“Reklam ajansları olarak bahane yaratmadan emeğimize değer vermeyi bilmeliyiz”

Reklamcılar Derneği Başkanı Volkan İkiler ile geride bıraktığı bir yıllık görev sürecini, 2020 ile başlayan yeni dönemi ve gelecek planlarını konuştuk.

Bir yandan Concept bir yandan da dernek başkanlığı… Her iki taraf için de projeler geliştirmeye, sürdürülebilir işler yapmaya, sektörde güzel izler bırakmaya çalışan Volkan İkiler ile görüştük. Geçtiğimiz yıl Reklamcılar Derneği başkanı olan, sektöre ve sektörün sorunlarına daha yakın, daha samimi durabilmek adına hiç çekinmeden cep telefonunu paylaşan İkiler, bir yılı geride bırakırken artık daha gerçekçi ve deneyimli olduğunu belirtiyor. Önümüzdeki yıllara, 2020 ile başlayan yeni döneme konsantre olan Volkan İkiler, sektöre birbirinden önemli mesajlar veriyor.

Kamer Yılmaz Neredeyse 10 yıldır Reklamcılar Derneği’nde yer alıyorsunuz. Geçtiğimiz yıl ise yeni bir görev devraldınız. Bu yılı nasıl değerlendirirsiniz?
Volkan İkiler
Verimli bir yıl geçirdiğimizi düşünüyorum, kendi adıma. Ayrıca benim için çok da enteresan bir deneyim oldu. Bir tarafta 21 yıldır Concept var; biz çok bağımsızız, kendi kararlarımızı kendimiz vermeye alışmışız. Hesap vereceksek müşterimize hesap veriyoruz, kendimize hesap veriyoruz. İlk defa bütün sektörün gözü önünde, bir yönetim kuruluna hesap verdiğimiz bir dönem geçirdim. O yüzden değişik bir deneyim oldu.
Yakınımda olan herkes biliyor; aslında bu başkanlık görevini alma konusunda çok aktif davranmadım. Bunun nedeni de aklımda aslında birkaç konu vardı. Bir tanesi yapı meselesi… Ben kendimi tanıdığım kadarıyla bir işte yarım olma duygusu bana iyi gelmiyor; yani bütün vücudumla, bütün beynimle, aklımla bir işe girince kendimi iyi hissediyorum.
Concept’in tam gelişme ve büyüme dönemi. Gerçi o dönemler hiç bitmedi, hep büyüyoruz. Sürdürülebilir bir şekilde buraya kaliteli zaman ayırabilir miyim sorusu vardı.
Aklıma takılan bir diğer soru da bir sektörün başkanlığını yapıyor olmak kolay bir şey değil. Burada şöyle bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz; kendi yönetim biçiminizin, bu işe bakış biçiminizin, felsefenizin bütün sektörü temsil etmesi söz konusu. Kendimi pek de sektör kodlarıyla hareket eden biri olarak görmüyorum. Dolayısıyla bir ikilem yaşadım; ben sektör kodlarıyla karşılaştığımda nasıl bir tepki verecektim, bu bir fayda mı olur sorularının cevabını bir süre düşündüm.

Bir de bu, aslında bir takım oyunu; yani tek başına bir şey olmadığının farkındayım. Özellikle Reklamverenler Derneği; sevgili Ahmet Pura, Ayşen ve Murat çok cesaretlendirdi. Sektördeki arkadaşlarımız çok cesaretlendirdi. Concept cesaretlendirdi, müşterilerimiz çok cesaretlendirdi. “Gözün arkada kalmasın” dediler, 1 yıl sonrasında baktığımda da her açıdan bu sözler tutuldu.

