Ürünü yaşayarak anlatmak

Günümüz ürün tanıtımları oldukça zorlaştı. Reklam yöntemleri oldukça karmaşık bir sarmalın içinden ayıklanmak zorunda. Radyo,TV, viral, basılı medya, sosyal medya, sektörel medya, yerel medya ve uzayıp giden bir liste… 

Hepsinin kendi içinde çok ciddiye alınması gereken dokunuşları ve metotları var. Bir yanlış dokunuş, müşterinin parasını sokağa atmak anlamına gelebilir ve büyük umutlarla başlayan kampanyayı paçavraya çevirebilir. Nerede, ne zaman hangi medyayı kullanacağınızı iyi bilmelisiniz. Bunu bilebilmek için de sürekli hayatın içinde olmalısınız. 

İnsanların anayasal olarak benimsedikleri olgulardan oluşmuş bir hayatı seçme hakları vardır. Reklam sektöründeyseniz bu hakkınız yoktur. Faşizan bir sektördür “reklam”. Tercih etmediğiniz yaşamların tüm detaylarını, yazılmış-yazılmamış tüm kurallarını o hayata ömrünü vermiş insanlardan daha iyi özümsemiş olmanız ve on tur önden gitmeniz gerekir. Köydeki mazbut insanın sabah uyandığındaki ilk ihtiyacı da, şehirde vampir gibi hareketli bir yaşam süren insanın 7/24 ihtiyacını da onlardan daha isabetli biliyor olmanız gerekir. O hayatları genellikle “yaşamadan” tanıtımını yaptığınız ürünle taçlandırmak, o ürünün kişiye, yaşadığı-benimsediği hayatla ilgili seviye atlatacak bir icat, olgu, fikir, atılım, yenilik, kolaylık olduğunu anlatmak için size güveniyor olmasını; ‘o diyorsa tamamdır’ duruşunu sağlamak, işin NİRVANA noktasıdır. Bu sebeple sadece medya hayatınız değil, tüm hayatınız net, sade ve saydam olmalıdır. İnsanlar genellikle reklamını yaptığınız ürünlerinin tanıtımı için üstlendiğiniz duruşlara değil, günlük hayatınızdaki duruşunuzun notlarını tutar ve sizin ne derece samimi, dürüst olduğunuza bakar. Tenhada başka, kalabalıkta başka şeklinde bukalemunsal duruşlarınız var ise, en pahalı Hollywood prodüksiyonlarını kıskandıracak setlerde bulunsanız da sonuç koca bir FİYASKO olur.

Siz sevip benimsemeseniz de espri eşiğinizin kapısını çalmasa da, duyduğunuz da, kulağınız kanayıp, içiniz acısa da günlük yaşamda dönen tüm espriler, tüm konular, tüm reality programlardaki mahalle içi olaylar, düşük kalite insan ilişkileri sizin takip mekanizmanızdaki ilk sıralarda olmalıdır. Çeşitli tipolojilerden insanları, hatta birbirinden “ bu uzaylı herhalde” dedirtecek kadar farklı tipolojileri birebir aynı ürünle tanıştırmak, o ürünü onlara satmak için saniyenin onda biri kadar kısa sürelerle iç keşifler yapmak, konuyla ilgili doğru enstrümanları bulmak, doğru notalara basmak ve harmoniyi oluşturmak zorundasınız. Bir akor yanlış bastığınızda, orası “zurnanın zırt” dediği yer olacağından işi berbat edersiniz. 

Günümüz teknolojisi, sanayi ve üretimi de etkileyip onlara da format atmışken, mamüller farklı markalarla aynı fabrikalardan çıkarken, neden A marka değil de B markanın satın alınması gerektiği ile ilgili son kullanıcıyı ikna etme noktası da çok önem kazandı. Birçok ürün birebir aynı özellik ve kalitede olmasına rağmen, bir tanesi çok daha öne çıkmıştır çünkü o ürünün hikayesi diğerlerininkine oranla çok daha iyi geçmiştir vatandaşa. Size gelen marka da muhtemelen üretime gösterdiği titizliği, ürün ile at başı ilerleyecek bir hikaye eklemede göstermediği için kapınızı çalmıştır. Sizin bu noktada ürün ile ilgili düşünmeniz değil, ürünü iliklerinize kadar yaşamanız gerekir çünkü büyük hikayeler, kurgulanarak değil yaşanarak dilden dile dolaşır. Ürün size yabancı da olsa, onunla yaşamaya başladığınızda, bizzat siz hiç tanımadığınız bir nesneyi hayatınıza alıp, onu sevip kullanmak için nedenler üretmeye başlarken kendinizi yakalarsınız. Doğru ürünü doğru yaşayıp anlattığınızda samimiyeti, gerçeği, yaşama artısını, fiyat ve kalite avantajını, yaşantıyı kolaylaştıran taraflarını dürüstlükten ve gerçeklerden ödün vermeden çözmüş olursunuz… 

Cem Arslan   

Radyo Programcısı

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 117. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.