Şehrin her köşesi ilham veriyor

Scholz&Friends Berlin’de Jr. Sanat Yönetmeni olan İpek Şaylı, Türkiye’deki iş tecrübelerinin ve tanıştığı kişilerin Almanya’daki hayatına nasıl etki ettiği ile sözlerine başlıyor ve şu an çalıştığı ajansın, odağına personel mutluluğunu koyduğunu vurguluyor.

Doktor bir anne ve babanın çocuğu olarak 1996 yılında Ankara’da doğdum. ODTÜ Koleji’nde okuduktan sonra Ankara Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Bölümü’nü kazandım ve aslında hep olmak istediğim bir dünyanın içine girmiş oldum. Lise zamanlarımda İstanbul hayalleriyle yaşarken üniversite eğitimim için ailemle birlikte İstanbul’a taşındık. Marmara Üniversitesi’nde Grafik Tasarım Bölümü’nde okurken reklamcı olacağım aklımın ucundan bile geçmezdi ta ki hayatımı değiştiren, bana çok şey öğreten, hep sevgi ve saygı duyduğum, bana katkıları büyük olan hocam Didem Dayı’yla tanışana kadar… Okula ilk girdiğimde ne yapmak istediğimden emin olmadığımda, beni hep reklamcı olarak hayal ettiğini ve mutlaka büyük bir ajansta staj yapmam gerektiğini söylemişti. Aynı zamanda bana ‘Küçük denizde büyük balık olacağına, büyük denizde boğul.’ derken büyük bir yerde olmanın ne kadar önemli olduğunu öğretti. O söz ve hocam hep aklımda. 

Üniversite yıllarımda birçok ülkeyi gezme fırsatı buldum. Londra’da UAL’de yaz okul programlarına katıldım ve aynı zamanda Erasmus programıyla bir dönem Hollanda’da okudum. Hollanda’dan döndükten sonra da ilk stajımı yapmak için TBWA/İstanbul’a girdim. Staja başladığım sene 2017’de bana verilen ilk görev, bütün Cannes Lions kazanan işleri izlememdi. 2017 yılı, Fearless Girl, Nike Unlimited Stadium, The Unusual Football Field ve Adidas Green Light Run gibi muhteşem işler yapılmış bir seneydi. Benim için reklamcılık bambaşka bir anlam kazandı. Daha sonra Tribal Worldwide/Istanbul’da da staj yaptım ve 4129Grey’de Junior Art Director olarak işe başladım. 

Bütün deneyimlerimde çok öğrendiğim ve bu yolda bana destek olan birçok insanla tanıştım. Özellikle Ahmet Terzioğlu bana her zaman mentor ve daha da önemlisi arkadaş oldu. Beni yurt dışına gitmem için en çok destekleyen insanlardan biriydi ve şimdi aramızdaki mesafelere rağmen hala bana okuma ve izleme listeleri gönderiyor. 4129Grey’de yaklaşık 1,5 sene çalıştıktan sonra bir değişikliğe ihtiyacım olduğunu fark ettim. Hem yeni bir şeyler öğrenmek hem de uluslararası deneyimimi artırmak için 2020 Ekim ayında Berlin’e Visual&Experience masterı yapmaya geldim. Tam pandeminin ortasında, dünyanın her yerinde her şeyin kısıtlandığı bir zamanda gelmek, herkese olduğu gibi benim için de zor olsa da burada olmaktan hep mutlu oldum. Şehir, insanlar, ışıklar her şey bana ilham verdi. Eğitimimi tamamladıktan hemen sonra Scholz&Friends’te çalışmaya başladım.

Her ajansın kendi inandığı değerleri olduğu gibi, Scholz&Friends de gerçekten çalışanlara bir aile gibi hissettiriyor hatta isminde olduğu gibi herkese arkadaş diye sesleniyor. Sürdürülebilirlikten çeşitliliğe, eşit çalışma şartlarına, kadın ve erkek oranına her şeye çok önem veriliyor ve bunların gücüne, farklı olmaya, çalışan herkesin mutlu olmasına gerçekten çok dikkat ediyorlar. Herkesin rahatlıkla söz almasına/konuşmasına ve istedikleri kadar dahil olmalarına fırsat veriyorlar. Birçok yabancı yaratıcı insanla çalıştıkları için herkes ajansta İngilizce iletişim kuruyor. Bu da insanların kendilerini yabancı hissetmemesini sağlıyor.

