Yaratıcı fikirler nasıl ortaya çıkar?

Arşimet “Evreka!” diye bağırarak banyosundan fırladı, çıplak bir şekilde kendini sokağa attı. “Sorunu çözdüm!” demenin en üstün şekli. Her yaratıcı birey bu duyguyu bilir.

Dahi, M.Ö. 250’de banyosunda yayılırken, birden maddenin hacmini bulmak için ne kadar suyu yerinden ettiğini hesaplamanın işe yarayabileceğini fark etti. Üstelik sadece bunu yapmadı. Pi oranını bulmak için güzel bir teorik metot geliştirdi. Bu insanı kör edecek derecede parlak fikir günümüzde bile beyinlerimizi eritmeye devam ediyor.

Ama bu yaratıcı hamleler bir bilim insanından geldi. Banyosunda, elinde bir kadeh absinthe’le uzanmış, boşluktan ilham almaya çalışan bir sanatçıdan değil, beyni bilgiyle dolu, doğru düzgün bir bilim insanından.
Einstein’ın görelilikle ilgili teorileri hem bilimsel hem de yaratıcı başyapıtlardır. Düşünce yapısı, nefes kesen tek bir yaratıcı sıçramayla karmaşayı inanılmaz bir basitliğe dönüştürdü. Her birimizin etkisini hissettiği bir düşünce yapısıydı bu.

Elbette bu fikirler uzay boşluğundan çıkmadı. Her iki adam da önceden edinilmiş zengin bir bilgi dağarcığını – buna veri diyelim – fikirlerinin yeşerebileceği bereketli toprağı ve ideal iklimi yaratmak amacıyla içselleştirdiler.

İşte problem burada yatıyor.

Popüler modern kültür bizi “sol beyin” ve “sağ beyin” olarak tanımlıyor, bilim insanı ya da sanatçı yapıyor. Sol beyin mantıklı, analitik ve nesneldir, sağ beyin ise sezgisel, düşünceli ve öznel. Analizle ilgili her şey solda durur, “yaratıcılık” ise sağ taraftaki yerinden kımıldamaz bile.

Bu düşünce yapısının çalışma şeklimizi bozmasına izin verdik.

Analitik işini yapmak için “danışmanlık şirketlerimiz”, yaratıcılık için “ajanslarımız” var. Analistler yaratıcı sıçrama öncesindeki işi yapıyorlar, değil mi? Ya da yaratıcı fikri bir mantık çerçevesine sokmak için sonrasında çalışıyorlar.

Tabii ki böyle olması büyük bir saçmalık. Arşimet ve Albert E’nin kanıtladığı üzere, yaratıcı fikri yeşerten ortamı bilim sağlar.

İzin verirseniz, kendi hipotezimi ortaya koymak istiyorum. Görelilik teorisi gibi büyük bir şey değil ama o kadar da olsun artık.

Benim teorime göre, kendi sektörümüzde yaratıcılığı yeniden tanımlamamız gerekiyor. Analistleri, iş kolumuzdaki zanaatkarların yanında konumlandırıp sıçramalarımızın stratejide olduğu kadar uygulamada da yaratıcı olacağı bir ekosistem yaratmalıyız. Müşterilerimizin önümüze koydukları problemlere daha akıllıca sorularla yaklaşabileceğimiz bir ekosistem.

İyi cevaplara ulaşmak için önce iyi soruları soran kişi olmak gerekir. Kimsenin sormayı akıl edemediği soruları sormak, verinin içine balıklama dalıp ekmek kırıntılarını takip etmek… Bilgiyi dizginlemek… Verideki planlanmamış sapmaları bir parça içgörüye ulaşana kadar takip etmek… Soruya yeni bir tanım kazandırmak…

Kafanızda birbirinden ayrık gibi görünen tüm fikir parçalarını tek bir “Evreka!” anında birleştiren sıçramayı yapmak gerekir.

Evet, ben bir analistim ama emin olun “o” anın her şeyden çok endorfin yaratan, karında kelebekler uçuşturan, yaratıcı doyum sağlayan bir an olduğunu biliyorum.

Yine de söz veriyorum, yakın gelecekte banyodan çıplak bir şekilde fırlamayacağım.

 

Simon Wall
Now Analytics Direktörü

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 77. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.