Oya Ünlü Kızıl: “Erkeklere de kadınlara da haksızlık yapılıyor”

Koç Holding Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Oya Ünlü Kızıl, “Bireyden topluma uzanan bir hikaye bu ve her bireyin mutlaka kendi etki alanında yaratabileceği çok önemli değişimler var” diyor.

Her sektördeki markalarıyla Türkiye’nin en büyük reklamverenlerinden biri olan Koç Holding, “Ülkem İçin” projesi kapsamında 2015’ten beri toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen çalışmalar gerçekleştiriyor. Kendi şirketleri, çalışanları, bayileri ve tedarikçilerinin de ötesine geçen, farklı kurumlarla yapılan iş birlikleri ile Koç Holding liderliğinde toplumsal bir harekete dönüşen bu çalışmaları Koç Holding Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Oya Ünlü Kızıl’dan dinledik.

İnci Vardar Bugün Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Oya Ünlü Kızıl İyi bir tablo görmüyorum ne yazık ki. Bu anlamda küresel bazda pek çok ölçüm yapılıyor. Bunun en itibarlılarından bir tanesi de Dünya Ekonomik Forumu’nun her sene Davos’ta açıkladığı, “Gender Parity Gap” dedikleri cinsiyet uçurumu endeksi. Bu endekse baktığınızda da 144 ülke arasında Türkiye maalesef bu sene bir sıra daha geriye giderek 131. sırada. Bir kadın olarak toplumsal hayatta, günlük bazda yaşadığımız gerçekler olmakla birlikte veri temelli baktığımız zaman da Birleşmiş Milletler’in, Dünya Bankası’nın, OECD’nin yayımladığı bu endekslerin tümünde Türkiye çok geri sıralarda. Alt kırılımlarına baktığınız zaman da bunun temel nedeni ekonomiye ve siyasete katılımda son derece geri sıralarda olmamız.

Çalışmalar üç ana eksende

İnci Vardar Koç Holding’in bu alanda nasıl bir yol haritası var?

Oya Ünlü Kızıl Toplumsal cinsiyet eşitliği konusu çok yönlü, çok boyutlu bir konu. Mutlaka bütünsel ve eş zamanlı pek çok projeyle ele alınması gerekiyor. Koç Topluluğu’nda yürüttüğümüz bu çalışmaları üç ana eksende özetleyebiliriz. Birincisi farkındalık ve bilinç artırma projeleri. İkincisi politikalar. Bunda da iç süreçlerimiz ve insan kaynakları politikaları, yönetimsel metrikler, politikaların hedeflere girmesi gibi konuları kast ediyorum. Bir üçüncüsü de projeler.

Koç’ta bu çalışmalara ilk başladığımızda AÇEV, TAP Vakfı, Koç Üniversitesi Kadın Araştırmaları Merkezi iş birliğiyle önce 85.000 kişi atölye çalışmalarından geçti. Bu kişiler Koç Topluluğu çalışanları, bayileri ve tedarikçileri. Dolayısıyla bir paradigma değişikliğine, bir dönüşüme yola açabilmek için çok yoğun bir eğitim ve atölye süreci yaşandı. Eş zamanlı olarak yine şirketlerimizin insan kaynakları departmanlarıyla iş birliği içerisinde İK süreçlerimiz gözden geçirildi. İşe alımlardaki metrikleri, yükselmede, liderlik eğitimlerinde ve yedeklemelerde kadın erkek eşitlikleri gibi bütün süreçler gözden geçirilip bütün şirketlerimizin yönetici kadrolarına hedefler koyuldu. Bu iki eksende 1-1,5 sene gibi bir yol kat ettikten sonra üçüncü ayak olan projeler başladı.

