Reklamcılığı değiştirmek için…

Spotify’dan Danielle Lee, bu yıl Cannes’da gündemden hiç düşmeyen çeşitliliği yorumluyor ve gerçekten yaratıcı mesajlar oluşturacak kişilerin gerekliliğini vurguluyor.

Ben boşanmış bir anne, reklam müdürü, Drake hayranı, hevesli bir koşucu, bir iç tasarımcı ve siyah bir kadınım.

Bu etiketlerden herhangi biri; çevrimiçi beni, temel demografik profilimden daha iyi tanımlıyor. Yani ilgi alanlarımı yansıtan ya da yeni bilgiler veren reklamlar gördüğümde, ilgimi çekiyor ve hemen etkileşime de girmiş oluyorum.

Şimdiye kadar sık sık yaratıcı reklamlarda ya da hedeflerde; belirli bir yaşta, belli bir bölgede yaşayan ve belirli bir etnik kökene sahip, belli bir cihazı kullanan kadına ulaşılmaya çalışıldığını görüyorum. Bir zamanlar bence bu, gerçekten de işe yarıyordu, ancak bu yöntem ile benim gibi pek çok kişi genellikle ilgi alanları dışında veya ihtiyaçlarına uymayan reklamlar alıyor. Bana sorarsanız bu iletişim, gerçek bir iletişim değil.

Hepimiz reklamcılıkta özgünlüğün, etki yaratmak için son derece gerekli olduğunun farkındayız. İnsanları temel alan pazarlama, stratejik anlamda ileriye dönük makul bir adım. Ayrıca bu şekilde endüstri olarak da yalnızca çerezler ve cihazları hedeflemiyor, kişiyi daha bütünsel bir şekilde anlamanın yollarını aramış oluyoruz.

Artık eskisinden çok daha zengin bir veriye ulaşabiliyoruz. İnsanlar gün boyunca müzik dinlerken ya da online olarak akışta olan başka bir şey yaparken, ruh halleri, zihniyetleri ve davranışları hakkında zamanla çok daha fazla şey öğreniyoruz.

İnsanların tutkularıyla ilgili daha fazla bilgiye sahibiz.. Meselâ işlerine gitmeye çalışırken teknoloji tutkunu kişilere ulaşılıyor ya da ofisteyken sağlıklı aparetiflere ihtiyaç duyan annelere…

Aslında insanları temel alan bu pazarlama biçimi yalnızca bir başlangıç. Bizim endüstri olarak yapmak zorunda olduğumuz başka bir dönüşüm daha var. Çünkü artık kitleyi anlıyor ve tanımlayabiliyorsak doğru bir reklam öğesine de ihtiyacımız var. Ve gerçekten yaratıcı mesajlar oluşturacak kişilerin masaya oturduğundan emin olmalıyız.

Farklı bir ekip, çeşitli deneyimler ve yeni bir bakış açısı getirir. Bu çeşitli sesler olmadan, marka değerini ve sonuçlarını yönlendiren gerçek bir ilişki kurmayı da kaçırmış olursunuz.

Bu yıl, ilk defa çeşitlilik konusunda artık konuşmanın ötesinde bir şeyler de yapılmaya başlandığını düşünüyorum. Özellikle 2017 yılına bakınca Airbnb’nin Super Bowl Spot’u ya da Spotify’in içerikleri gibi çeşitliliği vurgulayan reklamlar sık sık karşımıza çıktı. Çeşitliliğin meraktan öte bir zorunluluk haline geldiğini topluca fark etmeye başladık.

Markalar, tüketicileriyle nasıl bağ kuracaklarını anladıklarında, bu işi çözmüş olacaklar. Oraya ulaşmak için de lider pozisyonlarında farklı ekiplere ve farklı insanlara ihtiyaç var. Evet, teknoloji çok gelişti ama hala kültürel bağlarla kıyaslanabilecek noktaya gelemedi. Bu yüzden teknolojik gelişmelerden yararlanmak için kültürel bağlardan olmamalıyız. Bu bağlar samimi bir şekilde yaşanabilmeli.

Bu yaz Cannes’da, pek çok anlamda çeşitliliği tartışmak, bu konuda fikirler üretmek ve insanlarla bunu paylaşmak gerçekten de heyecan vericiydi. Yapmamız gereken daha çok iş var. Bunların peşinden gidelim çünkü artık yapmamayı göze alamayacak noktaya geldik.

Danielle Lee
Head of Partner Solutions, Spotify Global

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Eylül 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.