Seçim sizin!

Ben Essen, dünyamızın karanlık geleceğine dikkatleri çekerken reklam endüstrisi olarak bu konuda neler yapabileceğimizi, sürdürülebilirlik konusunda harekete geçmenin ve bir tarafta durmanın zamanı geldiğini hatırlatıyor.

Sadece bu geçtiğimiz on yılda değil, her zaman medeniyetimizin geleceğini düşünmeliyiz. Üstelik iklim değişikliği konusunda geri dönülmez bir noktaya gelmişken…

Byron Sharp’ın Markaların Büyümesi isimli kitabında bahsettiği gibi; son on yıl söz konusu olduğunda reklamcılıkla ilgili bu konuda herhangi bir değişikliğin olmadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla artık bu konuyu merkezimize alarak 10 yıl içinde nerede olacağımızı düşünmek, hangi markalar için, hangi işler yapmamız gerektiğini, enerjimizi neye harcayacağımızı belirlemek gibi bazı kararlar vermeliyiz.

Endüstrimizin iklim değişikliği konusuna katkısıyla ilgili iki farklı senaryo hayal edebiliriz: İlk senaryoya göre; dünyada CO2 emisyonu yarıya inmiş, su ve hava çok daha temiz bir hale gelmiş, insanlar artık otomobillerine sahip değil; sadece ihtiyaç duyduklarında herhangi birine ulaşabilir bir hale gelmiş, kimsenin aracı olmadığı için de otoparklar kolaylıkla parklara dönüştürülebilinmiş, insanlar herhangi bir şey almak için harcadıkları zamandan çok daha fazlasını kendilerini geliştirmek ve arkadaşlarıyla vakit geçirmek için harcadıkları ir döneme girilmiş olsun.

Nasıl bir senaryo? Üstelik imkansız da değil… Reklamcılık, değişimi hızlandıran bir endüstri olarak anılır ve az önce bahsettiğim hayali senaryonun gerçekleşmemesi, bizim de bu konuda yardımcı olmamamız için hiçbir neden yok.

İkinci senaryoya göre ise; reklam sorumsuz işlerin bir parçası haline gelmiş olsun; CO2 kullanımı kontrol edilemez bir durumda, dünyanın büyük bir kısmı yaşanmaz bir durumda ve iklim göçmenlerinin sayısı hızla artmış; reklamcılık, yapılan anketlere göre en az saygı duyulan meslekler arasına girmiş olsun.

Şimdi bu iki senaryoyu da biraz düşünelim. Çünkü maalesef endüstrimiz son zamanlarda ikinci senaryoya çok daha fazla hizmet ediyor.

Şöyle düşünün; Tourism Australia 800.000 İngiliz vatandaşını cezbetmek için 18.000 millik bir gidiş-dönüş tatilini, Kylie Minogue’a 15 milyon pound ödeyerek tanıttı. Marka, satış hedeflerine ulaşırsa, bu kampanya bu yıl atmosfere 5.6 milyon ton CO2 katkısında bulunacak.

Bu kampanya ile aynı dönemde Avustralya’nın Galler büyüklüğündeki bir alanının yanmakta olduğu gerçeğini göz ardı etmek imkansız. Üstelik hepimiz bu konuda son derece üzgündük. Bu zıt iki durum kendi içimizde de çatışmalar yaratıyor. Bir yandan reklamcılık sektöründen ayrılmayı düşünüyoruz, bir yandan da dünyayı daha iyi bir yere dönüştürmek için yaratıcılığımızı konuşturmaya çalışıyoruz.

Peki ne yapabilirsiniz?

Şirketinizde böyle bir değişim ve farkındalık yaşanırken, yok olmaktan kurtarmak için bir isyan başlatın. Müşterilerinizle ve iş arkadaşlarınızla konuşun. Cesur kararlar verin. Brief’leri değiştirin; sorumsuz emisyonlara karşı durun ve sürdürülebilir davranışları destekleyin. Bir sonraki iklim grevlerini tarihin en büyük grevleri haline getirmek için yardımcı olun. Değişim için sadece umut etmeyi bırakın, harekete geçin ve bir plan yapın.

Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü’nün yöneticileri çevre bilinci adına geçtiğimiz yıl ciddi bir uyarıda bulundu: “Gelecek yıl, gerçeğin yılı olmalı. Kararlı bir şekilde fosil yakıt yatırımlarını azaltan bir ekonomiye geçmemiz gerekiyor.”

Yani, bir sonraki projenize hazırlık yaparken kendinize şu soruyu sorun: Şu anda yaptığınız iş hakkında siz ve dünya 10 yıl içinde ne düşünecek? Daha parlak bir gelecek için devrim insanı olmaya hazır mısınız? Yoksa halkı karbon bağımlısı olarak tutmak için yaratıcılığınızı kullanmaya devam mı edeceksiniz?

Seçim sizin!

Ben Essen

CSO, Iris

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 110. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.