Projelerde her şirket, holding tarafından yürütülen ve ana aksa oturtulan bu konunun kendine en yakın gördüğü alanında bir proje geliştirdi. Örneğin Ford, kadın mühendis sayısını artırmak üzere yola çıktı. Ama istedikleri gibi bir artış olmadığını gördüler, çünkü başvuru yok. Her sene Türkiye’deki öncü üniversitelerden mezun olan mühendis kadın sayısı neredeyse bir elin parmakları kadar. Ford bu alanda bir proje geliştirip kız çocuklarını daha lise çağındayken mühendislik ve alt alanlarına yönlendirebilecek, onlara bu konuda ilham verecek kadın mühendislere götürdü, konuşmalar yaptırdı. Türk Traktör çiftçi kadınlara, Yapı Kredi finansçı kadınlara, Arçelik LG üretim bandında çalışan kadınlara yönelik projeler oluşturdu. Ama bu üç ayağın eş zamanlı olması ve birbirlerini tamamlaması çok önemli. Yani sadece farkındalık çalışması yapıp bıraksaydık ya da sadece politikaları geliştirip atölye çalışması yapmasaydık da bu başarıyı elde edemezdik. Zihinleri aynı bıraktıktan sonra o politikalar, keza projeler de kağıtta kalmaya mahkum. Dolayısıyla tüm bu alanlarda bütünsel bir yaklaşımla stratejinizi çizip eş zamanlı hareket etmeniz lazım.

Kitlesel iletişim araçlarından sürekli bu mesajlar pompalandığı zaman, çocukların çok zengin ve sınırsız olan hayal dünyasını aslında biz kendi ellerimizle sınırlamış oluyoruz. Bu haksızlıktan bence bütün cinsiyetleri kurtarmamız gerekiyor.

İnci Vardar Bu uygulamalarınızda bir sonraki adım ne olacak?

Oya Ünlü Kızıl Projeler devam edecek. Artık bu konuların içselleştirildiğini umuyoruz. Ama kalıcı ve sürekli olması, gerçek bir toplumsal etki yaratabilmesi için sadece Koç Topluluğu’nun değil, sektördeki bütün paydaşların aynı davranış biçimlerini benimsemesi lazım.

Bu anlamda hem sektör bizi öncü görüyor hem de biz çok büyük bir gururla bu öncülük rolünü taşıyoruz. İş dünyasının bize biçtiği bu öncülük ve liderlik rolünü, bu sorumluluğu layığıyla yerine getirebilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Toplumsal çalışmalarımızın tümünde elde ettiğimiz deneyimleri, birikimleri, hayata geçirdiğimiz atölye çalışmalarını, rehberleri, kılavuzları yaygınlaştırıyoruz. Bunun için de gerek TÜSİAD çatısı altında gerek diğer meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarında üstlendiğimiz rollerle, iş dünyasının diğer şirketlerini de bu yolculukta paydaş olarak görüp onların şirketlerindeki çalışanlarına, bayilerine, tedarikçilerine yaymak üzere bütün bu bilgi birikimimizi paylaşıyoruz.

Tabii aslında burada Reklamcılar Derneği gibi meslek örgütlerine ve derneklere de çok daha büyük roller düştüğünü düşünüyorum. Koç Grubu’nun üstlenmeye çalıştığı rolün daha da ötesini eminim onlar da sürdürebilirler. Bu şapka altında çalışan profesyonellerin ürettiği işlerin çıtasını yükseltebilmek için meslek örgütleri postmodern değerler dediğimiz bütün bu değer setleriyle ilgili standartlar geliştirebilir. Bu çevre olabilir, insan, hayvan, çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, dijital dönüşüm, 21. yüzyılın yetkinlikleri çerçevesinde olabilir. Mesleki normlar, etik normları geliştirilebilir ve bunların yayılımı yapılabilir. Bunun Türkiye’de çok önemli bir dönüşüm sağlayacağına eminim.

Temel sorun ön yargılar

İnci Vardar Bunların aslında çocukluktan başlayarak düzeltilmesi gereken bir yanı da var. Reklamlar, diziler ve filmler toplumdaki rollerle ilgili algıyı ne kadar etkiliyor? Sizce çocuklara ve yetişkinlere örnek olabilecek karakterler sunabiliyor muyuz?