Bu bir yıllık süreçte benim en çok gördüğüm şey sürdürülebilirlik oldu. Bugün sürdürülebilirlik her konuda konuşuluyor. Sadece bir dönem için yaptığınız aksiyonlar çok önemli değil, bunlar sürdürülebilir platformlara taşınmadığı sürece hiçbir anlam ifade etmiyor. Biz şu an bu konuda yönetim kurulu olarak çalışıyoruz. Her yönetim kurulunun, her başkanının yaptığı gibi emeği gelecek günlere nasıl taşıyabiliriz diye düşünüyoruz. Bununla da ilgili olarak ilk defa burada söyleyeceğim bir projemiz var. O da reklamcılar Derneği 2.0 adını koyduğumuz bir yapılanma. Çok köklü bir kuruluş Reklamcılar Derneği, yönetmeliği yıllar önce yazılmış bir yapı. Biz de şöyle yaklaştık: Biz bugün bu derneği kursaydık neyi farklı yapardık, ne olurdu yönetmeliği?
Bu konudaki çalışmalarımızı profesyonel bir kuruluştan destek alarak sürdürüyoruz. Sadece biz reklamcılar değil; paydaşlarımız da çok önemli. Bu ekosistem içerisinde pek çok paydaşımız var; reklam verenler var, sektörde daha önce çalışmış daha sonra ayrılmış kişiler ya da ayrılmadığı halde sektörde başka bir şapka ile hayatına devam edenler, sizler gibi yayıncılarımız var. Bir de tabii gençler var. Özellikle yeni nesil…

Bütün bunların hepsini toplayarak; kimiyle anket, kimiyle birebir görüşme, kimiyle belli workshoplar yaparak yaklaşık 6 aylık bir çalışmaya onay verdik. Ve bu derneğin geleceğe dönük var olabilmesi için neyi farklı yapmak lazım gibi bir konuyu başlık olarak ele alıyoruz.

Kendi emeğimizin önemine inanmazsak, bir başkasının buna inanmasını beklememeliyiz. Bu konkur meselesini çözmenin başka bir yolu, yöntemi gerçekten yok. Reklam ajansları olarak herhangi bir bahane yaratmadan emeğimizin değerini bilmeliyiz.”

Kamer Yılmaz Dünyada ve özellikle endüstrimizde 2020 ile farklı bir döneme girildiği vurgulanıyor. Siz bu öngörüyü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Volkan İkiler
2020, değişim yılı. Yaşadığımız bu 1 – 1,5 ayda bile bu değişimin ne boyutlara geldiğini hissediyoruz. Hastalıktan tutalım doğal afetlere kadar dünya farklı bir dönemden geçiyor. Hatta Davos’ta verilen mesajları göz önüne alalım.

Gerçekten de dünya engellenemeyecek bir değişim içerisinde bu yıl. Bizim bu yılı iyi değerlendirmemiz lazım. Çünkü gördüğüm kadarıyla aklımız değişime ne kadar açık olduğumuzu hissettirse de uygulamalarda aynı hızla bu değişimi yakalayamıyoruz. Sektör olarak da bunu yaşıyoruz. O yüzden mümkün olduğunca hepimizin sağlığı için, bu sektörün geleceği için, iyiliği için bu yılın değişim rüzgârını iyi değerlendirmemiz lazım. O rüzgârı arkamıza alıp farklılaşmayı yaratmamız lazım.

Bugün sektörün belli kodları var; çalışma şartlarındaki kodları, İK stratejilerindeki kodları, konkur gibi yeni iş kazanım kodları ya da mevcut iş ortaklıklarını yürütme kodları… Bunlara artık daha taze, yenilikçi, çok daha uzlaştırıcı ve birleştirici bir şekilde bakmayı öneriyorum. Çünkü bizi var edecek olan şey; bugün ezbere yaptığımız, ‘zaten biz bu işi biliyoruz ve böyle yapıyoruz’ dediğimiz pek çok konunun artık öyle yapılmadığını kavramamız lazım. Ben buna ‘kültürel değişim’ diyorum. Bu değişimin tamamen gerçekleşmesi için bir zamanlama vermeyelim ama mentality olarak, vizyon olarak kendimizi artık bu değişime adapte edelim. Biz 2020 yılında bu değişimin bize pasladığı her şeye açık olmalıyız, buna direnç göstermemeliyiz, aksine üzerine yürüyerek değişimin bir parçası olmaya çalışmalıyız.

