Reklam ajansımı neden kapattım?

Lowe’dan ayrılıp kendi ajansı The Bull-White House’ı kuran Matthew Bull’un hikayesi sizi derin düşüncelere sevk edebilir.

Hayatım uçaklarda geçti. Güvenlik bilgilendirmelerini, dört dilde anlatabilirim. En önemlisi de şu: “Başkalarına yardım etmeden önce kendi oksijen maskenizi takın.”

Söylemek kolaydır. Bunu biliyorum çünkü – yakında öyle olmayacak olsam da – ben şu anda New York’ta, 16 kişinin tam zamanlı olarak çalıştığı küçük bir reklam ajansının sahibiyim ve maalesef geçen ay müşterimizi, bu harika yerin kapılarını kapatacağım konusunda bilgilendirdim.

Birçok ajans “İş, iş, iş” sloganı eşliğinde etrafta dolanıyor. Fakat bana göre, bu her zaman “İnsan, insan, insan” oldu. Demek istediğim, onlar olmadan iş yapmak oldukça zor. Ve şimdi 15 kişinin 2  hafta içerisinde iş bulmasına yardımcı olmak zorundayım. Aynı zamanda da kendi planlarımı finalize ediyorum. Oksijen maskemi hızla suratıma yapıştırıp diğer 15 kişiye de aynı zamanda çözüm bulmam gerekiyor.

Şansıma, çalışanlarım genç, inanılmaz yetenekli ve çok çalışkanlar. Amacımıza yönelik kararlılıkları beni ağlatıyor.

Ajans kurmak hızlı trene binmek gibi

Geçtiğimiz üç buçuk yıl neşenin ve görkemin, bedbahtlık ve hayal kırıklığının ve sürekli keşfetmenin önemli bir karışımıydı. New York’ta bir ajans açmak, tıpkı bir hız trenine binmek gibi – ya kahkaha atarsınız ya da kusarsınız. Bizde ikisinden de bolca vardı. Hepsinden öte, hayal kırıklığı hissettim.

Para kazandık ama neden başaramadık?

İşin bu noktaya gelmesindeki sebepler çok basit: İş, iş, iş. Bir türlü yettiremedik. Bu ajansı harika işler yapmak için açtım – başka bir sebebi yoktu. Ve bunu yapamadık. Bu yüzden benim için farklı yollar denemenin vakti geldi. Para kazandık fakat başka bir şey yapmadık. Eğer bir banka değilseniz bunun sürdürülebilir bir tarafı yok. Çalışanlarımızın yaptığı şey, bizimki gibi şirketleri oluşturan şeyler üretmek. Bu, uğruna yaşadığımız, sevdiğimiz şey. Amansız bir çalışmayla geçen 3 yılda, yalnızca 3 adet marka fikri ve kampanya üretebildik. Lowe Bull’daysa ilk 3 ayda 15 iş üretmiştik.

İş dediğimiz şey bizim sattığımız şey olduğu kadar bizi de satan şeydir. Yani buradaki açığı görebilirsiniz.

Araştırma yaratıcılığı baskıladı

Neden iş üretemedik? Birincisi, şirket içinde iyi işler yarattık fakat araştırma tarafından çoğu zaman baskılandık. Bu gerçek bir sorun. Araştırma iyi bir şeydir;  fakat onaylanmak için değil, aydınlanmak için kullanılmalıdır. Kesinlikle modernize edilmeye ihtiyacı var; başlanması gereken nokta da insanların duygusal tepkilerinin işe yaramasını sağlamak olmalı. Şu anda elde ettiğimiz şey, üzerinde çok düşünülen ve mantıksal tarafla ilgili alınan geri bildirimler. Gerçek hayatta hangisinin daha güçlü olduğunu da zaten biliyoruz. Müşterilerim, karar almalarını sağlamak için araştırma yapmadıklarına beni ikna etmeye çalışsalar da tecrübelerim tam aksini gösteriyor. Anheuser-Busch InBev’in kıdemli liderleri için bir kreatif konferans düzenledim ve bazı ajans yöneticilerine bana katılmaları için teklif götürdüm. Mükemmel iş yaratmanın önündeki en büyük engelin ne olduğu sorulduğunda, hepsi oy birliğiyle şu cevabı verdi: Araştırma. Bu gerçekten kaçmayı bırakıp araştırma şirketlerini modernleşmeye, daha net ve yardımcı olmaya ve nötr hale getirmek ve etkisizleştirmek yerine yaratıcı ekibin bir parçası haline gelmeye zorlamamız gerekiyor.

Küçük reklamveren kazanamadık

İkinci neden de şu: Büyük müşterileri kazanmak konusunda yeterince şanslıydık ama riskler alan küçük, kavgacı müşterileri kazanma konusunda pek şanslı değildik.

Üçüncüsü, yukarıda bahsettiğim iki sorunun üstesinden gelme konusunda başarısız oldum. Fakat emin olun, denedik. 70’lerden bir satıcı gibi etrafta iş için dolandım durdum. Fikir üstüne fikir, kampanya üstüne kampanya ürettik ve sonra bunları satmak için tekrar dışarı çıktım. 20’lerindeki insanlar çalışmaktan yaşlandı.

Şans konusunda payımıza düşeni de aldık; bazı eski müşterilerimiz ve arkadaşlarımız tesadüfen Unilever ve AB InBev’de çalışmak üzere Amerika’ya taşındılar ve çoğu işimizi kazanmamıza yardımcı oldular. Harika insanlarla tanıştım. Hayatımı eğlenceli kıldılar. Ajans içinde kontrolden çıkmış kahkahalar atmadığımız tek bir günümüz bile olmadı. Kazanmayı başardığımız az miktardaki parayla da yedik içtik. Bu çok önemli. The Bull-White House’ta geçen her gün için şükran duyuyorum. Çok fazla şey öğrendim; hepimiz öğrendik. Geçmişte ve şu anda sahip olduğum her şeye şükrediyorum.

Sadece, daha fazlasına sahip olabilmeyi dilerdim. Yıllardır bizi destekleyen herkese çok teşekkürler. Müşterilerimize, ajanstaki arkadaşlara, medyaya… Ve Drizzly’nin geç vakitteki içki teslimatlarına da.

Eğer herhangi biriniz oksijen maskesine ihtiyaç duyarsanız, kendimden önce sizinkini takmaya yardımcı olacağım.

Matthew Bull

The Bull-White House Kurucusu ve

Lowe and Partners Worldwide Eski CCO’su

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye dergisinin Ekim 2015 sayısında yayınlanmıştır.


 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.