Oya Ünlü Kızıl İletişim dilinin inanılmaz bir etkisi var. Tahminlerimizin de üzerinde aslında. Toplumsal cinsiyet eşitliği tabii ki çok boyutlu, çok kapsamlı bir sorun ve bütün bu sorunlar birbiriyle çok ilişkili. Ama temele indiğiniz zaman hepsini yatay kesen temel bir sorun var ki bu da ön yargılar.

2-3 sene önce Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin New York’ta düzenlediği bir kongrede ön yargılarla ilgili bir araştırmanın sonuçları sunuldu. Ön yargılarla mücadelede en etkili aracın ne olduğunu incelemişler. Pek çok kişi eğitim diye tahmin eder ama değil, kitlesel iletişim. Yani televizyonda her gün gençlerin, çocukların, kitlelerin gördükleri, izledikleri iletişim. Reklamlar, diziler, hepsi bunun içerisinde tabii ki. İnsanların ön yargılarını geliştirmede, var olan ön yargılarını da kemikleştirmede çok büyük bir rol üstleniyor.

Model alınabilecek aileler yaratalım gibi rüyalar peşinde değiliz. Çok küçük bazı adımlarla büyük farklar yaratılabilir.

İnci Vardar Şu anda elektrikli süpürge kullanan bir erkeği hiçbir yerde görmediğimiz için hepsi de kullanmalarının gerekmediğini düşünüyorlar, değil mi?

Oya Ünlü Kızıl Öyle. Ne yazık ki göremiyoruz. Görebilsek mutlaka çok etkisi olacak. Özellikle Türkiye’de günlük televizyon izleme oranı 4,5 saat, dünya ortalamasının da üzerinde. Gençlerin televizyon izleme oranlarına baktığımızda yine akranlarından 1,5 saat daha fazla olduğunu görüyoruz. Yine TÜİK verilerine göre insanların boş zamanlarını geçirmede seçtikleri alan %95 ile televizyon seyretmek. Dolayısıyla biz ne yazık ki zamanımızın çok büyük bir kısmını televizyon başında geçiren bir ülkeyiz hâlâ. Bir de dizilerden yine ziyadesiyle etkilenen bir toplumsal portföyümüz var. Dizi oyuncuları ölünce mevlit okutanlar, kendilerini o kişiliklerle son derece özdeşleştiren insanlar görüyoruz. Böyle baktığınız zaman tabii ki dizilerin etkisi çok büyük. Biz de hem uluslararası araştırma sonuçları hem de Türkiye’deki bütün bu veriler ışığında bir proje geliştirdik. Öncelikle 2 sene önce sadece Koç Topluluğu’nda kullanılmak üzere bir rehber niteliğinde bir çalışma yaptık. Bunun da temel hedefi reklamlarımızda ve iletişimimizde kullandığımız dili cinsiyet filtresi kullanarak dönüştürmek üzere bir metodoloji geliştirmek. Yani siz bugün Aygaz’ın, Tüpraş’ın ya da Yapı Kredi’nin marka müdürü olarak bir reklam çıkacağınız zaman bu metodolojiyle bakarak reklamınızın toplumsal cinsiyet eşitliği dostu olup olmadığını test edebiliyorsunuz.

“Düşünce değişikliği yaratmak atomu parçalamaktan bile zor”

İnci Vardar Bu filtre neler içeriyor peki?

Oya Ünlü Kızıl Bu filtre niceliksel ve niteliksel olarak cinsiyet dağılımlarını, rollerin nasıl bölüştürüldüğünü inceliyor. Karar verme mecrası her zaman erkek mi? Kadın her zaman narin, kırılgan ve korunması gereken bir figür olarak mı konumlandırılmış? Ailenin ekonomisi üzerine karar veren kişi, ailenin temel direği olarak konumlandırılmış kişi her zaman erkek mi? Temizlik işleri, yemek yapma ve çocuk bakımı gibi eve dair sorumluluklar her zaman kadının üzerinde mi? Çok basit filtrelerle o reklam sahnesine bu gözle bakmayı sağlıyor.