Kamer Yılmaz Yakın zamanda Unstereotype Alliance Türkiye’nin kurulmasıyla beraber sektörde sık sık konuşulan cinsiyet eşitliği ile ilgili bir adım atılmış oldu. Siz bu konuda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Volkan İkiler
Unstereotype Alliance Türkiye, Reklamverenler Derneği’nin öncülük ettiği bir proje. Bu vesile ile sevgili Ahmet Puray’a tekrar teşekkür ediyorum; çünkü onun önderliğini yaptığı bir konu. Ve bizler de şu an destek oluyoruz. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu da artık UN Women ile koordineli çalışıyor. Biz de Unstereotype Alliance Türkiye kurulduktan sonra çalışmalara başladık. Bu konu hep B2B olarak yürütülürken özellikle Unstereotype Alliance Türkiye’nin kurulmasıyla bu konuyu B2C’ ye taşımak istedik.

Aslında bugün baktığımızda bu konu, reklam ile ilgili bir konu gibi gözükse de toplumsal cinsiyet eşitliği son derece toplumsal bir konu ve her alanda da sahiplenilmesi gerekiyor.

Biz bütün dernekler bir araya geldik ve ortak bir çalışma yürüttük. Reklamverenler Derneği ile birlikte el ele verdik, ARVAK’ın da katkılarıyla bir billboard kampanyası yaptık. Şimdi bu çalışmayı farklı mecralara taşıyacağız.

Öncelikle bu felsefesinin ne kadar arkasında durduğumuzu hissettirmek için B2C bir kampanya haline getirdik. Biz, Reklamcılar Derneği olarak tüm üye ajanslarımızla UN Women’dan da esinlenerek oluşturduğumuz bir felsefeye, manifestoya imza atıyoruz. Bu imzaları toparlayıp sevgili Ahmet Pura’ya sunacağız; Reklamverenler Derneği’ne işin arkasında ne kadar durduğumuzu hissettireceğiz.

Kamer Yılmaz Sektör yarışmalarının sayısı her yıl artıyor, nicelik-nitelik çizgisi korunabiliyor mu sizce? Önerileriniz ya da düşüncelerinizi almak isteriz.
Volkan İkiler
Yarışmalar konusu öyle bir hal aldı ki aslında finansal bir gelir kaynağı haline geldi. Serbest piyasa ekonomisi şartları nedeniyle bunlara ‘dur’ deme ihtimalimiz yok. Ancak süreç içersinde katılımcıların, yarışma düzenleyicilerin performanslarına göre şekil değiştirecek. Kimileri belki ortadan tamamen kalkacak, kimileri şekil değiştirecek, kimileri de hep devam edecek.

Şunu çok önemsiyorum: Bu, tek bir sektör. Pazarlama endüstrisi zaten büyük badireler yaşıyor; büyük değişimlerin içinden geçiyor. Değişen hayat, değişen tüketici, değişen içgörüler, değişen medya yapısı gibi pek çok alanın etki ettiği bir sektörün tam merkezinde bulunuyoruz. O yüzden herkesin dışarıdan güçler oluşturmak; barajlar, setler kurmak yerine, kaynak sularının doğru yerlere kanalize olması, doğru kökleri beslemesi konusunda çaba göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bir şeye ‘hayır, yapmayın, bu doğru değil’ dediğinizde bir yere varamıyorsunuz. Yarışmalar da böyle devam edecek; yapılması gereken de herhangi bir yaptırım ya da güç uygulamak değil.

Ben kendi adıma şunu söylemek istiyorum; jüri davetlerini genel olarak kabul etmeye çalışıyorum. Çünkü Reklamcılar Derneği başkanıysam, bu konuyla ilgim, alakam ve bir farkındalığım varsa jürisi olduğum yarışmalardan sonra feedback veriyorum. Kendi adıma, Volkan İkiler görüşü vermiyorum; sektör adına doğru olduğuna inandığım, belli deneyimlerle saptanmış, belli gelişim alanlarıyla ilgili feedback veriyorum. Çünkü şu çok önemli: Her şey ileri gitmeli, her şey güne uyumlanmalı, güncel olmalı. Bizim yarışmalar dediğimiz dünyada da rasyonellerimizi iyi belirlememiz gerekiyor.

