Sessiz çığlıklarını duymamız gerekiyor

Editör ve Gazeteci Önder Abay ile sık sık gündemde yer alan markaların ve siyasi partilerin hedefi haline gelen Z kuşağını konuştuk. Bugün Z kuşağı denildiğinde hepimizin aklına tek bir görüntü geliyor; elinden telefonunu düşürmeyen, şımarık bir çocuk. Oysa ki perde arkasında çok farklı bir tablo bizi bekliyor.

Campaign Türkiye Son yıllarda markalardan siyasi partilere kadar herkes onları konuşuyor, herkes onları anlamaya çalışıyor ve herkesin hedefinde onlar var. Peki, gerçekten onları anlayabiliyor muyuz? Ne farkları var da onları anlamakta, onlara yönelik bir şeyler sunmakta zorlanıyoruz?
Önder Abay Bugün ülke nüfusunun yüzde 30’u Z kuşağı olan bir ülkede bu gençliğin hedefte olması çok normal. Hem siyasiler hem de markalar varlığını sürdürmek için bu kuşağın desteğine ihtiyaçları var. Ama yalnızca bir oy veya bir müşteri olarak gördükleri gençliği anladıklarını söylemek çok zor olur. Z kuşağının kendi şahsına münhasır özellikleri olduğunu ve özel bir iletişim dili kurulması gerçeğini kabul etmekte güçlük çekiliyor. Diğer kuşaklardan öğrendikleri iletişim diliyle Z kuşağına yaklaşan, onlara sevimli görünmek isteyen her kurum hayal kırıklığına uğruyor. Bundan sonrada uğramaya devam edecek. Z kuşağıyla iletişim kurmak isteyenler öncelikle onların birey olduğunu ve bireylik haklarına son derece sahip çıktığını bilmesi gerekiyor. Özellikle markaların dünya gençliğinin tüketim alışkanlıklarına bakarak birçok zorluk içinde var olmaya çalışan ülkemiz gençlerine aynı ürünü sunmaları, bu ülkenin öznel koşullarını göz önünde bulundurmadan üstenci bir dille onlara yaklaşmaya çalışmaları bu kuşak tarafından hiçbir karşılık bulmuyor. ‘Onlara ulaşmak zorluğunu’ aşmak için onların her süreçte söz hakkının olduğunu kabul etmek gerekiyor.

“Z kuşağının kendi şahsına münhasır özellikleri olduğunu ve özel bir iletişim dili kurulması gerçeğini kabul etmekte güçlük çekiliyor. Diğer kuşaklardan öğrendikleri iletişim diliyle Z kuşağına yaklaşan, onlara sevimli görünmek isteyen her kurum hayal kırıklığına uğruyor.”

Campaign Türkiye Aslında Z Kuşağı denilince herkesin aklında ortak bir fotoğraf beliriyor: Elinden telefonunu ya da oyun konsolunu düşürmeyen, teknolojiyle iç içe bir nesil… Ancak Z Kuşağı dediğimiz sadece onlardan oluşmuyor. Bugün pandemi nedeniyle uzaktan eğitimine evindeki imkansızlıklar yüzünden devam edemeyen başka bir kısım daha var. Belki de en başta onları bu kadar genellemekte yanlış yapıyoruzdur, siz ne dersiniz?
Önder Abay Son dönemde bu kuşağının nüfus yoğunluğundan kaynaklı popüler olması ve birçok ‘Z kuşağı uzmanı’ açıklaması yüzünden çok yanlış değerlendirmeler yapılıyor. Kafamızda oluşan elinde telefonla gezen gençlik tarifini bozmak gerekiyor. Gençliğin okumadığı, hayattan haberdar olmadığı, şımarık olduğu söylemleri de bu uzmanlar tarafından ortaya atılmış yalanlardır. Z kuşağı dijital dünyayı yakından takip ediyor ama imkânları el verdikçe fiziksel olarak da hayatın içinde var olmaya çalışıyorlar. Gerek ekolojik duyarlılıklarından gerekse sporu önemsediklerinden dolayı hem dijital olarak hem de fiziksel olarak sağlıklı bireyler olduğunu söyleyebilirim. Ama ülke gençlerinin büyük bir kısmının temel sorunu geleceksizlik olduğu için karamsar olmaları da normal. Özellikle dezavantajlı arka mahalle gençliğinin hayalsizlik gibi büyük bir sorunu var. Yapılan araştırmalarda gençliğin en büyük hedefinin ülkeden gitmek olduğu bir dönemde onların sesini daha çok duymaya ihtiyacımız var. Milyonlarca gençliği bir potada toplayıp bu gençlik şudur budur demek bizi bu kuşağı anlamaktan uzaklaştırıyor.

