“Ömür boyu süren bir ders gibi…”

Müzisyen İlhan Erşahin ile müzik dünyasındaki yolculuğunun nasıl başladığını, caz müziğini ve başarılı bir müzik girişimcisi olarak yeni planlarının neler olduğunu konuştuk.

İlhan Erşahin

Üretmeye devam eden, tutkularından vazgeçmeyen isimlere yer verdiğimiz Creativity bölümümüzde bu ay farklı bir isme yer veriyoruz. Sanat dünyasının özellikle de müzik dünyasının yakından tanıdığı İlhan Erşahin ile konuştuk. Müzik alanındaki çalışmalarıyla üretme tutkusunu her projesinde yansıtmayı başaran Erşahin’den ilham veren macerasını dinledik.

Burak Becan: İsveç’te doğup daha sonrasında genç yaşta müziğin peşinden, caz müziğinin doğduğu yere New York’a gidiyorsunuz. Müzikle ilk tanışmanız nasıl oldu? Bu serüvendeki tutku nasıl başladı?

İlhan Erşahin: Ailemde kimse müzisyen değildi. Fakat ağabeyim ve iki ablamın eve getirdikleri plaklardan daha erken yaşta müziğe bir merak doğdu diyebilirim. Evde çok çeşitli müzikler çalıyordu. Babamın Türkiye’den getirdiği plaklar da vardı. 15 yaşımdayken okuldan arkadaşlarım bir müzik grubu kurdu ve bir saksafoncuya ihtiyaçları olduğunu söylediler. Saksafon ile zaten ilgiliydim, hemen gidip bir tane aldım ve müzik hayatım böylece başlamış oldu. New York, daha erken yaşta aklımda vardı açıkçası. Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, dinlediğim müzikler… Hatırlıyorum daha 14 yaşımdayken kafamda New York vardı. New York’a ilk kez 16 ya da 17 yaşımdayken gittim ve New York’ta olmam gerektiğini daha iyi anladım. Nihayet 1989’da New York’a taşındım. Sweet Basil adında harika bir caz kulüpte komi olarak çalışmaya başladım. Sonra garsonluk vs… 6 yıl kadar sonra her cumartesi brunch’larda çalmaya başladım. Kulübün sahibi ve programcısı beni dinledi, ve her cumartesi çalmamı istediler. Bunlar ilk gerçek konserlerim oldu sanıyorum. New York bütün büyük şehirler gibi gerçekten zorlu ve mücadele gerektiriyor ama hala buradayım. Şimdi 2 canlı müzik kulübüm ve bir kokteyl barım, bir de plak şirketim var ve tabii ki hala çalıyorum, bol bol kayıt yapıyorum. Pandemi zamanlarında kulüpleri kapalı tabi, ama yakında açılacağını umuyorum.

Burak Becan: Bugüne kadar dünyaca ünlü birçok isimle aynı sahnede yer aldınız. Dünyanın farklı yerlerinde sayısız konser verdiniz. Bunca tecrübeden sonra caz müziğin sizin için ne ifade ettiğini düşünüyorsunuz?

İlhan Erşahin:Benim için konu asla sadece “caz” olmadı, “müzik” oldu. Tabii ki sık seyahat etmek, çokça çalmak, farklı ülkeler görmek, farklı durumlarda, farklı sahnelerde ve sahne arkasında bulunmak, insanları tanımak ister istemez yetişmenizi, üzerine düşünmenizi ve genişlemenizi sağlıyor. Müzik bana öğretti ki, onu doğru ele alırsanız daha geniş düşünmenizi sağlıyor ve ufkunuzu açıyor. Hala öğreniyorum. Ömür boyu süren bir ders gibi… Tarzları ne olursa olsun iyi müzisyenlerle müzik yapmayı gerçekten çok seviyorum. Genel olarak yaratabiliyor olmak heyecan verici zaten; hele bunu harika başka insanlarla birlikte yapma fırsatınız varsa daha da iyi… Bence, sanatta, temas ettiğiniz her şey uzun vadede size katkı sağlıyor ve müziğinize yansıyor. Ben şahsen bunu yapmaya çalışıyorum.

Burak Becan: Siz yaptığınız müzikle bir çok kişiye ilham verem birisiniz. Peki sizin ilham kaynağınız neler ve kimler oluyor?

İlhan Erşahin: Hayatın kendisi bana ilham veriyor. Müzik olarak ilham verenler ise çok fazla… Her zaman müzik dinliyor ve notlar alıyorum. Yeni müzisyenlerle tanışmayı ve onlarla yeni müzikler yapmayı seviyorum; bu da çok ilham ve heyecan verici. Tabii ki benim de kahramanlarım ve favori müzisyenlerim var; ama aynı bir ressam gibi o anın rengini bulup, o anın tasarımını yapmaya çalışıyorum.