Para kazanmanın, kendi ekonomisini yaratmanın dışında sektöre ne fayda sağlıyor? Açılımları neler? Biz ne mesaj veriyoruz? Sektörün gelişimi adına bu yarışmayla birlikte neyi farklı yapıyoruz?
Bu soruların ve sorumlulukların yarışma düzenleyiciler tarafından sahiplenilmesini aşırı önemsiyorum. Bir gün bu sektörün tamamen güvensizleşmesi, itibarsızlaşması hiçbirimizin işine gelmez. Aynı gemide yüzen ve birçok yapıyı temsil eden insanlarız.

Lütfen, yarışmayı düzenleyen herkes ticaretin dışında bu sektöre ne mesaj verdiğini, neden bu yarışmanın var olduğunu, hatta sektöre katkı sağlayacak neyin yapılması gerektiğini iyi planlasın. Artık sosyal misyon doğrultusunda sadece konuşmayı bırakıp harekete geçmeliyiz. Bugün Davos’ta da ekonominin bütün gücünü taşıyan markalara şu söylendi: Önceliklendirmeniz gereken para değil; dünyanın geleceği. Bu yüzden biz de şunu iyi anlamalıyız; yarışmaları düzenlerken ticaret yapıyorsak, paraları kazanıyorsak sektöre bunu nasıl dönüştürebileceğimizi de düşünmemiz gerekiyor.

Kamer Yılmaz Bu yıl gerçekleşen Kristal Elma’yı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Volkan İkiler
Kristal Elma, aldığımız geri bildirimlere göre bu yıl tekrar çıkışa geçmiş durumda.
21 Aralık’ta sektörün tüm paydaşlarının bir araya geldiği bir gece oldu. Açıkçası biz yarı yarıya bir katılım olacağını düşünürken, 1230’larda bir katılım gerçekleşti. Prodüksiyon şirketlerinden reklam verene ve ajanslara kadar pek çok yüz geldi. Belki de Kristal Elma ruhunu tekrar yaşatmış olduk.

Bu yıl beni en çok heyecanlandıran, sektörün geniş katılımıydı. Biz bir sponsor da almadık. Artık sponsorluk dönemi de biraz farklılaştı; eskiden olduğu gibi beş sponsor bir organizasyon yapar gibi bir durum yok. Aslında Kristal Elma’nın son derece masum bir misyonu var; endüstrinin yaratıcılık düzeyini artırmak. Bu misyonu biz hep korumak istiyoruz ve şuna önem veriyoruz: Gençler yetişiyor, heyecanlanıyorlar, endüstride yeşermek istiyorlar. Biz de bu misyonu önceliklendirerek bir seferberlik ilan ettik. Prodüksiyon şirketleri ve 16 reklam veren çok büyük destek verdi. Onlar sayesinde bu gece gerçekleşti. Ayrıca ana sponsor olmasa da sponsorluk anlamında üst sırada olan beş tane sponsorumuz vardı, onların da desteği çok büyüktü. İmece usulü harika bir gece gerçekleşti. Aslında bu durum da şunu gösteriyor: Sektör bir araya gelince çok büyük bir güç yaratabiliyor.

Önümüzdeki sene ile ilgili çok güzel planlarımız var. Kristal Elma’nın varoluş nedeni; harika işleri ödüllendirmenin ötesinde dünyaya da iyilik sağlamak. Bunun için de yapmak istediğimiz, evrensel bir proje var. Biraz daha olgunlaştığında sizlerle paylaşacağız. Ancak biliyoruz ki; çok daha ileri gitmemiz lazım. Ben bir taraftan da size sosyal mesajlar verirken, Kristal Elma’da sahneye çıkıp ‘bu kadar davetiye basmadık, kâğıt kullanmadık, bu kadar ağacı kurtardık’ demenin ötesinde başka bir şey yapmalıyız bu yıl. Biz de girişimlere şimdiden başladık.

Kadın kreatif arkadaşlarımızın önlerinin açılması, kreatif direktör olmaları konusunda cesaretlendirilmesi gerekiyor, bunların hepsinin şirket ik politikaları olduğunun farkındayız. O yüzden de pozitif ayrımcılık çok önemli.”