Campaign Türkiye Peki Z Kuşağı’na yaklaşmak için ne yapılmalı? Markalar nasıl bir yol çizmeli? Onlar için lovemark olabilirler mi?
Önder Abay Bir marka öncelikle bu kuşağın dilinin, anlayışının ve yaklaşımının farklı olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Z kuşağıyla kurulacak en güçlü köprü sahicilik temeli üzerine oturtulmasına inanıyorum. Bu kuşağın kolay kandırılmadığını, süslü laflara ve makyajlı ürünlere yönelmediğini söyleyebilirim. Büyük sloganlar arkasına gizlenmiş markalardan ziyade hikâyesini izleyebildiği ve izlediği hikâyeye inandığı markalarla etkileşim halinde olacaklar. Bu sebepten markanın kullandığı iletişim dili hayati önem taşıyor. Bir ürünü ‘orta üst sınıf kabul ederse herkes kabul eder’ inanılışını bir kenara bırakıp tüm gelir seviyesine hitap edebilecek bir dil kurulmalı. Renk tercihlerinden desen çizimlerine kadar markanın tüm hikâyesinde bir parçası olduğunu gençliğe hissettirmek gerekiyor. Eski ezberlerimizi bozacak yeniden bize şekil verecek bir kuşakla karşı karşıyayız.

Campaign Türkiye Artık bu kuşak hem hedef kitle haline geldi ama bir yandan da yanımızda bizimle çalışmaya başladı. Onlarla birlikte çalışırken ne gibi farklılıklar gözlemliyorsunuz?
Önder Abay İş dünyası Z kuşağıyla büyük çatışmalar yaşamaya başladı. Eski deneyimlerini ve iş disiplinlerini bu kuşaktan da bekleyen patronlar hayal kırıklığına uğruyor. Öncelikle bu kuşak kolektif çalışmaktan çok bireysel çalışmaya yatkın. Açık ofislerde yüzlerce kişiyle çalışmaktansa evinde kendi odasında çalışmayı tercih ediyor. Sıkıcı çalışma ortamlarında var olmaktansa parkta bahçede aynı işi yapmayı hayal ediyor. Bu yüzden öncelikle iş yerlerinin fiziki koşulları değiştirilmesi bu kuşağın ihtiyaçlarına yönelik revizeler yapılmasını öneririm. Markalarla olduğu gibi işvereniyle ve iş arkadaşlarıyla sahicilik ilişkisi kuracağı için küstah veya şımarık sıfatları yapıştırılsa da bu kuşağın ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Muhteşem özellikleri olan ve kendinden emin bir kuşak yetişiyor. Siyasetten iş dünyasına kadar birçok şeyi değiştireceklerine inanıyorum. Dünyayı daha yaşanılır daha demokratik hale getireceklerine inancım sonsuz. Böyle özel bir kuşakla birlikte çalışmaktan onlardan öğrenmekten dolayı kendimi şanslı hissediyorum. Onları anlamak için en başta sürekli attıkları sessiz çığlıkları duymak gerekiyor.

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 104. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.