Tabii sadece bu rehberi hazırlamak da yetmiyor. Bunun içselleştirilmesi ve yaygınlaştırılması için atölye çalışmaları düzenledik. Dönüşümü tetiklemek için önce Koç Topluluğu dahilindeki 10 büyük şirketimizin pazarlama ve iletişim yöneticileri bu atölye çalışmalarına katıldılar. Daha sonra da çalıştığımız 30’dan fazla ajans da bu atölye çalışmalarından geçti. Ve şimdi de ölçümleme ve değerlendirme safhasındayız.

Bir paradigma değişikliği ya da davranış değişikliği yaratmak çok zor bir iş. Einstein’ın bile öyle bir sözü vardı, düşünce değişikliği yaratmak atomu parçalamaktan bile zor diye. Herkeste iyi niyet mevcut. Ama iyi niyet ve temenni dilinin ötesine geçebilmek, bu değişimleri kalıcı ve sürdürülebilir kılmak için bunları sistemlere oturtmak, politikalar, rehberler aracılığıyla süreçleri çerçevelemek ve ölçümlemesini yapmak şart. Şimdi ölçümlemelerini de yapıyoruz. Topluluk şirketlerimizin reklamları uzmanlar tarafından inceleniyor ve hemen geri bildirim sağlanıyor. İyi örnekler hemen ödüllendiriliyor. Böyle bir süreçteyiz.

İnci Vardar Bununla birlikte TÜSİAD’la birlikte yaptığınız, dizileri konu alan bir çalışma da var.

Oya Ünlü Kızıl Evet, o da çok keyifli bir çalışma. Bu dönem iki yıllığına TÜSİAD’da toplumsal cinsiyet eşitliği grubunun başkanlığını yürütüyorum. Koç Topluluğu’nda hâlihazırda iletişime yönelik bir rehberimiz varken, dizilerle ilgili verileri de duyunca, bunun da üzerine ekleyerek reklam ve iletişim dünyasına yaptığımız çalışmayı dizilere de taşıyabiliriz dedik. TÜSİAD çalışma grubundaki, Türkiye’nin en büyük şirketlerinin temsilcileri olan diğer üyelerin de çok severek ve inanarak sahiplendiği bir proje oldu ve geçen sene bu sürece girdik.

Öncelikle sektörün çeşitli paydaşlarını masanın etrafında bir araya getirdik. Oyuncular, senaristler, yapımcılar, yayıncılar, yönetmenler ve tabii ki bu sektörün hayatta kalmasını sağlayan reklamverenler gibi çok çeşitli bir paydaş portföyü var dizi sektörünün. Bütün bu paydaşlarla bir araya gelip geliştirilebilecek metodoloji üzerine çalıştaylar yapıldı. Öncelikle Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, AÇEV, İstanbul Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi’nin danışmanlığı ve Kadir Has Üniversitesi’nden çok değerli hocalarımızın da katkılarıyla, Türkiye’deki reytingi en yüksek 12 dizinin her bölümü, bir aylık bir zaman parantezi içerisinde 5 kadın, 5 erkek yüksek lisans ve doktora öğrencileri tarafından incelendi, ortaya bir resim çıktı. Bu resim, tabii tahmin ettiğimiz gibi ama aynı sayfada olmak ve öncelikle sorunda ortaklaşmak için bunu bir saha araştırmasıyla ortaya koymak çok önemliydi.

Rol dağılımında cinsiyetçi bir yaklaşım var

Burada rakamsal bir gerçek karşımıza çıktı. Türkiye’deki en popüler dizilerin hepsi bir kere kadın ve erkek dizileri olarak ayrışmış durumda. Yani en popüler 12 dizinin 7’si bütünüyle çatışma, savaş, terörle mücadele gibi tanımlamaları içeren erkeğe yönelik diziler. Diğerleri de kadına yönelik, daha yumuşak tonda diziler.

İkincisi, kadın ve erkek oyuncuların sayısında bir eşitlik var ama rol dağılımında inanılmaz boyutta cinsiyetçi bir yaklaşım söz konusu. Örnek vermek gerekirse, yine iş ve ekonomiyle ilgili rollerin %82’si erkeklerde, evle ilgili sorumlulukların yine benzer bir çoğunluğu kadınlarda gibi.

