Sahip ol, giy, pişman ol

İndirim dönemlerinde çılgın gibi alışveriş yapmaya ve dolabınızı kullanmayacağınız eşyalarla doldurmaya başlamadan önce Tina Ly’nin önerilerine kulak vermenizde fayda var.

İndirim sezonu!!! Evet, tatillerin – mesela etrafınızdaki insanları mutlu edecek ama muhtemelen şimdiye kadar çoktan değiştirilmiş ya da satılmış hediyeler için bir servet harcadığınız tatilin – hemen ardından indirim dönemi geldi. “Vaktinde gelen dönem ortası” indirimlerinden daha uzun olan geleneksel indirim periyodları, eski koleksiyon stoklarını (ve/ya da elde kalan stokları) satabilmek ve yeni dönem koleksiyonlarına hoş geldin demek adına perakendeciler için hala önemli dönemlerdir. Kışın geldiğini biliyorduk ama, görünen o ki kış beklendiğinden daha geç geldi. En azından Avrupa’ya… Bunun anlamı, kış indirimlerinin daha fazla şey bulmak için mükemmel bir fırsat olduğu mu?

Ne aradığınıza bağlı olarak, indirimli alışveriş genellikle ihtiyacımız olandan fazlasına sahip olmak için bahanemiz oluyor. İyi bir anlaşma yaptığımız hissiyatından etkilenerek, bizleri (geçici olarak) mutlu edecek şeyler satın alıyoruz. Ama bunun şöyle etkileri de var:

a) Sürekli daha fazlasını alıyoruz,

b) Kıyafetler yıl boyu olmasa da aylarca etiketiyle gardıropta duruyor,

c) Bu şeyleri aslında kullanmayacağımızı fark ediyor ve pazarda satışa çıkarmayı düşünmeye başlıyoruz.

Tüketim toplumunda yaşadığımızı düşününce bu, bir şeyler edinme “yolu” aslında “oyunun” bir parçası. Peki ya alışveriş yaparken aklımızın bir köşesinde tutabileceğimiz bazı prensipler olsa nasıl olur?

Everlane… Ürünlerin maliyet ve kâr analizini sunan marka, fiyatlandırmaya yeni bir şeffaflık boyutu kazandırdı.

Everlane, harika bir vaka

4 yıl önce Everlane’i ilk duyduğumda, bu tarz yaklaşımların bir başarı hikayesine dönüşüp dönüşemeyeceğini merak ediyordum. Evet, online alışveriş 2010 yılında, sınırları genişletme ve geleneksel olanı zorlama düşüncesiyle kuruldu. Şimdi 2016 yılındayız ve bir marka kendi bebeğini, sınırlı çocukların koleksiyonuna dahil etti. Bunun onlar açısından gayet iyi işe yaradığını düşünüyorum. Fakat bu markanın temel özgünlüğü, onun radikal şeffaflığı, alıcı ve satıcı arasındaki alışveriş ilişkisini dikkate alan potansiyel olarak en iyi uygulamayı desteklemesi. Bunun anlamı nedir?

Satın aldığınız ürünlerin içeriğindeki materyallerle ilgili klasik bilginin ötesinde marka; ürünlerin yapıldığı fabrikayla ilgili “fabrikayı nasıl buldukları” gibi ya da fabrikanın ya da çalışanlarının resimleriyle beraber sahibiyle ilgili bilgiye sahip bir tüketici sağlıyor. Radikal-şeffaf marka aynı zamanda her ürün için belirtilen fiyatın analizini de sunuyor. Böylece tüketici, her ürünün fiyatında ne kadarının ürün maliyetine ve ne kadarının da markanın koyduğu kâr farkına ait olduğunu biliyor.

3 farklı fiyat seçeneği… Everlane’de hangi ürüne ne kadar ödeyeceğinizi seçmek size kalmış…

Buna ek olarak, marka aynı zamanda son fiyatla (ürün maliyeti + Everlane’in kâr farkı) geleneksel perakende fiyatını karşılaştırıyor. Harika değil mi? Fakat asıl konu bu değil. Sadece 5 gün sürmüş olsa da, gelenekleri zorlayan marka, indirim dönemini Noel sonrasına kadar taşıdı ve insanların 3 indirimli fiyattan birini, tabii ki her biri için şeffaf açıklamalarıyla beraber, seçmesine izin verdi:

1) En ucuz olan: Everlane’in ürünü + Nakliye ücreti

2) Görece orta yükseklikte fiyatı olan: Everlane’in ürünü + Nakliye ücreti + 70 kişilik ekibin genel masrafı

3) En pahalı olan: Everlane’in ürünü + Nakliye ücreti + 70 kişilik ekibin genel masrafı + markanın büyüme girişimine katkı.

Markanın Kurucu ve CEO’su Michael Preysman, BuzzFeed News’e verdiği demeçte, Radiohead’den ve Metropolitan Museum of Art’ın girişimlerinden etkilendiğini söylüyor. Müzik grubu, In Rainbows albümünü 2007 yılında, “istediğini öde” download sistemiyle kendisi piyasaya sürmüştü ve Met Museum da orta yaşlılar, ileri yaştakiler ve öğrenciler için “önerilen giriş ücreti” sistemini getirmişti.

Güncel aktörler üzerinden herhangi bir yerde genişleyen böyle bir iş modelini benimsemek harika olmaz mıydı? Özellikle de daha fazla şeffaflık ve daha iyi tüketimin giderek daha da arttığı bir dönemde…

Sugar Smart… Ambalajlı yiyecek-içeceklerin barkodunu okutarak içlerindeki şeker miktarını görmeniz mümkün.

Daha fazla şeffaflık için dijital araçlar

Yakın zamanda İngiltere’de ebeveynler, yiyecek ve içeceklerin barkodlarını okutmak ve böylece şeker içeriklerini görmek amacıyla “akıllı şeker uygulaması” edinmeye teşvik edildi. Bu girişim, aileleri daha sağlıklı alternatifleri seçmeye yönlendirerek diş çürümesi, obezite ya da tip iki diyabet gibi sağlık problemleriyle savaşmaya yardımcı olma amacını taşıyor. Eğer tüm alışveriş tipleri için böyle bir uygulamamız olsaydı, gardıroplarımız şimdi oldukları kadar dolu olurlar mıydı?

 

Tina Ly

Freelance Consultant

 

Bu yazı Campaign Türkiye Şubat 2016 sayısında yer almaktadır.

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.