“Reklamcılık iyi fikre dayanır”

İstanbul Dışı sayfalarımızın bu sayıdaki konuğu Ankaradan Adorno Reklam Ajansı oldu. Ankarada faaliyet gösteren reklam ajansına dair merak ettiklerimizi ajansın kreatif direktörü Agâh Ün’den dinledik. 

Ankarada kurulan reklam ajansı Adorno Agency, kurulduğu günden beri marka iletişim stratejisinden entegre kampanya kurgusuna, logo-kurumsal kimlik çalışmalarından açıkhava-TV-radyo reklamlarına ve de dijital iletişime dair markaların ihtiyaçlarına yönelik çözümler sunuyor.

Burak Becan: Ajansınızı yaratıcı endüstride nasıl konumlandırıyorsunuz?  

Agâh Ün: İki yıl önce kurulan yeni bir ajans olsak da, kendimizi son dönemde kurulan diğer ajanslar gibi yeni nesil ajans”, dijital ajans”, marka deneyim ajansı” gibi taraflarda konumlandırmıyoruz. Reklam ajansıyız. Bize göre reklamcılık tektir ve iyi fikre dayanır. Yeni nesil olması, dijital olması veya konvansiyonel olması mecraya bağlıdır. 

Burak Becan: Ne gibi hizmetler veriyorsunuz?  

Agâh Ün: Çalışmalarımızın çıktısı yeni bir kurumsal kimlik de olabilir, basın ilanı veya outdoor serileri de olabilir, sosyal medya konsepti de olabilir, TV reklamı da olabilir. Yani işin çizgi altı veya çizgi üstü olması gibi bir kaygımız yok. Markanın yaşadığı problemi, ajansa verdiği briefi hangi mecrada nasıl bir iletişimle çözebileceksek o çalışmayı en iyi şekilde yapmanın peşine düşüyoruz.

Burak Becan: Ajansınız Ankara’da yer alıyor. Ankara’daki bir ajansın İstanbul’a göre avantajları ve dezavantajları neler? 

Agâh Ün: Markalar açısından düşünürsek çoğu büyük marka İstanbul dışındaki ajanslarla çalışmayı tercih etmiyor. Yani hangi şehirde olduğunuz onlar açısından önemli fakat reklam ajansları açısından düşünürsek lokasyon konusunun bizim işimizde herhangi bir avantaj veya dezavantaj yarattığına inanmıyorum. Öyle ki son iki yılda İstanbul ajanslarının birçoğu ekibine Ankaradan çalışan, yani İstanbula taşınmadan İstanbula çalışan çok sayıda yazar ve sanat yönetmeni kattı. Bu kişiler belki de, hatta büyük ihtimalle İstanbul dışıyla çalışmak istemeyen markalara yaratıcı işler çıkarıyor. Yani önemli olan şehirler değil mesleğe olan yaklaşımınız, markalar da bu durumu fark ettiğinde İstanbul-Ankara ayrımının onlar için de kalmayacağını düşünüyorum. 

Burak Becan: Diğer ajanslarla rekabet edebilecek insan kaynağına ve sektörel dinamizme sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Agâh Ün: Evet. Zaten sektörde rekabetin insan kaynağıyla değil de iş kalitesiyle şekillendiğini düşünüyorum. Şu an toplam 9 kişilik bir ekibiz ve bu ekiple 2 yılda biri büyük ödül olmak üzere Kristal Elmadan toplam 6 ödül kazandık. Bu sayede en başarılı yaratıcı ajanslar listesinde de 19. sırada yer aldık. Bu başarılar bizim için gelecek yıllardaki hedeflerimiz adına da, sektörel rekabet adına da yol gösterici gelişmeler oldu. Nitelikli ve dinamik bir ekip olmadan bu sektörde başarı elde etmek imkansız.

Burak Becan: Adorno olarak çalışan bulmakta zorlanıyor musunuz, yeni iş arkadaşları alırken kriterleriniz neler?  

Agâh Ün: Sadece Adorno olarak değil reklamcılık sektörü adına genel bir insan kaynağı problemi yaşadığımızı düşünüyorum. Özellikle pandemide hayatımıza giren evden çalışma sayesinde yaşanılan şehir de önemsiz bir duruma geldi. Zaten sirkülasyonun fazla olduğu bir sektördeyiz, üzerine bir de uzaktan çalışma imkanı eklenince genel anlamda nitelikli çalışan arayışı çoğaldı. 

Ekibe dahil edeceğimiz arkadaşlarda ilk baktığımız şey bizimle benzer hedeflere sahip olması ve mesleğe bakış açısı oluyor. Çünkü ekip içi uyum ve aynı hedef için birlikte gayret gösterme işin kalitesinde çok önemli bir rol oynuyor. Bu ilk kriter üzerinde hemfikir olduktan sonra işin içine eğitim, deneyim gibi standart prosedürler giriyor. 

Burak Becan: Bir süredir dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınıyla mücadele ediyoruz. Ajans olarak bu salgın sizi nasıl etkiledi? Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz ve bu sizi nasıl etkileyecek? -Bundan sonrası için hedefleriniz neler?  

Agâh Ün: Biz kurulduktan sonra 1 ay bile geçmeden pandemi başladığı için Adorno olarak bu salgın bizi nasıl etkiledi açıkçası biz de bilmiyoruz. Öğrenmemiz için kendimizi bir de pandemisiz görmemiz gerek. Salgının başından bu yana yaklaşık 1,5 yıl kadar evden çalışmıştık. Aralık ayından beri de hibrit bir modeldeyiz, yarı ofis yarı ev şeklinde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Tabi koronavirüs salgınının mesleğimizle ilgili birçok yeni alışkanlık kazandırdığı kesin. Örneğin sosyal medya üzerine aldığımız briefler pandemide zirve yaptı. Masaüstü video konusu da öyle. İnsanlar iletişimlerinin merkezine teknolojiyi koyunca işimizin mecraları da o tarafa doğru yoğunlaştı.

Gelecekle ilgili ilk ve en büyük hedefimiz ilk iki yılımızda elde ettiğimiz başarıların ve gösterdiğimiz büyümenin sürekliliğini sağlamak. Sürekliliği sağladığımız takdirde gelecekte çok daha büyük hedefler koyacağımızı düşünüyorum.

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 122. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.