Kamer Yılmaz Cinsiyet eşitliği konusu pek çok alanda konuşuluyor. Yaratıcı endüstride de Cannes başta olmak üzere pek çok önemli platformda mercek altına alındı. Kristal Elma’nın bu konuda nasıl bir perspektifi var; endüstriye nasıl bir mesaj vermek istiyor?
Volkan İkiler
Müşteri ilişkilerinde, medyada kadın ağırlıklı bir istihdam var; ama özellikle kreatif tarafa baktığımızda sayı gittikçe düşüyor. Kreatif arkadaşlarımızın önlerinin açılması, kreatif direktör olmaları konusunda cesaretlendirilmesi ve bunların hepsinin şirket ik politikaları olduğunun farkındayız. O yüzden de pozitif ayrımcılık çok önemli. Bugün çocuklu bir ailede kadınlar ve erkekler için görev dağılımları düşündüğümüz gibi eşitlikçi bir imkan sağlamıyor. Sektörde de bu eşitliğe daha fazla dikkat etmek gerekir.

Biz, çok büyük bir ayıp yaptık; bunu da sahnede söyledim. İlkay’ın başkanı olduğu jüride başka hiçbir kadın yoktu. Sahneye çıkıp bunun için özür diledim sektörden. Gerçekten çok dikkat etmemiz gerekiyor. Biz bile bu kadar hassasiyeti kendi içimizde yaşarken kreatif direktör düzeyinde olmasa bile grup direktörleri düzeyinde de olabilir, mutlaka kadın ağırlığına önem vermemiz gerekiyor. Bir de şöyle bir gerçeklik yok mu? Kadının eli değdiği projeler bana göre çok daha inandırıcı, duyarlı ve içgörüye sahip bir hale geliyor.

Kamer Yılmaz Başkanlığı devrettiğinizde neleri tamamlamış olmayı planlıyorsunuz?
Volkan İkiler
Ben ilk defa şunu söyleyeceğim: Başkanlığı bıraktıktan sonra da istenirse yönetim kurulunda olmaya devam edeceğim. Çünkü bana göre bu bir kampanya değil; ‘bu kampanya bitti, şimdi yeni kampanyaya bakalım’ diyemeyiz. Yaptığımız her şeyin sürdürülebilir olması çok önemli.
Kristal Elma ve reklamda toplumsal cinsiyet eşitliğinden bahsettik. Ayrıca bir de Effie var ki çok değerli bir etkinlik olduğunu düşünüyorum, hatta ben ona yarışma dahi demiyorum. Çünkü gerçekten bir kültür yaratıyor sektörde. Medya yatırım raporlarını bütün dernekler tekil açıklıyordu. Bu da büyük bir kakofoni yaratıyordu. Ayrıca sektörün itibarını da yanlış yönde etkiliyordu bence. Biz bütün dernekler bir araya geldik, medya yatırım raporlarını birlikte açıklıyoruz artık. Daha önce senelik açıklanıyordu; şimdi 6 aya indirdik. Hatta üç ayda bir olması için de hedef koyduk.

Reklam konseyi gibi çok önemli bir konumuz var. Bugün baktığımızda sektörlerin gelişiminde, sektörün kendi çabasının yanı sıra hükümetin de desteklemesi gerekiyor. Burada maddi desteklerden bahsetmiyoruz. Önemli olan sektörün varlığının hissedilmesi. Çünkü bu, çok büyük bir ekosistem; biz ekonominin çok önemli bir yerinde duruyoruz. Bu ekosistemin içerisinde dizilerden tutun prodüksiyon şirketlerinden çıkın, medya şirketlerinden yürüyün PR şirketlerine kadar; yani iletişimle etkileşen her yapı söz konusu. Hükümetimizin de içinde bulunduğu bir çalışma başlattık. Bu çalışmalar devam edecek; geçen sene ilk senelik toplantımız yapıldı, bu yıl ikincisi yapılacak.

Şu çok önemli; hükümetimizin planlamasında neden reklam sektörü yok? Her sektöre ilişkin bir plan varken bizim için neden olmadığını yüksek sesle ifade ediyoruz.

