REMIX Academy İstanbul’dan Geriye Ne Kaldı?

Geçtiğimiz ay British Council ve Pozitif iş birliğiyle bomontiada’da ilki gerçekleştirilen REMIX Academy İstanbul girişimcilik, teknoloji, kültür ve sanat alanında pek çok önemli ismi ağırladı. Pozitif Engagement Manager Gökbey İnaç, REMIX Academy İstanbul ile ilgili izlenimlerini paylaştı.

REMIX Academy İstanbul zirvesi
REMIX Academy İstanbul zirvesi

Çok disiplinli bir kültür programı etrafında şekillendirilen REMIX Academy İstanbul’un bomontiada’da katılımcılarıyla buluşmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü farklı disiplinlerin birbirinden öğreneceği ve olağan akışlarına katkıda bulunabileceği alanlar, ancak bu çapta bir yakınlaşmayla sağlanabiliyor.

REMIX Academy İstanbul için aralarında Tate Dijital Direktörü Ros Lawler, Royal Shakespeare Company Dijital Gelişim Direktörü Sarah Ellis, British Film Institute Dijital Direktörü Edward Humphrey, Facebook Türkiye Ülke Direktörü Derya Matraş, Microsoft Genel Müdürü Murat Kansu, Factory 42 Direktörü Dan Smith, ATÖLYE Kurucu Ortağı Kerem Alper, 4. İstanbul Tasarım Bienali Küratörü Jan Boelen ve İstanbul Tasarım Bienali Direktörü Deniz Ova, Mindshare Birleşik Krallık, Trendler ve İçgörü Direktörü Sophie Harding, Facebook Global Yaratıcı Direktörü Mark D’Arcy, Facebook Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Bölge Direktörü Ari Keşişoğlu, Hannah Barry Gallery ve Bold Tendencies’in kurucusu Hannah Barry ve Design Museum’un Direktörü Alice Black gibi isimlerin bulunduğu birbirinden değerli konuşmacıları dinleme, onların hikayelerinden hep birlikte beslenme fırsatı yakaladık. Son 30 yıldır kültürel içerik ve deneyimler aracılığıyla toplumu dönüştüren ve bunu sürekli geliştirmeye çalışan Pozitif için REMIX Academy İstanbul, heyecanın dorukta olduğu etkinliklerden biriydi.

Esasında herkesin derdinin aynı olduğunu da anladık: “The challenge of creating relevant experience and content in an age of hyperabundance / Hiper-bolluk çağında bağlantılı deneyim ve içerik yaratmanın zorluğu”

Kültür, teknoloji, kesişim alanları neden önemli?

Son birkaç senenin en sıcak tartışma konularından convergence, yani yakınsama açısından baktığımızda, kültür ve sanat alanlarında deneme, yanılma ve ihtiyaçlar, sık sık başka sektörlere de sıçrayan teknolojik uygulamaların yolunu açıyor. Bugün tüm sektörlerin diline dolanan kullanıcı, katılımcı deneyimi, etkileşim modelleri, hikaye anlatımı (stoytelling), immersiveness gibi kavramlar, belki de kârlılık ve ticari beklentisi çok olmayan bu alanlardaki geliştirmelerinin temelinde yatıyordu.

Deneyim içeriği zenginleştikçe, onun için ödemeye değer fiyatın da esnediğini kültür-sanat alanında da kanıtlamışlar. Global FMCG markaları için “deneyim için daha fazla öderim” oranı da %86 idi.

Geleceğin pazarlaması deneyimden geçiyorsa, kültürel deneyimler aracılığıyla yayılan içerikler daha yüksek etkileşim gücüne sahipse, bu alanlardan herkesin öğrenebileceği bir şey var.

Müzeler aslında tarihin ilk “content aggregator”larıydı. Sonra da AVM’ler için bir model oluşturdular.

“Kültür oluşumları da ticari modelleri uyarlamaktan korkmamalı, müzelerinde, sahnelerinde hapsolan bir eser olmaktan korkmalı” diyor Design Museum Direktörü Alice Black. Deneyim içeriği zenginleştikçe, onun için ödemeye değer fiyatın da esnediğini kültür-sanat alanında da kanıtlamışlar. Global FMCG markaları için “deneyim için daha fazla öderim” oranı da %86 idi.

Yaptığınız birçok işte çıktıları öngörebilir, tahmin edebilirsiniz. Fakat, konu kültür, teknoloji ve girişimcilik olduğunda, farklı toplulukların kültür ekseninde bir araya gelmesi, belirli başlıkları değerlendirmeleri ve tartışmaları, heyecan verici çıktılar üretebilir.