Burak Becan: Amerika’da ünlü Türk müzik yapımcısı Ahmet Ertegün ile tanışıyorsunuz. Bize biraz bu tanışıklıktan da bahseder misiniz?

İlhan Erşahin:Herhalde 1995 yılıydı, Sweet Basil’daki rutin konserlerden birinde çalıyordum. Birden 5 limuzin yanaştı ve içinden Ahmet Ertegün ile arkadaşları çıktı, kulübe girdi, oturdular. Set bittikten sonra Ahmet kalktı yanıma geldi “New York Times’ta ‘Sweet Basil’da çalan bir Türk isim’ haberini okudum… Merak ettim kimmiş bu İlhan?” dedi. “Çok memnun oldum, gerçekten iyi çalıyorsun, numaramı al, beni ara” dedi. Sonrasında yakın arkadaş olduk. Israrla “Ahmet Bey” yerine “Ahmet” dememi istiyordu. Defalarca ofisine öğle yemeklerine gittim, sohbet ettik, müzik dinledik. New York’ta ve Long Island’taki evlerinde, Bodrum’daki evinde partiler verirdi, onlarda da defalarca çaldım. 2002’de kulübüm Nublu’yu açtığımda da 2-3 kez geldi. İnanılmaz bir adamdı. Onu her zaman özleyeceğim.

“Müzik bana öğretti ki, onu doğru ele alırsanız daha geniş düşünmenizi sağlıyor ve ufkunuzu açıyor. Hala öğreniyorum. Ömür boyu süren bir ders gibi…”

Burak Becan: İlk olarak 2002 yılında New York’ta Nublu isminde bir caz kulubü açıyorsunuz. Bize biraz Nublu’dan bahseder misiniz? Bu mekanı açarken hangi motivasyonla bu işe giriştiniz?

İlhan Erşahin: 2002’de Nublu’yu açtım ve aslında aklımda bir plan yoktu. Sadece kendim ve arkadaşlarım için sürekli çalabileceğimiz bir yer olsun istedim. Profesyonel bir iş gibi değil, epey basit bir girişim olarak başladı. Zamanla büyüdü büyüdü ve şimdi ilk Nublu’yu daha ufak akustik performansların olacağı; bir radyo istasyonuna ‘radionublu’ya dönüştürüyorum. Gündüzleri açık bir kafe, lounge gibi olacak. 3 yıl önce aynı cadde üzerinde birkaç blok yukarıda açtığım yeni Nublu ise farklı türlerden grupların konser verecekleri bir gece mekanı olarak devam edecek. (Tabii pandemi nedeniyle şimdilik bekliyoruz, ama birkaç ay içinde başlamayı umuyorum.) Kulübün ikinci katında da Studio 151 adında ikinci bir barım var. Orada da akustik konserler yapıyoruz. Özetle 3 mekan oldu: Radionublu, Nublu ve Studio 151.

Burak Becan: Türkiye’de caz müziğin hangi noktada olduğunu düşünüyorsunuz? Müzisyenleriyle, dinleyicisiyle, mekanlarıyla bu ekosistem diğer ülkelere göre ne durumda sizce?

İlhan Erşahin: Bence Türkiye müzik, müzisyenler ve kitle olarak harika bir dönem yaşıyor. Müthiş gruplar, müzisyenler çıkıyor. Müzik dinleyicisi zaten çok iyi. Meraklı, dikkatli, duygusal, eleştirel… Çalmayı heyecanlı kılan bütün unsurlar var. Ben genel anlamda Türkiye’deki müzik sahnesini çok iyi bir seviyede görüyorum. Son bir kaç yılda çok yaratıcı yeni gruplar, besteciler, müzisyenler çıktı. İstanbul zaten hep harika stüdyoları, konser mekanları, canlı müziğe yer veren TV kanalları olan bir şehirdi.

Burak Becan: Gelecek projeleriniz neler olacak? Bir müzik girişimcisi olarak İlhan Erşahin’i neler yaparken göreceğiz?

İlhan Erşahin:Son olarak Istanbul Sessions projesi ile yeni bir albüm yayınladık: “Bir Zamanlar Şimdi”. Pandemi nedeniyle stüdyoda bu ara epey zaman geçirdim. 2021’de farklı projeler ile başka albümler de gelecek ama turne grubum daha çok Istanbul Sessions olacaktır yine. Plak şirketim Nublu Records üzerine epey vakit harcadım. Oradan da farklı, güzel albümler çıkacak. Sonuç olarak planım bestelere, kayıtlara devam etmek. Tabi bir an önce turnelere başlamayı ve New York’taki mekanları da bir gün tekrar açmayı bekliyorum. Kim bilir belki bir gün Istanbul’da da tekrar Nublu açarız…

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 107. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.