Sürdürülebling-bling markalar nerede?

Hip hop kültürüyle beraber popülerleşen “bling-bling” nesneleri genellikle görünür zenginlikle ilişkili olan parlak ve ışıl ışıl mücevherler veya büyük arabalar gibi pahalı objelerden oluşuyor.

Bling-bling nesneleri müzik videolarında sık sık kullanılıyor ve bu nesneleri insanlar tarafından yönetilen markalar olarak da görebiliriz. Bling-bling markaları veya organizasyonları sadece görünüşe bel bağlıyor; dışarıdan bakınca parlıyorlar ama içeride sanki sadece konuşan ama asla aksiyona geçmeyen insanlar var. “Google çılgınlığı” hakim dünyamızda bu markaların sürdürülebilir olmadığı da aşikar. Trendwatching, ‘markaların müşterilerin hayatlarını ve dünyayı daha iyi bir hale getirmek için gerçek ve anlamlı adımlar atmaları gerekliliğine’ dikkat çekiyor. “İnsan markaların ölümü” gibi süslü bir konseptle özetlemek sanki bir uyanış çağrısıymış gibi geliyor, ama öyle mi?

Belki bir uyanış çağrısı, ama kesinlikle yeni bir MarCom stratejisi değil. Basit örnekler: Havas Anlamlı Markalar İndeksi veya Interbrand’in En İyi Global Yeşil Markaları.

Kimlik saptaması

MarCom başladığından bugüne, kilit kurallardan biri tüketicilerin markalar aracılığıyla kendilerini tanımlamaları oldu. Biri bir şeyle bağ kurduğu zaman basit bir şekilde “Bu benim inandığımla uyuşuyor” veya “Bu benim karakterimi yansıtıyor” şeklinde düşünüyorlar. TOMS gibi bazı sosyal markalar sağ olsun bazı insanlar onları satın aldığında fazla tüketim suçluluğundan arınıyor ve “İyi bir şey yapıyorum” şeklinde düşünüyor. Bu anlamda markalar tarafından gerçek ve anlamlı adımlar atıldı ve bu adımlar sitelerinde ve sosyal medyada takip edilebiliyor.

Yaptıkları işlerden mi oluşuyorlar?

Çok sayıda yeni mobil uygulama ile insanlar deneyimlerini paylaşma konusunda daha da fazla istekliler. Sanki hepimiz Kardashian’mışız gibi önemli ve (çok sayıda) önemsiz anlarımızı internette paylaşıyoruz. Periscope veya sadece selfie çekerek alarmını kapatabildiğiniz saat Snap Me Up’a bir göz atın. Trendwatching’in de ortaya koyduğu gibi yaptıklarımızı fazla ortaya koymak onları ne daha gerçek ne de daha anlamlı yapıyor. Markalar için de bu geçerli. Yakın zamanda GoPro’nın CEO’su Nick Woodman’ın 10 yıllık bir sözü gerçekleştirdiği için oda arkadaşına 229 milyon dolar verdiğini okudum. “Adama bak! Verdiği sözü tutuyor, onun şirketinde çalışmak çok güzel olmalı” şeklinde düşündüm. Sadece buna benzer bir sözün bana verilmiş olmasını istediğimden dolayı değil, daha çok sözünün eri olduğu için, dünyada artık öyle insanlar fazla bulunmuyor.

Googling çılgınlığı

İnsanlarda yaptığımız gibi markları da internet üzerinden iki kere kontrol ediyoruz, bugünün dünyasında bu artık bir refleks haline geldi. Ama son filtre hala duruyor: bizim kendi yargımız. Çünkü internette verilen bilgiler hayranların ve kötüleyenlerin karışımından oluşuyor. Örneğin, yakın zamanda bütün dikkatler Beyonce’nin üzerindeydi çünkü son video klibi “Feeling Myself”te bir havuzu kısa süre önce Jay-Z tarafından satın alınan ve değeri 20.000 dolar olan (internet dedikodularına göre) Armand de Brignac’ın “Ace of Spades” isimli şampanyayla doldurdu. Ama unutmamak gerek Beyonce aynı zaman da Chime For Change’in kurucu ortaklarından biri, muhtemelen bu yüzden de feminist emojiler “Femoji”ler arasında da bu yüzden yer alıyor.

Bling bling’i durdurun ve bir şey yapın

Markaların her kanalda olması gerektiği için Marcom hareketleri eskiden olduğundan daha da zorlayıcı bir hale geldi. Ama biz iletişim yapan markalardan daha çok harekete geçen markaları beklemiyor muyuz?

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.