Değişen davranış biçimleri ve ihtiyaçlar

Son 10 yılda küresel çapta yaşanan teknolojik kazanımlar insanların tüketim ve davranış biçimlerini, ihtiyaçlarını neredeyse tamamen değiştirdi. Temel olarak değişmeyen belli başlı şeylerden biri ise kültür ve sanat faaliyetlerine duyulan ihtiyaç oldu.

Tabii bu ihtiyacın karşılanmasında teknolojik gelişmelerden fazlasıyla destek alındı, kültür ve sanat birikimine dair ne varsa müze ve galerinin dışına taştı. İçeriğe olan talep süresiz ve mekansız hale geldi de denebilir. REMIX Academy İstanbul’un çıktılarını bu bağlamda değerlendirdiğimizde, durağanlığın günümüzde kabul görmediğini bir kez daha anlamış olduk.

Tate Museum Dijital Direktörü Ros Lawler’ı dinlerken her gün binlerce ziyaretçiyi ağırlayan ve dünya çapında bir kültür merkezi olan bir yerin, dijital dönüşüm sürecindeki deneyimlerini öğrenmek oldukça besleyiciydi. Tüketici davranışlarına göre websitelerini tamamen değiştirmişler. Tabii değiştirmek işin kolay kısmı. Önemli olan bu davranışları ölçümleyebilmek, anlayabilmek. Bunlara ek olarak Tate Museum’un içeriğini mekandan ve süreden bağımsız kılarak bu içerikleri sanal müze altında toparlamışlar. Bu da Tate Museum’un mekan sınırlarından çıkıp bir anda küresel çapta deneyimlenmesini sağlamış.

Tate’in yıllık fiziksel katılımı: 8 milyon, dijital ziyaretçisi: 30 milyon kişi

Yakın zamanda benzer bir şekilde Abu Dhabi’de açılan Louvre Müzesi’nin tanıtımı için Abu Dhabi ve Dubai arasındaki otoyolun bir galeri haline getirildiği bir projenin lansmanı yapıldı. Projede, otoyolda seyir halinde giden araçlar otoyol kenarındaki reklam panolarında müzede sergilenen sanat eserlerini görüyorlar ve o esnada radyoda hangi kanal açık olursa olsun reklam tabelasında yer alan iş hakkında bilgiler veriliyor. Sadece bir reklam ve tanıtım projesi olarak gibi dursa da, bu bize kültür ve sanata dair tüketimin mekansız ve zamansız olabileceğini, dijital dönüşüm sayesinde ihtiyaç alanlarımızda ne gibi değişiklikler yapılabileceğini de göstermiş oldu.

Bu kadar teknolojik gelişme hayatımıza girerken, kültür-sanat alanındaki girişim yaklaşımları da farklılaştı, evrildi diyebiliriz. REMIX Academy İstanbul konuşmacılarından Hannah Barry yaptığı sunumda boş, kullanılmayan bir otoparkı bir konser salonuna ve metruk bir binayı bir açık hava sanat galerisine nasıl dönüştürdüğünü anlattı. Aslında kültür ve sanatın insanlar üzerindeki dönüştürme gücünü, mekanlara da atfederek hiç gidilmeyecek yerlere sanatseverleri çekmiş, “burada müzik dinlenmez” denilen yerde konserler düzenlemiş. Bu da aslında bariyerlerin dönüştürülerek, kültürel anlamda ne kadar etkili olabileceğini gösteriyor.

Mart ayında katıldığımız SXSW konferansında da profesyonel kültür sanat tanımınındaki kültür anlayışı ile şirket kültürü, toplumsal kültür denen şeylerin özlerinde farklı olmadıklarını vurgulayan bir panelde WeWork kurucusu ve Chief Culture Officer’ı ile Harvard Sanat Tarihi ve Mimari Profesörü Sarah Lewis konuşmuştu. İkisi de kendi alanlarında insanları harekete geçirme, dönüştürme gücüyle ölçülüyor. Küçük ölçekli akımlar daha büyük ölçekte toplumsal kültürü de dönüştürüyor ve kesişiyor.

Türkiye ve kültür sanat endüstrisi birçok bariyere ve bu bariyerlerle birlikte gelişim alanlarına sahip. Pozitif olarak hedefimiz, REMIX Academy İstanbul’da olduğu gibi kültürün geleceğini beraber şekillendirecek, farklı toplulukları bir araya getirerek, bu birleşmeden doğacak sonuçları teknoloji aracılığı ile etkin hale getirmek. Bu vizyon doğrultusunda ilerleyen dönemde farklı etkinlikler, farklı buluşmalar da yapmayı planlıyoruz.

Gökbey İnaç

Pozitif Engagement Manager

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.