Aslında temel konu burada şu: Biz dizilerde steril, çok model alınabilecek aileler yaratalım, her şey eşit olsun, kadın da erkek de her alanda gözüksün gibi rüyalar peşinde değiliz. Çok küçük bazı adımlarla büyük farklar yaratılabilir. Bundan kastım karakterde, ruh halinde, mesleklerde ve fiziki görünümde çeşitlilik.

Yani sen kadını sadece 18-24 yaş arası, fiziki olarak çekici, çalışmayan ve sürekli gezen, hayatın keyfini çıkaran ya da işe müthiş dekolte kıyafetlerle giden biri olarak göstermemelisin, bu değil çünkü. Ya da erkeği kalantor, her an agresif, çatışmaya müsait, duygusuz gösterme. Sanıyorum ki erkekler de böyle bir tipleme içine sokulmak istemez. Gerçek de bu değil, buna sıkıştırma. Dolayısıyla erkeklerde de kadınlarda da bu çeşitliliği sağlamak çok önemli.

Dizilerin senaryosunda çok büyük kırılmalara yol açmadan, çok küçük dokunuşlarla bu çeşitliliği sağlayabiliriz. Hayata, eve ve işe dair sorumlulukları daha eşit bölüştürebiliriz. Erkeklere de haksızlık yapılıyor, kadınlara da haksızlık yapılıyor.

En büyük haksızlık çocuklarımıza aslında. İngilizcede güzel bir söz var, “görmezse, olamaz” diyorlar. Bir kız çocuğu dizide ya da televizyonda bir bilim kadını görmezse, hiçbir zaman bilim kadını olabileceğini düşünmüyor. Ya da bir erkek çocuk hemşire, çocuk doktoru ya da belki de yuva öğretmeni olmak istiyor. Ama onun kadın mesleği gibi kurgulandığı bir dünyada yetiştiği ve kitlesel iletişim araçlarından ona sürekli bu mesajlar pompalandığı zaman, çocukların çok zengin ve sınırsız olan hayal dünyasını aslında biz kendi ellerimizle sınırlamış oluyoruz. Bunu da kanıtlayan çalışmalar var. Yuvada kız ve erkek çocuklara meslekler sorulduğunda, kız çocukları da astronot, doktor, başbakan olmak istiyor. Erkek çocuk da aynı şekilde. Ortaokulda bakıyoruz ki bunlar hep törpülenmiş. Kız çocuklar ya öğretmen ya da hemşire olmak istiyor. Bir bakmışsın ki kadına yakıştığı düşünülen meslekleri sahiplenmiş. Bu haksızlıktan bence bütün cinsiyetleri kurtarmamız gerekiyor. Sadece kadın erkek eşit değil, insan insana eşit. İnsanın insana eşit olduğunu kitlesel iletişim araçlarında görebiliyor olmamız lazım.

İnci Vardar Aslında modern, şehirli kadında geçmişe göre değişiklik görebiliyoruz, her şeyi yapabiliyor gibi görünüyor. Diziler bu konuda yanıltıcı oluyorlar mı?

Oya Ünlü Kızıl Aslında dizilerdeki oranlara baktığınız zaman çalışan kadının 3’te 1’den bile az olduğunu görüyorsunuz. Topluma baktığınızda da öyle. OECD verilerine göre bugün Türkiye’de kadınların istihdama katılım oranı %28, dizilerde de hemen hemen benzer bir oran var. Böyle baktığınızda dizi sektörü “Biz aynı şekilde yansıtıyoruz” diyebilir. Ama zaten var olan sorunları ve ön yargıları birebir yansıttığınız, bunu makbul ve kabul edilebilir bir hale getirdiğiniz zaman o sorunu kemikleştirmiş oluyorsunuz. Sürekli çatışma sahnesi göstermek gibi. Çatışmalar olmuyor mu? Oluyor. Ama bunun televizyonda sürekli gösterilmesi bunu normalleştiriyor.