Buranın en güzel yanlarından biri, düzenli olarak her ay çalışanları için özel programlar hazırlamaları. Sadece bunun için çalışan People&Culture isimli bir departmanları var. Almanca derslerinden çevrim içi spor eğitimlerine, ajans içinde masaj imkanından 3. doz COVID-19 aşısına, maaş zammı konuşmasının nasıl yapılması gerektiğinden iş İngilizcesi öğrenmeye kadar birçok imkan sunuyorlar. Düzenli olarak özel günlerde hediyeler, doğum günlerinde mutlaka çiçek gönderiyorlar. Bunlar küçük şeyler gibi gözükse de gerçekten insanları geliştirmek ve mutlu etmek üzerine kurulmuş.

Reklam bir ekip işi ve ekipteki herkesin iyi olması çıkan işi çok etkiliyor. Ne yazık ki Türkiye’de çalışma şartları ve çalışma temposu insanların kendilerini geliştirmesi için yeterince zaman bırakmıyor. Özellikle Berlin’de şehrin her köşesinden ilham alıyorum, kendimi hiç olmadığım kadar mutlu ve özgür hissediyorum. Bunun en büyük sebeplerinden biri, ajansta insanların birbirine kim ve hangi pozisyonda olduğuna önem vermeden iyi davranması, işim için hayatımdan fedakarlık etmemin beklenmemesi.

Son olarak şunu fark ettim ki başka bir ülkeden gelmek hele bambaşka bir kültürden geliyor olmak bizi farklı ve güçlü yapıyor. Düşünme şeklimizden çalışma tempomuza kadar. Ben de hala kariyerinin başlarında biri ve aynı zamanda Almanya’da yaşayan bir yabancı olarak kendimi eksik hissettiğim, fikirlerime güvenmediğim anlar yaşıyorum. Öğrenmenin, okumanın, yeni şeyler yaratmanın bir sınırı olmadığına inanıyorum. 25 yaşında biri olarak önümde yapacağım, öğreneceğim, gezeceğim, keşfedeceğim çok şey olduğunu biliyorum. Köpeğimle birlikte bundan sonra nerede olacağımızı görmek için çok heyecanlıyım.

Tabii ki benim de ailem, arkadaşlarım, yaşadığım şehirden uzak kaldığımda kendimi yalnız hissettiğim anlar oldu hatta hayatı sorguladığım, nerede olmak istediğimi bilmediğim anlar… Şunu anladım ki benim için hayat; küçük evim, evime aldığım yeni bir bitki, köşedeki kahvecim, köpeğimle park rotam, bisikletim, Jordan’larım, işim, derin derin nefes aldığım her yer demekmiş. Ailemin bana öğrettiği gibi; sadece elimizdekilere bakmalıyız, şu anı yaşamalıyız çünkü yaşayamadığımız her an geçmişimiz olacak ve geri gelmeyecek.

 

Yazımı bitirmeden önce şunu söylemek isterim ki Türkiye’de çalışırken birçok yaratıcı, akıllı, ilham veren insanla tanıştım. Bu kısa kariyerimde çok güzel arkadaşlıklar kurdum. Her yerin birbirinden farklı olduğunu unutmamak lazım. Kıyaslama yaparken ülkenin durumundan kültüre her şeyi düşünmek gerektiğine inanıyorum. Yeni bir şeyler denemek isteyen, yurt dışında çalışmak isteyenlere tek tavsiyem korkmadan denemeleri. İyi bir portfolyonun açamayacağı kapı yoktur. Yurt dışında yaşamak kolay değil ama çok farklı bir deneyim olacağına ve her türlü zorluğa değeceğine gönülden inanıyorum. Hedefiniz ve tutkunuz varsa her yerde ve her ülkede bir alternatif vardır. Çalışmak, çabalamak ve enerjinizi hedeflerinize yöneltmek, kendiniz için yapacağınız en doğru şey olacaktır. Yeniliklere açık olun ve hayatı yaşamaya bakın.

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 121. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.