Türkiye’de durum: Eski tas eski hamam

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2016 sayısında “Solda brief yükseliyordu, güneye giderken” başlıklı dosyada yayınlanmıştır.

Türkiye’de reklamcılık denilince akla gelen ilk isimlerden biri olan Haluk Mesci de Alaçatı’ya taşınan isimlerden. Üniversitede ders veren Mesci, Campaign Türkiye için yazdı.

Sektörün duayen isimlerinden biri olan Haluk Mesci, KLAN EURO RSCG’deki payını sattıktan sonra Alaçatı’ya yerleşti. 1973’ten beri her sektörden her pozisyonda insanı tanıdığını söyleyen Mesci, “Yıllardır eski tas eski hamam. Biçimsel bazı değişiklikler ve teknolojik olanaklarda ilerleme dışında, ilişkilerde ve iş kalitesinde sahici bir ilerleme yok, tam tersine gerileme var” diyor. Ders verdiği İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde, “real-time, on-campus” bir reklam ajansı simülasyonu yürüttüğünü söyleyen Mesci, bu sayede öğrencilerinin 1 yıllık bir ajans deneyimiyle mezun olmalarını sağladığını belirtiyor. Mesci, bizim için sektörü, Ege’de yaşamaya başlamayı ve günlerini Alaçatı’da nasıl geçirdiğini anlattığı bir yazı ile dosyamıza konuk oluyor.

Önce bir şeyi netleştireyim: Ben emeklinin emeklisi olduktan sonra uzağına gittim İstanbul’un. Eskiden beri reklamcıların önemli bir bölümünün ortak defosu olan ‘İstanbul’dan kaçayım, Bodrum’a/Foça’ya/Datça’ya yerleşeyim, meyhane/motel/kafe açayım’ nedeniyle gitmedim. Cin Kapancı ve ben, KLAN EURO RSCG’deki payımızı Fransız ortaklarımıza sattıktan sonra, yani 2004’ten başlayarak 2012’ye kadar, reklam ve marka danışmanlığı yaptık. Birbirimize aktif reklamcılık (ajansçılık) yapmayacağımıza söz vermiştik, bunu da tuttuk. 2012’de bendeniz 62 yaşına basmıştım bile! 1973’te başladığım bu sektörde, tahmin edileceği üzere, akla gelebilecek her sektörden ve türden, masanın her tarafından insan tanıdım. Her kategoriden yerli-yabancı ürün için çalıştım. Bu kadar yılda öğrendiğim bir şey var, o da kimsenin bir şey öğrenmediği! Yıllardır eski tas eski hamam, eski baş eski kafa. Biçimsel bazı değişiklikler ve teknolojik olanaklarda ilerleme dışında, ilişkilerde ve iş kalitesinde sahici bir ilerleme yok. Tam tersine, gerileme var. Çoluk çocuk bir alay goygoycu havanda İnternet dövüyor. Batasıca dijital aşağı viral yukarı, Türkçeyi katlediyor. Dolayısıyla artık kafa dinlemek, aynı dolap beygirlerinin dönüp durmasını seyretmeye son vermek için bıraktım çalışmayı. Kendime ve yapmak istediğim birtakım şeylere daha çok zaman ayırmak için planı yaparak, uzun yıllardan beri sadece yazları gidebildiğim evimde yaşamaya Alaçatı’ya taşındım. Yazları dediysem, öyle yazlık düzende bir evden söz etmiyorum. Basbayağı adam gibi bir ev, basit ama güzel  bahçe… Alaçatı’nın o medyaca çok ittirilip çeşitli düzeyde sosyetenin veya jetsetin gözdesi haline gelen sokaklarına uzak, sakin bir yerde bir ev.

Hiç pişman değilim. Pişman olacak yaşta değilim. Keşke daha önce yapabilseydim diye bir hayıflanmam var ama o kadar.

İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde haftanın iki günü, ‘real-time, on-campus’ bir reklam ajansı simülasyonu yürütüyorum. Sektörden deneyimi olan Gözde Çeviker ve Meriç Eryürek ile birlikte. 4. sınıf öğrencilerinin 1 yıllık bir ajans deneyimiyle mezun olmalarını sağlıyor bu model ve dünyada tek. Ayrıca lisans ve lisansüstü programlarında dersler veriyorum. Az sayıda kuruluş için reklam ve marka danışmanlığı yapıyorum, gerçek anlamda boş zamanım oldu diyemeyeceğim. Reklam kitapları çevirmeye devam ettim. Şu ara elimde bir reklamcı romanı çevirisi var. Ayrıca kısa dalga radyo (broadcast) dinliyorum. Üç arkadaş bir süre, “Reklamcı Ol’cam” adında, gençlere yönelik bir reklam sayfası yürüttük. Laf anlamaz yüzsüz ihtiyar troller yüzünden lanet edip bıraktık.

Sektördeki gelişmeleri çok yakından izlememeyi seçtim, durumlara da bakmamak bana iyi geliyor. Ama şunu söyleyeyim: Türkiye’nin durumu ne ki, reklam sektörünün durumu ne olsun.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.