp kendimizi gerçekleştirmeye daha çok yaklaşabiliriz.”

Yavaşlarken hayatımızı bugünün şartlarında tekrardan nasıl yapılandırabileceğimizi düşünmeye başladık. Sosyal medyadan yeni tatlılar yapanları görüp motive olduk. Sevdiklerimizle yüz yüze görüşemedik ama uzaktan da olsa birlikte aktivitelerde bulunduk. Online olarak topluca spor yapmanın keyifli olduğunu keşfettik. Uzun zamandır ertelediklerimizi listemizin başına aldık ve yeni şeyler keşfetmeye başladık. En çok kendimizle baş başa kaldık. Kendimizi dinledik. Basitleştik. Sadeleştik. Daha az uyarana maruz kalmaya başladık. Yeni rutinler oluşturduk ve bu rutinlerin içinde kendimize mutlu olduğumuz alanlar yaratmaya çalıştık. Hayatımızla ilgili, kendimizle ilgili, ilişkilerimizle ilgili birçok şeyi sorgulamaya ve anlamlandırmaya çalıştık. Zamanın aslında yettiğini hatta bazen zamanın geçmediğini bile gördük. Çocukluğumuzdan beri sıkılmayı sevmeyerek ve sıkılmamıza izin verilmeden büyüdüğümüz için sıkıldığımızda bir şeylerin yolunda olmadığını düşündük. Fakat sıkılmaya da alıştık. Hatta kimi zaman sıkılmanın da normal olduğunu fark ettik.

Tüm bu boyutların ötesinde, çoğumuz 2020 senesinde sağlığın değerini bir kez daha anladık. Büyük kayıplar yaşadık veya yaşayanlara tanık olduk. 2020 senesinin bizden götürdüğü çok şeyin olduğu kesin. Çoğumuz 2020’yi hiç istemediğimiz doğal afetlerle, hiç istemediğimiz ve hâlâ devam eden bir pandemi ile hatırlayacağız. Seneler sonra dönüp baktığımızda 2020 negatif duygularla eşleşecek bir sene olacak belki de. Bir diğer taraftan da hayatta bize iyi gelen duyguların yanında bizim canımızı yakan hatta bize çok da iyi gelmeyen duyguların da olduğunu, olacağını ve onların da bize ait olduğunu kabul etmek 2020’nin bize öğrettikleri arasında.

Bu senenin fark ettirdiklerini, bu sene ile birlikte kabul ettiklerimizi ve bu seneden öğrendiklerimizi 2021’e aktarmak bireysel olarak hayatlarımızda güzel bir başlangıca veya devamlılığa sebep olabilir. Bu sene içerisinde kendimizle ilgili keşfettiklerimiz kadar bizi zorlayan şeyler de çok değerli ve anlamlı. 2021 bize neler getirecek bilmiyoruz, hiçbirimiz yaşamadan bilemeyeceğiz. Ne boyutta mutluluklar, ne boyutta mutsuzluklar yaşayacağımız tıpkı geleceğin her zaman belirsiz olduğu gibi belirsiz. Ama kendi hayatlarımızda kontrol edebildiklerimize odaklandığımız sürece, kendimize alanlar yaratıp kendimizi gerçekleştirmeye daha çok yaklaşabiliriz. Herkese sağlıklı ve bol keşifli seneler!

 

Berceste Şeber

Uzman Klinik Psikolog, Elpis Psikolojik Danışmanlık

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 107. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.