Bunların yanında reklamın ekonomiye katkısını rasyonel olarak kanıtlamak üzerine bir projemiz var. Advertising Pace isimli İngiltere ekonomisi için yapılmış bir çalışmayı örnek aldık. Araştırmaya göre İngiltere’de reklamı yapılan 1 poundluk yatırım, ekonomiye 6 pound olarak geri dönmüş. Bizde bu oran olmayabilir, sonuçta henüz gelişmekte olan bir yapıyız. Ancak bu orana yakın bir katkı görüleceğine inanıyoruz, bunu da kanıtlamak istiyoruz.
Reklamcılar Derneği 2.0 ile reklamın varlığının ve geleceğinin nasıl olacağına ilişkin çalışmanın yapılması var.

Lütfen, yarışmayı düzenleyen herkes ticaretin dışında bu sektöre ne mesaj verdiğini, neden bu yarışmanın var olduğunu, hatta sektöre katkı sağlayacak neyin yapılması gerektiğini iyi planlasın. Önceliklendirmeniz gereken para değil; dünyanın geleceği.”

Kamer Yılmaz Geçen yılki röportajımızın sonunda sektöre seslenip bir mesaj vermiştiniz. Bu yıl da böyle bir mesajınız var mı?
Volkan İkiler
Evet, buradan sektöre vermek istediğim bir mesaj var: Bugünlerde de süren bir konkur furyası var. Konkurlar ister istemez sektörün bütün dinamiğini, yapısını, çalışma sistemini etkiliyor. Adetleri çok arttı ve yönetim tarzları da çok farklılaştı. Yani herhangi bir konkur, bir başkasına benzemiyor. Herkes kendi yoğurt yiyişine göre konkur düzenliyor.

Tabii ki serbest ekonomi şartlarının farkındayım ama bir taraftan da şunu söylemek istiyorum: Konkurlarda en önemli oyuncu; reklam ajansları ve reklam ajanslarının emeklerinin değerini bilmesi, daha da önemlisi bunu hep beraber korumamız gerekiyor.

Bu sektörün itibarı, reklam ajanslarının itibarı gibi çok önemsediğimiz konuların öncelikle kendimizle ilgili olduğunu anlamamız lazım. Ben reklam ajanslarının; yani üyelerimizin bunları yeteri kadar yaptığına inanmıyorum. Burada bir şikayetim var. Öncelikle kendi eteklerimizi toplamamız gerekiyor. Eğer bu konuda kendi emeğimizin önemine inanmazsak, bir başkasının buna inanmasını beklememeliyiz. Bu konkur meselesini çözmenin başka bir yolu, yöntemi gerçekten yok. Reklam ajansları olarak herhangi bir bahane yaratmadan “reklamveren bunu dedi, onu istedi..” vb. den bağımsız, emeğimizin değerini bilmeliyiz. Yıllardır bu konu gündeme geldiğinde hep bir taraf önceliklendirilmeye çalışıldı: “Onlar öyle yapsa, bunlar böyle yapsa” dendi. Ben buna inanmıyorum. Çalışanlarınızın akıl, fizik, ruh ve her türlü kendini ortaya koyduğu bu kadar önemli bir meslekte, emeklerimizin boşa gitmesini engellemeniz gerektiğine inanıyorum.

Sonuçta hep şu örneği vermiyor muyuz? Bugün kasaba bile gittiğinizde hiçbir ücret ödemeden; “kuzunun sırtını şöyle kes, sonra da üçe böl, şimdi yağlarını ayır. Tam olmadı bir daha yap, sonra bir daha yap” denmez. Böyle bir ticaret de yok. Biz bütün bu süreci, önce kendi emeğimize kendimiz değer vererek sonra da iş ortaklarımıza bunu yansıtarak yönetmeliyiz. En önemlisi de şikayet etmemeliyiz, çözüm odaklı ve kol kola çalışmalıyız.

Hepimizin sağlığı için, bu sektörün geleceği için, iyiliği için bu yılın değişim rüzgârını iyi değerlendirmemiz lazım. O rüzgârı arkamıza alıp farklılaşmayı yaratmamız lazım.”

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 96. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.