Böyle bir kadın dünyası yok

Az önce söylediğim gibi, çok da hijyen aramıyoruz. Hiç mi şiddet olmayacak? Hepsi olacak ama bu kadar ayrıştırmamak zorundayız. Dünya, gerçekler bu kadar ayrışmış değil. Yani kadının şu anda 3’te 1’i istihdama katılıyor ama duygu ve karakter çeşitliliği, mesleki çeşitlilik açısından öyle bir dünya yok. Dizi sektöründe rakamlardan ziyade resmetme şeklinde yanlışlar var. Kadın sürekli duygusal, hüzünlü, ağlayan, çok kırılgan falan… Böyle bir dünya yok.

Ne çevremde, ne iş hayatımda ne de sosyal hayatımda böyle bir kadın dünyası görüyorum. Benim babaannem köy kadını, her sene ziyaret ettiğim bir köyümüz var. Oradaki kadınlarda da böyle görmüyorum. Anadolu’da kadın son derece güçlü, karar mekanizmalarında rolü olan, kendinin ve çocuklarının hakkına sahip çıkan pek çok kadın var. Ama dediğiniz gibi, bunları dizilerde görmüyoruz.

Marka dünyası tarafından bu şapkayla baktığım zaman, artık örneğin şiddet içeren sahnelere ürünümü yerleştirmem diyebiliyorsun. Reklamveren olarak bu gücün var. Diğerleri daha yumuşak ve kabul edilebilir konular değil. Kadına karşı ayrımcılık, çocuğa karşı ayrımcılık, yani her türlü hak ihlalinin gösterildiği sahne, aslında bizim ürün yerleştirmesi yapmamamız ve reklam vermememiz gereken sahneler.

İnci Vardar Siz aynı zamanda Koç Topluluğu olarak Türkiye’de HeForShe’nin de bir numaralı destekçisisiniz. Biraz bu hareketten bahseder misiniz?

Oya Ünlü Kızıl HeForShe yine Birleşmiş Milletler’in başlattığı bir farkındalık hareketi. Bu projenin, isminden anlaşılacağı gibi temel söylemi şu: Toplumsal cinsiyet eşitliği bir kadın meselesi değil, bir insan hakları meselesi ve en az kadınları ilgilendirdiği kadar erkekleri de ilgilendiriyor. Dünyada gücü, liderliği, oran olarak çok daha elinde tutan erkekler bu yolculukta kadınlarla birlikte olmazsa, burada bir sonuca ulaşmamız mümkün değil diyor. Çünkü karar verme mekanizmaları, siyasette ve ekonomide liderlik, sadece Türkiye’de değil, dünyada da çok yüksek oranda erkeklerin elinde. Onlar da bu yolculukta kadınlarla birlikte olmazsa bir adım ileri, iki adım geri gidilen bir durum ortaya çıkıyor. O nedenle ismi HeForShe.

Erkekler de kadınların yanında bu mesajı vermeye çalışıyor. Amerika’da pek çok ünlü siyasi lider bu kampanyanın yüzleri. Aynı zamanda yine iş dünyasından, sahne sanatlarından, spordan pek çok sevilen yüz bu projenin sözcüsü. Türkiye’de de Mustafa Koç’u istemişlerdi. Hareketin Türkiye’deki sözcüsü Mustafa Bey, deyim yerindeyse Türkiye’deki öncüsü de Koç Topluluğu oldu. Mustafa Bey’in zamansız vefatı sonrasında da Ömer Bey şu anda bu sözcülüğü üstlenmiş durumda. Örnek alınabilecek modeller geliştiriyor, dünyadaki diğer şirketlerle bunların paylaşımlarını yapıp örnek olabilecek uygulamalar hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Zihinleri aynı bıraktıktan sonra o politikalar, keza projeler de kağıtta kalmaya mahkum.

