Sözlerinize dikkat etmeyin, onları seçin

Elle Graham-Dixon, özellikle bilinçsiz ön yargılar söz konusu olduğunda ağzımızdan çıkanların neden önemli olduğunu açıklıyor.

Kalitatif araştırma gruplarında geçirdiğimiz uzun saatler bize bir şey öğretti, o da içeriğin her şey olduğu. Araştıma odasının parlak ışıkları altında insanlar metodun, moderatörün ve sekansların baskısı altındalar. İçlerinden geleni söylemek yerine ne söyleyeceklerini gereğinden fazla düşünüyorlar. Bu da hem yaratıcılığın hem de mikroskop altında incelenmenin doğal sonucu.

Ne yazık ki bilinçsiz ön yargılar üzerine verilen eğitimlerin çoğu benzer bir ortamda gerçekleşiyor. Ortaya insanların bağlama göre yönlendirildiği konuşmalar çıkıyor. Örnek vermek gerekirse, çoğu bilinçsiz ön yargı şu bilmece ile başlıyor:

Bir baba ve oğul trafik kazası geçirmiş. Baba olay yerinde hayatını kaybetmiş. Çocuk hastaneye yetiştirilmiş. Doktor çocuğu ameliyat etmeyi reddetmiş. Sebebi sorulduğunda, “Bu çocuğu ameliyat edemem çünkü o benim oğlum” demiş.

On kişiden ikisi anında ellerini kaldırıyor. Biri, etrafındakilerin cevap vermedeki gecikmesine inanamayan gözlerle bakarak “Doktor çocuğun annesi!” diyor. Odanın geri kalanı ise suratlarında sanki bir daha hiçbir kadınla konuşamayacaklarmış gibi bir ifade ile oturuyorlar (kadınlar dahil). Aralarından biri sessizce, özür diler gibi “İki babası da olabilirdi” diyor. Seansın sonuna kadar ırk, diğer azınlık gruplar ve geleneksel olmayan aileleri içeren ön yargılar ortaya çıktıkça rahatsız anların sayısı artıyor. Her şey bittiğinde ise insanlar göz göze gelmemeye çalışarak odadan çıkıyorlar ve bir daha bu konu hakkında konuşmuyorlar.

Bunun nedeninin bağlam olduğunu vurgulamak önem taşıyor. Sorunun ne olduğunu inceleyip bilmeceyi “Bir baba ve kızı trafik kazası geçirmiş…” şeklinde sorunca, eril karakterler azalıyor ve hikayeye kadınlar dahil oluyor. Bilmecenin önceki versiyonunda %86 civarlarında görünen hata payı, yaptığımız değişikliklerle %62 civarına düşüyor. Cümlelerdeki cinsiyet bildiren kelimeler kolayca gözden kaçabiliyorlar. Ama aynı zamanda sessiz ve ikna edici karanlık güçlere sahipler.

Dilin insan üzerindeki etkileri akademik çevreler tarafından da doğrulanmış durumda. İskandinav dilbilimciler, cinsiyete vurgu yapan dillerin (“o” yerine “he, she” gibi cinsiyet belirten zamirlerin kullanıldığı diller) konuşulduğu ülkelerde cinsiyet ayrımına, daha düşük doğum yardımına ve cinsiyetler arasında maaş eşitsizliğine toleransın daha yüksek olduğunu ortaya koyuyorlar.

Yani dilin kendisi, ön yargı oluşturma gücüne sahip bir otorite. Bu durum tarihsel açıdan baktığımızda da mantıklı. Çağlar boyunca dil, eril bir dünyanın bir ifadesi olarak gelişmiş. Ama şu an önemli olan şey, değişim yaratmak için bize miras bırakılan aracın bozuk olması.

Dilin var olan eşitsizliğe katkısını belirlediğimize göre, geriye nasıl değişim yaratacağımız sorusu kalıyor. Ancak dil, değişimini her zaman sürdürdüğü için siyasi ve profesyonel kurumlardan daha kolay şekilleniyor. Oxford English Dictionary 1879’da kuruldu ve her zaman kitle kaynak temellerine bağlı olarak gelişimini sürdürdü. Bugünlerde yapay zeka araçlarıyla bütün interneti ve basılı yayınları kelime toparlamak için tarıyor. Ama bu yollarla dili ne kadar zenginleştirirsek zenginleştirelim, ne yazık ki İngilizce, cinsiyet zamirlerinden bir gecede kurtulamayacak. Bu yüzden mevcut dilde var olan çağrışımları da değiştirmemiz gerekiyor. İşte başlamak için iyi bir nokta:

Kişisel ve profesyonel yaşamlarınızda dili sınıflandırma yapmak yerine tasvir etmek için kullanın. Siyah, bir etikete dönüştürülmek yerine betimleme için kullanıldığında nötr bir kelimedir. Ben şu anda bir kadın olarak, kendi deneyimlerim doğrultusunda yazıyorum. Ancak konu iş yerimde “kadın planlama direktörü” olarak anılmama geldiği zaman bunu problem ediyorum. Ve bir feminist olsam da daha geniş bir eşitlik perspektifi üzerine yazıyorum çünkü kendi feminizmimi diğer eşitsizliklerden ayrı tutarak yaftalamıyorum.

Sınıflandırdığında ve sınırladığında dil bir hapishane ama tasvir ettiğinde ve ışık tuttuğunda bir kurtarıcı oluyor.

Bu yüzden, yolu aydınlatacak sözler seçin.

Elle Graham-Dixon

BBDO New York

Grup Planlama Direktörü

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 79. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.