Ücretli başvurular karşımıza yüzlerce kazanan çıkarıyor

Bir otorite tarafından tescil edilmek duygusu ister istemez ödül vereni, alanı ve seyredeni etkisi altına alıyor. Böylece ister istemez ‘’ödül alan ajans ya da markalar, almayandan üstündür’’ algısı oluşuyor. Oysa “ne kadar ödülün varsa o kadar başarılısın” mantığının sağlıklı olmadığını da içten içe biliyoruz.

Dünyanın birçok yerinde her yıl reklam, yaratıcılık ve pazarlama sektöründeki ödül organizasyonları, gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde faaliyet gösteren reklam ajanslarının ve markaların yıl boyunca ortaya koyduğu emeğe hem saygı göstermek, hem de ödüller aracılığıyla onları daha güzel işlere motive etmek niteliğinde yarışmalar düzenleyip her yıl binlerce işi ödüllendiriyor. Türkiye’deki reklam ve yaratıcılık festivallerine gelirsek; Effie Ödülleri, Kristal Elma, Kırmızı Ödülleri gibi birbirinden farklı etkinlikler öne çıkıyor.

IAB’nin organize ettiği Mixx Awards, Mobil Pazarlama Birliği’nin (MMA) Smarties Ödülleri de sektörümüzün işlerini ödüllendirmeye devam ediyor. Ancak bu kadar çok organizasyonun olduğu ortamda tanıdık simalar ve aynı isimler ödül aldıkça sonuçların güvenilirliği tartışma konusu oluyor. Her yarışmanın da kendi içerisinde onlarca alt kategoride yüzlerce projeyi ödüllendirdiği düşünüldüğünde yıl boyunca neredeyse ödül almamış iş ve isim kalmıyor. Bu durum da ödülün değerini ve yarışmanın itibarını ister istemez sarsıyor.

Ayrıca aynı işler birbirinden farklı organizasyonda defalarca ödüllendiriliyor. Söz gelimi aynı projeyi, takipçisi olduğumuz tüm yarışmalardan bir, birkaç veya kucak dolusu ödülle ayrılmış görüyoruz. Yarışmalar için başvuru kriterlerinin güncellenmesi gerektiği kanaatindeyim.

Bir diğer konu ise ödül törenlerinin özündeki sektörü motive etme ve yaratıcı işleri taçlandırma amacından uzaklaşarak birer ticari ekosisteme dönüşmesi. Başvuruların belli bir ücret karşılığında yapılıyor olması, kategori sayısını çoğaltıyor ve karşımıza aklımızda tutamayacağımız sayıda yüzlerce kazananın olduğu bir organizasyon yapısı çıkıyor.

Aynı zamanda organizasyonlara sponsor olan markaların bu sponsorlukları karşılığında törenden birkaç ödülle ayrılması, yıllardır konuşulan ve güven sarsan bir durum. Ödül törenlerinin ardından yarışmalar hakkında sosyal medyada konuşulanlara da bakacak olursak, yapılan paylaşımlarda festivallerdeki lobicilik faaliyetleri üzerinde de çokça duruluyor. En azından bu yarışmaları takip eden kitlenin, ödüllerin hak edene verildiğinden duyduğu şüphe reddedilemez bir boyuta varıyor. Elbette sektörün öne çıkan isimleri yarışma jürilerinde temsilci olarak yer almalı ancak aynı grup yapısı altındaki ajans temsilcilerinin tamamının jüride yer almasıyla oluşan çoğunluk, beraberinde değerlendirme aşamasının şeffaflığı ve güvenilirliği hakkında kafalarda soru işaretleri bırakıyor. Günün sonunda jüri üyelerinin vicdanına kalmış değerlendirme sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Ödül konusunun ön yargılardan uzak, objektif kıstaslarla, şeffaf bir biçimde, hak edilecek ve alınmaya değecek bir raya oturtulması gerekiyor. Bu konunun sektöre yakışan şekilde ele alınıp, doğru tartışmalarla ve akıl birliğiyle sağlıklı bir yörüngeye oturtulacağına inanıyorum. Çok ödül alan işten ziyade, hiç ödül almamış olsa bile hedeflediğine veya daha fazlasına en iyi biçimde ulaşan işin daha değerli olduğunu düşünüyorum.

İsmail Bayazıt,
The Brand Age Genel Yayın Yönetmeni  

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı ilk kez 87. sayımızda yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.