Şeyda Taluk: Yaratıcı insan ödüle ihtiyaç duyar

Şeyda Taluk, “Eğer ödül, alanın kendisinin daha iyi bir versiyonu olmasını tetikliyor, daha iyi işler yapmaya motive ediyorsa, gerisi boş” diyerek ödülleri neden önemsediğini anlatıyor.

“İnsan, sosyal bir canlıdır” diye başlayan milyonlarca yazıdan birini de ben yazmaya karar verdim bu ay, pek sevdiğim Campaign Türkiye için. Sosyal olduğumuz için de sahip olduklarımızı başkalarına anlatmayı ve paylaşmayı severiz. En büyük duygusal ihtiyaçlarımızdan biri de onaylanma, tasdik edilme, kabul edilme ihtiyacı. Eğer bu ihtiyaç yaşamımızı cehenneme çevirmiyor, bizi hedeflerimizden ve olduğumuz kişi olmaktan alıkoymuyor ise bize harika işler yaptırabilir.

Evet yaptığımız çok şeyi kendimiz için yapıyoruz ya da böyle olduğunu söyleyip duruyoruz. Ancak yaptığımızın da takdir görmesini bekliyoruz. Bu beklenti, eğer sapkınca ve buna bağımlı değilsek son derece normal. Sonuçta bir mağarada inzivaya çekilmiş yüce ruhlar değiliz; duygusal, fiziksel ihtiyaçlarımızı tatmin etmeye çalışan ölümlü ruhlarız!

Ödülleri ve onların renkli festivallerde, gösterişli gecelerde sahiplerine teslim edilmesini önemserim. Gençliğimden bu yana Oscar törenleri benim için adeta bir kutsal ayindir. Sabaha karşı uyanmak üzere saatimi kurar, atıştırmalıklarımı bir tepsiye dizer, televizyonun karşısına geçerim. Son yıllarda sosyal medya alışkanlığım da eşlik etmeye başladı bu ayine. Bazen sinemasever arkadaşlarımla bir evde buluşur, kendi aramızda loto oynar, büyülenmiş gibi seyrederiz kırmızı halıdan geçip giden Hollywood ünlülerini. Bu ayinin en bayıldığım tarafı da ödül alanların yaptıları konuşmalardır. Çok beğendiklerimi hâlâ YouTube’dan dönüp izliyorum.

Her yıl Dünya Kadın Forumu çerçevesinde verilen Cartier Kadın Girişimciler Ödülü Töreni’ni dört gözle beklerim. Dünyanın farklı bölgelerinden cesur kadınların yenilikçi girişimlerinin ödüllendirilmesine tanık olmak beni sanki ödülü kendim almışım gibi keyiflendirir. Çünkü bilirim ki bu ödül, o kadınlar için koca bir “Evet”tir, yıllardır duydukları ve müsaade ettikleri “Hayır”lar karşısında. Geçmişte jürisinde yer almaktan büyük bir gurur duyduğum, Citibank ve Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı iş birliğinde gerçekleşen Citibank Mikro Girişimci Ödül Töreni’ni kaçırmamaya çalışırım. Törene katılmak için Diyarbakır’dan Çanakkale’ye, Türkiye’nin her yanından gelen mikro girişimci kadınların heyecanını paylaşmak isterim. Çektikleri onca yokluk ve zorluğa rağmen verdikleri mücadelenin, yaratıcılıklarının karşılığıdır bu ödül. “Çok iyi yapıyorsun, devam et” demektir.

Dünyanın ve var olan kurumsal yapıların ödüllendirme biçimlerini, içeriklerini tartışabiliriz, ödüllerin işe yarayıp yaramadığını sabaha kadar konuşabiliriz ancak bu konuda benim düşüncem fazlasıyla net. Eğer o ödül, alanın kendisinin daha iyi bir versiyonu olmasını tetikliyor, daha iyi işler yapmaya motive ediyorsa, gerisi boş. Kaldı ki ödüller, insan davranışlarını olumlu yönde değiştiren, geliştiren etkin bir araç. Daha önce de belirttiğim gibi, onun kölesi olmadığımız sürece tabii ki. Meryl Streep, kazandığı Oscar’ların kölesi değildir büyük ihtimalle.

Reklamcılık sektörü de aynen sinema gibi birçok yaratıcı eserin ortaya çıktığı bir alan. Reklam filmleri yönetmenliği, grafik tasarımcılık, metin yazarlığından sinemaya geçen, bunda da çok başarılı olan birçok isim var. Ridley Scott benim en çok sevdiklerimden. Tabii reklamcılık dünyasında anlatılan hikayenin, markaya ikna etmesi gerekiyor tüketiciyi. Her alanda olduğu gibi, reklamcılık alanında da gerek küresel gerek ulusal düzeyde yaratıcığılığın ve harcanan onca emeğin ödüllendirildiği önemli etkinlikler var. Türkiye’nin ilk reklamcılık ödülü Kristal Elma, bu yıl 30. kez düzenleniyor.

Campaign Türkiye bu sayıda, Türkiye’nin prestijli reklam ödülü Kristal Elma’yı nostaljik bir bakış açısıyla kapağına taşıyor. İnsanın yaratıcılığının ödüllendirilmesi kadar güzel bir şey olabilir mi? Her alanda olduğu gibi kendi alanımızda yani reklam, pazarlama, iletişim alanında verilen ödülleri de aynen diğer ödüller gibi önemsiyorum. Koca bir yıl, onca stres, aileni bile görmeden geçen günler, sevdiklerinden çaldığın zamanlar… Bütün bunların karşılığı sadece kazandığımız para olamaz. Kaldı ki bizim sektör ne kadar çok para kazanırsa kazansın, içindeki çocuğun başının okşanmasını isteyenlerle dolu. Yaratıcılık, yetenek, ödüllendirildikçe içimizdeki çocuk gelişir, kendi versiyonunun en iyisi olmak için var gücüyle çalışır. Haaa, bir de müşteriler ödüle bayılırlar!

 

Şeyda Taluk

 

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 82. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.