İnci Vardar Eşitliği ve özellikle kadının gücünü destekleyen iletişim mesajlarına özel günlerde çok fazla yer veriliyor, onun dışında pek görmüyoruz. Siz burada nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Oya Ünlü Kızıl Aynı tabloyu görüyorum. Kadının adı yok derler ya, gerçekten Türkiye’de ne yazık ki öyle. Yılın büyük bir kısmında yok ama Dünya Kadınlar Günü ya da Anneler Günü geldiğinde bütün iletişimlerde kadın bir çiçek, her şeyi güzelleştiren, dünyadaki bütün güzelliklerin müsebbibi olan bir varlıkmış gibi resmediliyor. Ama sadece bugünlere has bir iletişimin sürdürülebilir olmadığı bir gerçek. Tabii ki bunlar da önemli ve çok güzel çalışmalar çıkıyor. Beğenerek, çok mutlu olarak izlediğimiz çalışmalar da var ama yine gizli cinsiyetçi diyebileceğim, kalıp yargıların var olduğu kurumlar tarafından yapılan eleştirdiğimiz bazı işler de oluyor. Örneğin Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Gününde kadına yönelik şiddete karşı bir kampanya vardı, erkekleri hayvanlarla eşleştirip fiziki gücünü öne çıkarıyordu. Eminim çok iyi niyetle yapıldı ama aslında orada erkekte fiziki güç vardır, istese yapar ama istemediği için yapmıyor mesajı veriliyor. Yani sanki şiddet bir inisiyatif işiymiş ve erkeğin niyetine bağlıymış gibi bir konumlandırma var.

İletişim ve reklam camiası Türkiye’nin aydınlık yüzü

Bunları ben de kadın çalışmaları yapan akademisyenlerden, çok değerli uzmanlardan yeni yeni öğreniyorum. Önemli olan burada uzmanlık almak. Çünkü biz de son derece iyi niyetli bir konuşma yaparken hataya düşebiliriz. Belki bu konuşmamda bile bazı yanlışlar yapıyor olabilirim, son derece doğal. Çünkü bu konular gerçekten bazı hassas detaylar içeren, mutlaka uzman görüşü alınması gereken konular. O nedenle hem Koç’ta hem de TÜSİAD çatısı altındaki çalışmalarımızın her adımında mutlaka kadın örgütlerinin, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi gibi uluslararası kuruluşların uzmanlığını alarak ilerliyoruz. Reklamlara gelirsek de buradaki hatalı uygulamaların çokça önüne geçebildik, bu sevindirici bir gelişme. Anneler Günü reklamlarında bütün küçük ev aletlerinin bir kadın dünyasında gösterilmesi gibi, Koç şirketlerinin de içinde olduğu bazı yanlış uygulamalar yıllarca oldu ama iletişim ve reklam camiası Türkiye’nin aydınlık yüzü. Son derece iyi eğitimli, yaratıcı beyinler. Yeter ki onların farkındalığını sağlayalım. O farkındalık orada geliştiği zaman zaten kendini farklılaştıran, hedeflerden ve yaratıcılıklardan feragat etmeden kadını doğru konumlandıran, yine esprili, yaratıcı, insanlarda büyük etki bırakacak çalışmalar yaratabileceklerine inanıyorum. Yaratıyorlar da.

İnci Vardar Kadınlar ve erkekler açısından nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz?

Oya Ünlü Kızıl Ümit bütün enerjinin kaynağı, o nedenle hiçbir alanda, hiçbir zaman ümidimizi kaybetmiyoruz ama aslında geleceğimizi şekillendiren bizleriz ve yaptığımız seçimler. Yaptığımız seçimlere çok dikkat etmemiz gerekiyor. Hepimiz sahip olduğumuz koltukların gücünün farkında olmalıyız. Bireyden topluma uzanan bir hikaye bu ve her bireyin mutlaka kendi etki alanında yaratabileceği çok önemli değişimler var. Hepimiz kendimiz için, kadın, erkek, çocuk, hayvan, gezegen ve bütün insanlık için nasıl bir gelecek hayal ediyorsak, bu gelecek için doğru seçimlerle elimizden gelenin en iyisini yapmaya, iyi senaryolar yazmaya, bu iyi senaryoların içerisinde iyi insanlar olmaya, iyi roller oynamaya çalışmalıyız diye düşünüyorum. Bu anlamda bakınca da ümitliyiz.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 78. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.